Basel Kantonu Entegrasyon Dairesi hukuk danışmanı Angela Bryner; Kadına yönelik şiddet tolore edilemez

133

Burjuva devlet aygıtı ve yasama organı, doğası gereği eşitsiz anlayışların ortadan kaldırılmasını ancak bir rant elde edebiliyorsa yapar. Kadın erkek eşitsizliği ve erkeği insanlıktan çıkaran bu iktidar anlayışı, ancak ve ancak sınıfsız bir toplum aşamasında tam olarak ortadan kalkabilecektir. Bu, kadın sorununun ve mücadelesinin ertelenmesi veya yarına bırakılması anlamına gelmemektedir. Cinsler arasında eşitlik, saygı ve sevgiye dayalı anlayışın egemen kılınması başka bir yaşam ve Dünya anlayışı ile mümkündür.    Yapılması gereken başta kadınlar olmak üzere tüm ezilenlerin mücadelelerini ve seslerini ortaklaştırmalarıdır. Yasaların önleyiciliği ve uygulamadaki tavizsiz tutumlara rağmen  Avrupa genelinde her 4 kadından biri şiddete maruz kalıyor. Bu, hukuksal düzenlemelerin yanı sıra, kişilerin içinde bulunduğu sosyal, siyasal ve ekonomik durumun da bu sorunun ortaya çıkmasındaki belirleyiciliğini gösteriyor. Yasaların önleyiciliği ve göçmen kadınların İsviçre`de yasalarca tanınmış haklarını ne oranda kullanabildiklerini, Basel Kantonu Entegrasyon Dairesi hukuk danışmanı Angela Bryner ile konuştuk.

Abidin ÇETİN

Kadın haklarının korunması ve güvence altına alınması bakımından İsviçre yasaları sizce yeterli midir?

İsviçre’nin çok iyi bir anayasası vardır. Anayasada insanların ırk, inanç, dil, renk, ve cinsiyet gibi nedenlerle ayrımcılığa tabi tutulamayacağı çok açık bir şekilde belirtilmiştir.

Söz konusu kadınlar olduğu için belirtmeliyim ki, kadınların istedikleri inancı seçmek, istedikleri kişi ile evlenmek ve geleceği ile ilgili karar alma özgürlüğü gibi hakları anayasal güvence altındadır.

İsviçre`de kadınlara tanınan bu haklar ilk kez 1981 yılında anayasal düzlemde kabul edildi…

İsviçre`de kadın erkek eşitliğinin yasalarca güvence altına alınması da çok yenidir..

Peki göçmen kadınlar yasalarca tanımlanan bu haklarını kullanabiliyorlar mı?

İsviçre`ye evlilik ve aile birleşimi yasası çerçevesinde gelen bir çok kadın ne gibi hakları olduğunu maalesef bilmiyor. Bunun sonucu olarak da erkek istediği zaman kadına baskı uygulayabiliyor. Kadınlar da zaten kendilerini bağımlı olarak hissediyorlar. Tabii ki bu sorunlar hangi ülkeden gelmiş olursa olsun bütün kadınlar için geçerlidir. Çünkü evlilik ya da aile birleşimi yasası çerçevesinde buraya gelenler evlilik ile ilgili sorunların başlaması ve ayrılmak durumunda kalmaları halinde oturum vizesi alamıyorlar ve burayı terk etmek zorunda kalıyorlar.

Kesinlikle böyle midir, istisnai durumlar var mıdır?

Evet vardır. Aile içi şiddet ve baskı varsa ve baskı gören eş yardım talebinde bulunursa öncelikle durumu incelenir.

Biraz daha somuta indirgeyerek anlatmak gerekirse…

Eşinden şiddet gören bir kadının öncelikle doktora veya hastaneye gitmesi gerekiyor. Doktor bu durumda yasalar gereği polise bildirmek zorunda. Ayrıca komşuların ve çevredeki insanların polise bildirmeleri durumunda da kadın koruma altına alınır.

Nasıl bir korumadır bu?

Olayın içeriğine göre degişir. Şiddet varsa öncelikle eşinin bilmediği ve hiç bir surette ulaşamayacağı her hangi bir kadın evine gönderilir.

Evet, göçmen kadınlar açısından olmazsa olmaz olan şey..

Dil öğrenmeleri, bir meslek sahibi olmaları, komşuları ile ilişki kurabilmeleri, okulda çocukları ile ilgili görüşmeleri yapabilmeleri, yani hayatın içinde olmaları anlamına geliyor.

Hemen hemen bütün kantonlarda enformasyon ve bilgilendirme kurumları mevcuttur. Buralardan faydalanabilmeleri için dil gereklidir.

Şöyle bir durum da söz konusu; İsviçre`ye evlilik yoluyla gelmiş bir kadının dil öğrenmesi, çevreyi tanıması ve yeni bir toplumsal ilişkiler içine girmesi en az iki veya üç yıllık bir zaman süreci gerektirir. Zaten ne oluyorsa bu zaman zarfında oluyor..

Evet buna katılıyorum. Ancak ilk geldiklerinde her dilde hazırlanmış enformasyon broşürleri verilir. Yani kendi ana dillerinde yazılmış broşürlerdir bunlar. Daha kapsamlı bir enformasyon ve bilgilenme için dil öğrenilmesi zamanla zorunlu bir hale geliyor.   

İsviçreli kadınlar açısından durum nedir?

Tabii kadın ve erkek eşitliğinin anayasal bir zeminde kabul edilmesine kadar İsviçreli bir çok kadın da baskı altındaydı ve şiddet görüyordu. Evin tek hakimi erkek idi ve onun iradesi dışında hiç bir şey yapılamazdı. Ayrıca kamusal alanda da erkek egemenliğini her zaman hissedebiliyorduk. Size kendi yaşamımdan bir örnek vermek isterim. Ben öğrenci iken aynı zamanda çalışıyordum. Birgün halı satan bir mağazada bir halı aldım ve tam parasını öderken, mağaza sahibi bana bu halıyı almak için eşimden izin alıp almadığımı sordu. Ben de evli olmadığımı söyleyince bana, nasıl olur evli değilsiniz de bu kadar paranız olabiliyor, demişti. Bu olayı 1983 senesinde yaşadım. İsviçre`de bu tür sorunların hem sosyal hem de hukuksal olarak ortadan kalkması çok yenidir.

Türkiye`de kadın haklarıyla ilgili yasalar 1930`lardan itibaren çıkartılmaya başlanmıştır. Ancak toplumsal bakış açısının değişememesinden dolayı bugün namus cinayetleri, aile içi şiddet, tecavüz vs. gibi olumsuzluklar artarak devam ediyor. Yani sadece hukuksal düzenlemeler yetmiyor. Toplumsal değişim ve bakış açısı çok önemli…

Haklısınız. Ancak aynı durum İsviçre`de de söz konusu. Yani Basel`deki sosyal doku ile başka herhangi bir kantondaki sosyal doku aynı değildir. Ancak yasalar etkin bir şekilde uygulanırsa sosyal doku zamanla hukuksal değişimlere kayıtsız kalamaz. Kadınların daha da bilinçlenmesi ve hakları açısından donanımlı olabilmeleri için bu sorunların sürekli olarak konuşulması ve tartışılması bu anlamda çok önemlidir. Ayrıca yaşanan olumsuzluklar özel bir sorunmuş gibi algılanmamalıdır. Özellikle de şiddet varsa bu gerekli yerlere bildirilmelidir. Bu tür durumların farkına varanlarda derhal gerekli yerlere bildirmelidirler.

Zoraki evliliklerle ilgili neler söylemek istersiniz?

Zoraki evlilik, İsviçre anayasasının 10. maddesince düzenlenen bireysel özgürlükler ve ihlali kapsamında ele alınmıştır. Bu şu demektir; bir insan istemediği birisiyle birlikte olmaya zorlanamaz.

Peki böyle bir duruma maruz kalan bir insan ne yapmalıdır?

Öncelikle bilgilendirilmesi durumunda evlendirme memuru böyle bir evliliği onaylayamaz. Kadın derhal koruma altına alınır. Şayet tehdit baskı da varsa bu ceza yasaları çerçevesinde değerlendirilir.

Anlıyorum, ancak bunun için hangi kuruma ve nasıl müracaat edilecek.

Öncelikle bilinmesi gereken bu sadece bir polisin ya da yargıcın isteyip istememsiyle ilgili degildir. Yasalar bunu böyle düzenlemiştir. Bununla ilgili ücretsiz hukuki danışma merkezleri mevcuttur. Yeterince broşür ve bilgilendirme materyalleri mevcuttur. Kadınlar için Kadın Danışma Merkezleri bu konuda talep edilmesi halinde gerekli desteği vereceklerdir.

Sizin bizzat karsılaştığınız böyle bir örnek var mıdır?

Tabii ki. En son 16 yaşında Makedonyalı genç bir kız zorla evlendirilmek isteniyordu. Bize müracaat edilmişti ve gereken yapıldı.

Namus cinayetleri meselesi de var…

İsviçre`de bu tür cinayetler işlendi, ancak sayı olarak bir Almanya kadar değil.

Sağcı ve yabancı düşmanı partiler bunu daha çok etnik temeller ve dini inançlar üzerinden istismar ediyorlar.

İnanın bu anlayışta olanlar, eğer bugün Isviçre`de Çinliler olsaydı onlara da ırkçı yaklaşım için gerekli retoriği oluştururlardı.

 İsviçre gibi seküler bir devlet anlayışına sahip ülkelerde yasalar dine göre değil, ihtiyaca göre bilimsel kriterler esas alınarak yapılır…

İsviçre`de her şey yasalara uygun yapılmak zorunda. Herkes inancında özgürdür, istediği şekilde ibadetini yapma hakkı vardır. Ancak burada dini kurallar değil  İsviçre medeni yasası geçerlidir. Bir örnek vermek isterim; bir Asya inancına göre yaşlı bir adam 4 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenebilir. Bu inançta olan birisi İsviçre`de ben inancımda özgürüm, İsviçre`de de olsak inancımı yaşamak istiyorum diyemez. çünkü burada İsviçre anayasası ve bu çerçevede yapılmış yasalar geçerlidir.

Tabii ki dini anlayışların yasalar ile çeliştiği noktada, yasaların üstünlüğüdür esas olan.

Bir örnek daha vermek isterim. Bundan iki yıl önce Türkiyeli bir göçmen baba inancı gereği kız çocuklarını yüzme derslerine göndermek istemiyordu. Defalarca uyarıldıktan sonra para cezasına çarptırıldı. Çünkü yüzme dersleri eğitimin bir parçasıdır.

Hindu inancına göre eşi ölen bir kadın yakılıyor. Bu inançta olan birisi kalkıp ben İsviçre`de inancım gereği bunu böyle istiyorum diyemez.

 Bir hukukçu olarak, göçmenlerin, yasal olarak uymaları gerekenler açısından neler söyleyebilirsiniz?

Federal yasalarda olduğu gibi, dil öğrenilmesi, İsviçre Anayasası çerçevesinde kabul edilmiş olan haklara saygı gösterilmesi ve gereklerinin yerine getirilmesi ve kendini idame ettirebilecek yeterlilikte olunması. Bunlar yapıldıktan sonra kimsenin oturum vizesi ya da diğer gerekli izinlerin alınması açısından sorunlar yaşaması söz konusu olamaz.

Kadınlar açısından bakarsak; farklı ülkelerden gelen bir çok kadın hem meslek sahibi hem de iyi eğitim almış durumda. Biliyoruz ki bu anlamda çok büyük bir potansiyel kullanılamaz durumda. Çünkü burada ya ev kadını olarak kalmayı tercih ediyorlar ya da meslekleri dışında daha farklı ve potansiyellerinin çok altında islerde çalışmak durumunda kalıyorlar.. Oysa diplomalarını denkleştirip gerekli uyum kurslarından sonra ekonomik hayata katılabilirler. Bunu heba etmemeleri gerekir. İsviçre hem eğitim hem de çalışma bakımından bir imkanlar ülkesidir. Sadece biraz cesur olsunlar yeter.

Sıkça karşılaştığımız bir durum; ülkelerinde iyi eğitim almış bir çok insan maalesef bu durumda…

Özellikle de kadınlar açısından bu böyle. Yani göçmenler açısından hangi sorunu konuşursak konusalım, karsımıza çıkan ilk şey dil, eğitim ve meslektir.

Basel, bütün Avrupa`yı baz alırsak entegrasyonun başarıyla yürütüldüğü bir kent olarak biliniyor. Neden?

Basel bu konuda hep farklı olmuştur. Geçmişten beri bu hep böyleydi. Hatta II. Dünya savaşında da farklı bir tutum sergilemiştir. Basel`in AB ülkelerine olan sınırları İsviçre`ye olandan çok daha fazladır.

 Güzel bir sohbet oldu, teşekkür ederim.

Abidin ÇETİN