Bağımsızlık ve kültürler günü

Capture

Ali Korkmaz

Alba-Suissa,İsviçre Latin Amerikalılar Derneği ve Filistinlilerin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte Yaşamda suyun kazandırdıkları ve kaybettirdikleri konulu panel ve konferanslar yapıldı. Nestle gibi uluslararası büyük firmalar tarafından içme suyunun tekelleştirilmesinin tartışıldığı bu konferans ve panellerde, suyun litresinin petrolün litresinden pahalı olmasına dikkat çekildi. Doğada herkese yetecek içme suyu bulunmasına rağmen, bir çok insanın temiz içilebilir suya ulaşmasının zorlaştırıldığına değinilen konuşmalarda, suyun özelleştirilmesinin ve İsviçre`de içme suyunun bedava olmasının örnek alınmasının önemi üzerinde duruldu.

Brezilya’dan, Bolivya’dan, Şili’den, Peru’dan ve Kolombiya’dan ve birçok üniversiteden profesör ve psikologların katıldığı panellerde, suyun önümüzdeki yıllarda önemi ve ulusal sınırları aşması, özelleştirmenin zararları ve suyun kolektivitenin denetiminden çıkması, tekellerin denetiminde olmasının yaratabileceği tehlikeleri ve oluşabilecek sorunlar katılımcılarla tartışıldı. Küba üzerindeki ambargonun kaldırılması da konular arasında yer aldı.

HDP Lozan kordinasyonu da bu etkinliğe katılarak Ankara katliamını ve son durumlarla ilgili bir mesajla katılımcıları bilgilendirildi. Burada okunan mesajda, Ankara Katliamı‘nda yaşamını yitirenler ve yaralılar hakkında bilgiler verildi. Türkiye Cumhurbaşkanı`nın 1 Kasım seçimlerine oynadığı belirtilen açıklamada; 20 Temmuz Suruç Katliamı‘ndan sonra Ankara Katliamı ile birlikte ülkede savaş isteyenler terörü daha da tırmandırıyor. Bu terörle Tayip Erdoğan 1 Kasım seçimlerinde yararlanma hesaplarında. 4 Eylül`de Erdoğan Strasbourg’daydı. Avrupa Parlamentosu’nda baş köşeye alındı. Bugün öğrenmiş olduk ki, 14 ile 16 Eylül’de İsviçre Dış İşleri Bakanı Didier Burkkalter, Türk hükümeti delegasyonunu karşılayacak. 2013’de Türkiye Hükümeti ile İsviçre arasındaki yapılan ‘’işbirliği anlaşmasını’’ tazelemek ve kutlamak için bir araya gelecekler. Bu kabul edilemez.

Evet, kabul edilemez. Ortadoğu’da sözde ‘’barış yapıcıları, demokrasi savunucuları’’ Obama ile başlayan yangının, Ankara kasabı ile söndürülmek istemesi kabul edilemez.

Terörizme karşı mücadele etme bahanesi ile gelecek için hazırladıkları terörizm, kan, kaos ve yoksuluk yaratan tüm hükümetler, sermayedar işbirlikçi suç ortağı müesseseleridir.

Erdoğan ve suç ortakları alaşağı!

Sömürü savaşı alaşağı!

Yaşasın halkların direnci ve sosyalizim!

 

Hasta la victoria siempre / Toujours jusqu’à la victoire

L’attentat à la bombe perpétré contre une manifestation pacifique à Ankara samedi dernier est le plus meurtrier jamais commis en Turquie. Les chiffres officiels ont été revus à la hausse : on parle désormais de plus de 120 morts et 300 blessés dont beaucoup seraient encore entre la vie et la mort.

Après l’attentat de Suruç du 20 juillet dernier, avec ses 32 morts et sa centaine de blessés, pour la plupart des jeunes, celui d’Ankara vient renforcer le climat de terreur dont Recep Tayip Erdogan entend profiter pour gagner les élections anticipées du 1er novembre prochain. À la question : «À qui profite le crime ?», la réponse est sans équivoque.

Allié objectif de Daech dans sa croisade contre le peuple Kurde, Recep Taiyyp Erdogan joue sur tous les tableaux. D’un côté, pour plaire au Quatar et à l’Arabie Saoudite, il demande à ses services secrets de faciliter et d’organiser le transit des djihadistes, des armes et du pétrole à la frontière syrienne, de l’autre, pour donner des gages à l’impérialisme US et à ses laquais européens, il laisse décoller les bombardiers de l’US Air Force de la base aérienne d’Incirlik pour aller frapper les objectifs stratégiques de Daech en Syrie et en Irak. Pire, profitant de la situation, il engage l’aviation turque contre, soi-disant, l’Etat islamique, pour bombarder les positions kurdes au Nord de la Syrie.

Chaos, barbarie, guerre et répression : la Syrie, l’Irak, la Palestine, la Libye, et maintenant la Turquie, le Kurdistan sont dans l’œil du cyclone de tout un système de corruption, de pillage et d’exploitation qui perd le contrôle.

Le 4 octobre dernier, le pacha et assassin Erdogan, était à Strasbourg, siège du parlement européen, accueilli comme une rock star dans un Zénith archi-comble pour dire qu’il était l’homme qu’il fallait soutenir pour «consolider l’unité nationale contre le terrorisme».

En novembre 2014, il y a moins d’une année, il était reçu en grandes pompes par le président français François Hollande et aujourd’hui, nous apprenons que le Conseiller fédéral Didier Burkhalter reçois, entre le 14 et le 16 octobre, une délégation du gouvernement Turc pour célébrer l’accord de «partenariat stratégique» conclu en 2013 entre la Suisse et le gouvernement criminel d’Erdogan. C’est inacceptable !

OUI ! Il est inacceptable de voir comment tous les soi-disant «faiseurs de paix» et «défenseurs de la démocratie» au Moyen-Orient, à commencer par Obama, comptent sur le boucher d’Ankara pour éteindre quelque en soit les moyens l’incendie qu’ils y ont allumé. Terreur, sang, chaos et misère, tel est l’avenir que préparent, sous prétexte de combattre le terrorisme, tous les gouvernements affidés à la dictature des marchés financiers et à leurs institutions.

À bas Erdogan et ses complices! À bas la guerre et l’exploitation! Vive la résistance des peuples et le socialisme! Coordination du Parti Démocratique des Peuples (HDP) Lausanne

Hasta la victoria siempre / Toujours jusqu’à la victoire