AYDABİR- Tarih çarkı devrimden yana döndüğünde… Aydın ÇUBUKÇU

dscn3350

Bazen tarihsel bir olayın adlandırılmasının tarihçilerin keyfine kalmış ve sonradan genel kabul görmüş rastgele bir iş olduğunu sanabiliriz. Ekim Devrimi’nin neden “Büyük Ekim Devrimi” olarak adlandırıldığı ancak onun kapsamı ve etkisi bütün yönleriyle düşünüldüğünde anlaşılabilir.

Rusya’nın Çarlık rejimini kırmaya yöneldiği, daha XIX. yüzyılda görülmeye başlamıştı. Bir şeyler kıpırdıyor, kabuğunu zorlayan bir çekirdek içten içe filizleniyordu. Özellikle nice devrimler görmüş Avrupa’dan bakanlar, geçmişte kendilerinin yaşadığı ya da kıyısından döndüğü pek çok devrimin özelliklerini şimdi Rusya’da görüyorlardı.

EKİM’DEN ÇOK ÖNCE RUSYA, DEVRİM VE MARX

Marx, hayatının son yıllarında Rusya’yı 1880’li yıllarda, “Avrupa’daki devrimci eylemin öncüsü” olarak görmeye, Rus devrimcileriyle yazışmaya, Rusya’nın sosyal ve ekonomik yapısını yakından incelemeye başlamıştı. Hastalığının bir hayli ilerlediği günlerde bile, bir devrim olasılığının çok yüksek göründüğü bu büyük kıtayı (Dünyanın altıda birini kaplıyordu ve dünya nüfusunun onda biri bu ülkede yaşıyordu) daha yakından inceleyebilmek için Rusça öğrenmeye girişmişti. İlgi karşılıklıydı. Rusya’da da, Belinskiy, Çernişevskiy, Vera Zasuliç gibi “Rusya’nın ilkel komünizminin” kapitalist aşamayı yaşamaksızın sosyalizme geçiş için bir imkân olabileceğini düşünen aydınlar da, Marx ve Engels’i okuyorlar ve onlarla yazışıyorlardı. Bu anlamda,  klasik narodnizmin bu öncü aydınlar aracılığıyla Marksizm’den etkilendiği, başlıca sosyo-ekonomik teorilerini geliştirirken Marksizm’den yararlandığını söylemek yanlış olmaz. Ama Marx aynı zamanda, her üretim biçiminin insan iradesinden bağımsız bir nesnel gelişme yasası bulunduğunu söylüyordu ve bunun “insanın yürekli eylemleriyle ya da çıkarılacak yasalarla ortadan kaldırılamayacağını” da söylüyordu ve bu Rusya’nın “cesur bireysel eylemlerle” toplumu sıçratmayı tasarlayan narodniklerinin işine hiç gelmiyordu. Onu her yönüyle anlayacak, politikasını ve politik örgütlenmesini onun görüşlerinin yeni koşullara göre yorumlayarak bir “parti teorisi” üzerinde inşa edecek olan adamın ortaya çıkmasına ise henüz zaman vardı. Ama Marx’ın da gördüğü gibi, tarihin çarkı Rusya’da devrimden yana dönmeye başlamıştı.

ZUBATOV SOSYALİZMİ!

Devrim bir kez yoluna koyulduktan sonra, onu geriye çevirmek ya da önlemek için yapılabilecekler de bir an geliyor, onun parçası haline geliyor. Ekim Devrimi’nin tarihinden seçilmiş iki ilginç olay, bunun örneklerindendir.

Zubatov zeki bir polis şefiydi. Anarşistlerin ve sosyalistlerin başlıca sosyal gücünün işçi sınıfı olduğunu görüyor ve onlardan önce davranarak işçileri örgütleyebilirse, bu kaynağı ellerinden almış olabileceğini düşünüyordu. 1900 yılından itibaren uygulamaya başladığı plan, işçilerin arasına kendi ajanlarını sokarak sınıfın sorunlarını saptamak ve patronları çözüme ikna ederek işçileri kendi adamlarının safına kazanmaktan ibaretti. Bu yolla hem işçileri yakından izleyecek, hem de onların “haklı taleplerinin ve şikâyetlerinin” anarşistler ve sosyalistler tarafından istismar edilmesini önleyecekti. İki yıl içinde planın teknik işleyişi, işçilerin kendi seçtikleri temsilciler aracılığıyla polisin gösterdiği merkezlerle üstelik maaş alarak ilişkiye geçmesine dönüştü. Temsilciler polisle görüşüyor, talepleri ve sorunları anlatıyor, ücretlerini alıyor ama polisin istediği istihbaratı vermiyorlardı! Üstelik seçilmiş temsilciler, yardımlaşma sandıkları ve sendikal kimi örgütlerin de kurucusu haline gelerek sınıfın örgütlenmesinde önemli bir rol oynamaya başlamışlardı. 1904- 1905 yıllarında Zubatov’un önayak olduğu örgütlenmeler büyük grev ve direnişler örgütlemeye başlamışlardı. Zubatov’un “polis sosyalizmi” projesi, denetimden çıkmış bir anti-kapitalist örgütlenmeye dönüşmüştü. Yine “Zubatov Sosyalizmi” projesinin bir parçası olarak Yahudi işçiler arasında kurulan polis örgütü de, “Yahudi Emek Partisi”ne dönüşmüş ve Odessa’daki büyük genel grevin örgütlenmesinde önemli rol üstlenmişti.
Zubatov nerede hata yapmıştı?

PAPAZ GAPON

Çarlık polisinin işçi sınıfı hareketine ve sosyalistlere karşı önlem olsun diye yaratıp kendi başına bela ettiği en önemli tarihsel kişiliklerden birisi Papaz Gapon’dur.

Gapon, “Zubatov Sosyalizmi” planının bir parçasıydı. St. Petersburg işçilerini örgütlemekle görevlendirilmişti. Eski bir hapishane papazı olarak ezilenlerin dilinden anlayan biri olduğu için kolayca işçiler arasında yer tutabileceği düşünülmüştü. Nitekim öyle de oldu. Güçlü hitabeti, zekâsı ve içtenliğiyle kısa zamanda işçi toplantılarının en sevilen hatibi oldu. İşgünü süresi, çalışma koşulları, ücretler gibi sorunlardan yola çıkarak grevler ve direnişler örgütlüyordu. Aslında oyunu bilen kapitalistler bir süre sonra durumdan şikâyetçi olmaya başladılar. Gapon, ipin ucunu kaçırmıştı. Eylem, grev, direniş için küçük kıvılcımlar bekleyen St. Petersburg işçileri, Gapon’u aşan bir biçimde harekete geçmişlerdi. Ama bu noktada Gapon’un da hakkını yememeli. O da sınıfın hareketinin içinde, kendi etkisinin büyüsüne kapılmış gerçek bir işçi lideri gibi hareket etmeye başlamış, polis merkezinin denetiminden çıkmıştı!

Ocak 1905’te Putilov fabrikasında Gapon’un önerisiyle bir grev patlak verdi ve St. Petersburg’un diğer fabrikaları da bu grevi destekledi. Gapon, işçilerin önerisiyle, büyük bir kitle gösterisiyle mücadeleyi yükseltme çağrısı yaptı. Kışlık Saray’a yürümeyi ve doğrudan çara bir dilekçe vermeyi öneriyordu. İşçi sınıfı içinde Gapon kadar örgütlü olmayan sosyalistlerin buna katılmaktan başka yapabilecekleri bir şey yoktu. 9 (eski takvimle 22) Ocak 1905 Pazar günü, 140 bin işçi ellerinde dinsel semboller, çarın portreleri ve devletin bayraklarıyla, çoluk-çocuk “Çar Babamız”a dilekçe vermek için saraya doğru yürümeye başladı. Önde Gapon, heyecanlı ve tutkulu konuşmalar yapıyor, kitleyi heyecanlandırıyordu. Saraya yaklaştıklarında karşılarına ‘Çar Babamız’ın Kazak süvarileri çıktı. Ateşli silahlarla, kamçılarla, kılıçlarla işçilerin arasına daldılar. Bin işçi öldü, beş bin kişi yaralandı.
Şimdi başkentin işçileri arasında, “Artık bizim Çarımız yok!” çığlığı dolaşıyor, işçiler silahlanıyor ve Petersburg sokaklarında asker ve Kazak süvari kovalıyorlardı.

9 Ocak günü, tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçti. 10 Ocakta, bütün ülkede büyük protesto gösterileri düzenlendi, St. Petersburg’da işçilerle askerler arasında silahlı çatışmalar sürerken, Moskova’da büyük genel grev patladı. 13 Ocakta, Riga’da işçilerle askerler arasındaki çatışmalarda 70 kişi öldü. 14 Ocakta Varşova’da, 18 Ocakta Tiflis’te başlayan genel grevler bütün ülkenin ayağa kalktığını gösteriyor. Önceki on yıl boyunca greve giden işçilerin toplam sayısını çok çok aşan sayıda işçi grevdeydi. Büyük Rusya, baştanbaşa bir devrim havasına girmişti.

Kanlı Pazar, Rusya işçi sınıfının siyasal bilincinde bir sıçrama anı olarak kayda geçti. Artık “Çar Babamız”, düşmanın ta kendisiydi!

Ve Büyük Ekim Devrimi’ne 12 kısa yıl kalmıştı!

TOPARLARSAK!

Marx, Büyük Asya’dan devrim kokuları geldiğini Avrupa’nın ortasından duyuyordu, Çar polisi herhalde uyuyacak değildi. Marx yazarken, polis kara kara düşünürken, ateş için için yanıyordu. Ve parlayacağı rüzgârı bekliyordu. Marx’la narodnikler arasındaki yazışmalar, kırdan gelecek bir komünizm üzerine yoğunlaşmıştı. Proletarya meselesi narodniklerin gündeminde yoktu, Marx da Avrupa’yla kıyasladığında Rusya için böyle bir sınıf mücadelesini o tarihsel koşullarda öngörmüyordu.
Polis Şefi Zubatov, işçilere sosyalistlerden önce elini uzatırsa onları devrimci eğilimlerden kaçırabileceğini düşünüyordu. Papaz Gapon, işçiler üzerindeki etkili gücünü, ‘Çar Babamız’a da gösterirse belki daha yükselebileceğini umuyordu.

Devrimin çarkları kendi bildiği gibi döndü! Marx’ı da, Narodnikleri de, Zubatov ve Gapon’u da kendi hareketinin içine aldı.

Tarihin, sınıflar ilişkisi üzerinde işleyen makinelerinden anlayan adam ve onun partisi geldiğinde kendini ona teslim etti.