AYDA BİR: EMEK PARTİSİ SEÇİM BİLDİRGESİ-1Kasım

Capture2

HALK DEMOKRASİSİ VE HALK İKTİDARI İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE EDECEK, BİRLİKTE KAZANACAĞIZ!

1 Kasım’da yapılacak erken seçimlere, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AKP Hükümeti ve sermayenin her alanda saldırılarını artırdığı koşullarda gidiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin, ülkeyi neden yeni bir seçime sürüklediği kimse için sır değildir. Onlar, fiili başkanlık hayallerini gerçekleştirmek ve ülkeyi tek adam, tek parti diktatörlüğü ile yönetmek peşinde koşuyorlar. Bu gerici amacı gerçekleştirmek için, sömürülen ve ezilen halk kitlelerinin ekonomik, sosyal ve demokratik hakları uğruna yürüttükleri mücadeleyi ezmek, halk muhalefetini sindirmek istiyorlar. Türkler ve Kürtler arasında düşmanlığı kışkırtarak ve milliyetçi, ırkçı sokak terörüne sarılarak, Kürt illerini yakıp-yıkıp boşaltarak seçimlerden kendi özel amaçlarına ulaşmak ve tek parti hükümeti kurmak üzere oy artırarak çıkmayı hesaplıyorlar. Amaç, başta Türk-Kürt ve Alevi-Sünni olmak üzere bütün milliyet ve inançlardan işçi ve emekçileri, bütün halkı kayıtsız şartsız Saray’ın saltanatı ve egemenliği altına sokmaktır.

Ülkeyi yeniden şovenizmin kabaracağı çatışmalı ve gergin bir ortama sürüklemeye yönelik girişimler, Diyarbakır provokasyonu örneğinde de açıkça görüleceği gibi, 7 Haziran seçimlerinden önce ortaya çıktı. 7 Haziran sonrasında da Suruç ve diğer provokatif girişimler ve terör eylemleriyle yoğunlaşarak sürdü. Ülke şovenizmin, halklar arasında düşmanlığın ve politik gericiliğin gelişebileceği çatışmaların girdabına çekildi. 7 Haziran seçimlerinden önce de Erdoğan ve AKP’nin dayandığı kitle tabanı zayıflıyor, metal direnişinde de görüldüğü gibi işçiler arasında yoğun sömürü ve ağır çalışma koşullarının yol açtığı hoşnutsuzluk, bunun üzerinde yükselen mücadele eğilimleri gelişiyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “550 milli ve yerli vekil” hedefi ilan etti. Bunun anlamı fiili başkanlığın ve tek adam, tek parti diktatörlüğünün yolunu açmak için, mümkünse HDP’yi de barajın altında bırakarak hiç değilse, Meclis’te çoğunluğu sağlamaktır. Erdoğan ve Davutoğlu bunu açıkça ilan ettiler. Bunun için her türlü dolabı çeviriyorlar, çevirmeye de devam edecekler.

Saray ve partisi bir yandan bu gerici ihtiraslarını gerçekleştirme peşinde koşarken, bir taraftan da işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Ekonominin büyüme hızı düşerken, krize doğru evrilebilecek bir ekonomik durgunluğun belirtileri giderek yoğunlaşıyor. Bunun anlamı, eğer sermaye saldırganlığı mücadele edilerek püskürtülemezse olası bir krizin tüm yükünün işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin sırtına yıkılması ve tüm halkın daha fazla yoksulluk, işsizlik ve açlığa mahkum edilmesidir

İçinde bulunduğumuz sürecin bir özelliği de; antidemokratik, şoven-milliyetçi ve dinsel-mezhepçi bir temelde şekillenmiş olan mevcut politik sistemin iç çelişkilerinin giderek daha fazla keskinleşmesidir. Sadece burjuva gericilikle sömürülen ve ezilen kitleler arasında değil, emperyalizmin ve egemen sınıfların çeşitli klikleri arasında da çelişki ve çatışmalar büyümektedir. İşçi sınıfını ve tüm ezilenleri emperyalizm ve işbirlikçi büyük sermayenin çıkarlarına boyun eğmeye zorlayan Erdoğan ve AKP Hükümeti, “muhalif” saydığı sermaye gruplarına baskınlar düzenliyor, basına aleni saldırılar örgütlüyor, hatta sermaye ve devlet yanlısı olduğundan kuşku duyulamayacak gazeteler bile susturulmaya çalışılıyor.

1 Kasım seçimleriyle, sadece yeni hükümetin hangi parti -ya da partiler- tarafından kurulacağı belirlenmeyecek. Aynı zamanda 7 Haziran seçimlerinde çözülemeyen ülkenin ve halkın yakın gelecekte nasıl bir politik sistemle yönetileceğinin de belirleneceği bir seçim olacak.

Cumhurbaşkanı parlamenter sistemin “bekleme odası”na alındığını belirtiyor. “Bekleme odası”nın kapısı tek adam-tek parti diktatörlüğü anlamına gelen fiili başkanlığa mı, şimdiki gerici yapının korunduğu bugünkü “parlamenter” sistemin devamına mı, yoksa bu saldırılar püskürtülerek demokratik bir Türkiye’ye doğru ilerlemeye mi açılacak? Gericilik ve sermaye, halk karşıtı tahakküm ve saldırılarını güçlendirme imkanı mı bulacak, yoksa seçim onları, özellikle politik planda zayıflatan, saldırılarını zorlaştıran, sömürülen ve ezilen halk kesimlerinin mücadele olanaklarını genişleten sonuçlara mı yol açacak? 1 Kasım seçimlerinin bütün ağırlığı ile ortaya attığı temel soru budur.

Soru yeni değildir; yanıtı, özel olarak HDP’nin barajı aşıp aşamayacağı sorununda düğümlenen 7 Haziran Seçimleri’nin sorusu da buydu. Ve bugün zincirlerinden boşanmış gerici saldırganlık önlemleri yeni değildir; 7 Haziran öncesi ortaya çıktılar. “İç Güvenlik Yasası” böyledir. Ülkeyi yeniden şovenizmi kabartacak çatışmalı ve gergin bir ortama sürüklemeye yönelik girişimlerin düğmesine de, önce Ağrı, sonra Diyarbakır provokasyonlarıyla o zaman basıldı. 7 Haziran sonrası Suruç ve diğer provokatif girişimler ve terör eylemleriyle yoğunlaşarak sürdü. Türkiye şovenizmin, halklar arasında düşmanlığın ve politik gericiliğin gelişebileceği çatışmaların girdabına çekildi.

Bir yandan Metal direnişinde olduğu gibi işçiler arasında yoğun sömürü ve ağır çalışma koşullarının yol açtığı hoşnutsuzluk ve mücadele eğilimi yükselirken, bir yandan da Suriye’de Kürt kantonlarının birleştirilmesi ve HDP’nin % 13’lük oy’unun oluşturduğu tehdit, Erdoğan ve AKP’nin dayandığı kitle tabanının 7 Haziran öncesi başlayan zayıflamasının sürdüğünü gösterdi. Bütün bunlar aynı zamanda burjuva gericiliğini de birleştirici bir rol oynadı.

Belli olmuştur ki, böyle gitmeyecektir. Ama halkın ve ülkenin geleceğinin yönünün ne olacağı sorusu da ortada durmaktadır.

Başta sınıf bilinçli işçiler olmak üzere, işçi sınıfı ve emekçiler de mevcut politik sistemin yeniden düzenlenmesi ya da değiştirilmesi sorununda kayıtsız kalamazlar. Çünkü tartışılan kendi kaderleri ve gelecekleridir. İşçi sınıfı ve emekçi yığınlar ekonomik, sosyal ve demokratik alanda kendi temel ve acil talepleri ile sürece en etkin biçimde müdahalede bulunmak zorundadır.

Bu gerçeklerden hareketle partimiz, 1 Kasım seçimlerinde işçi sınıfının ve emekçi halk kitlelerinin bilinç, mücadele ve örgütlenme düzeyini ilerletmek için çalışacaktır.

ÜLKENİN DEMOKRATİKLEŞMESİ VE HALKIN GERÇEK EGEMENLİĞİ İÇİN

Bu güncel politik süreç ülkede egemen olan sosyoekonomik zemin üzerinde gerçekleşiyor. Unutulmamalı ki, Türkiye’de emperyalist tahakküm her alanda sürmektedir ve ülke işbirlikçi tekelci burjuvazi ile büyük toprak sahiplerinin egemenliği altındadır. Dahası bağımlılık ilişkileri AKP hükümetleri döneminde iyice güçlenmiştir.

Türkiye ekonomisinin belirleyici durumdaki mali, sınai, maden, tarım, ticaret, hizmet vb. tüm sektörlerinin belli başlı işletmeleriyle en verimli arazilerin büyük bölümü, yer altı ve yerüstü kaynakları emperyalistlerin ve onların işbirlikçisi olan tekellerin denetimi altındadır. Hükümet ve devlet biçimi ne olursa olsun, devlet iktidarını elinde tutan ve ülkeyi yönetenler onlardır.

Bu nedenle emperyalizmin ve işbirlikçilerinin devlet egemenliğinin yıkılması; işçi sınıfının etrafında birleşmiş değişik milliyetlerden sömürülen ve ezilen halk kitlelerinin devrimci-demokratik iktidarının kurulmasının ön koşuludur.

Türkiye, tarihi boyunca ciddi bir demokratikleşme yaşamamıştır. İşçi sınıfı ve halkın mücadelesiyle elde edilen belirli demokratik kazanımlar; darbeler, sıkıyönetim ve OHAL’lerle gasp edilmiştir. Demokratik hak ve özgürlükler, yasa tanımaz fiili saldırganlığın yanında, başta 12 Eylül faşizminin gerici anayasası olmak üzere, Terörle Mücadele Yasası, Seçim ve Siyasi Partiler Yasası, seçim barajları, basın özgürlüğü, sendika, toplu sözleşme ve grev hakkı vb.ne yönelik yasal düzenleme örneklerinde açıkça görüleceği gibi bütünüyle rafa kaldırılacak biçimde sınırlanmıştır.

AKP Hükümeti hakları gasp edilen halkın kaçınılmaz tepkilerini ezmek için bu, baskıcı yasaları yeterli görmeyerek iç güvenliğe ilişkin yasa ve kurumları sürekli olarak tahkim etmiştir.

Mevcut ekonomik, sosyal ve siyasal koşullar karşısında merkezi ve yerel düzeyde Türkiye’nin tam demokratikleşmesini isteyen EMEK PARTİSİ (EMEP); gerçek kurtuluşun ilk adımı olarak bunun ancak halkın tam egemenliğiyle mümkün olacağını savunur. Aksi taktirde Türk ve Kürt başta olmak üzere çeşitli milliyetlerden işçiler, emekçiler, gençler ve kadınların mücadeleyle elde edecekleri ekonomik, sosyal ve demokratik hak ve özgürlükler kalıcı olamaz.

Bunun için halkın tam egemenliğinin sağlanmasını şart görerek, halk demokrasisi ve halk iktidarının kurulmasını isteyen EMEP, halkın mutlak egemenliğiyle demokratik hak ve özgürlükleri güvence altına alan yeni bir anayasanın hazırlanmasını savunuyor. Yeni anayasa, halkın seçtiği temsilcilerden oluşan bir kurucu meclis tarafından hazırlanmalı, halkın onayına sunulmalı ve bu anayasa temelinde yeni bir toplum ve devlet düzeni kurulmalıdır.

EMEP’İN GENEL SEÇİMLERDEKİ TUTUMU

Türkiye’de sermaye politikaları ve devlet yönetimi milliyet, inanç, din ve mezhep esasına dayalı bir ajitasyon üzerinden yürütülüyor. Özellikle AKP, halkın desteğini almak ve politik bilincine yön vermek için milliyet ve inanç esaslı manevi değerleri yaygın olarak kullanıyor. İnsanlığın, toplumların ve siyasetin tarihini ırklar ve dinler tarihine indirgeyerek işçi, emekçileri düşünce ve inançlarıyla bölüp, kutuplaştırarak düşmanlaştırıyor.

Oysa dünyanın hiçbir yerinde hiçbir ulus ve toplum örgütlenmesi ya da inanç ve dini temelde örgütlenmiş cemaat yoktur ki sınıflar bölünmesi dışında ve üstünde varlığını sürdürsün, sınıf ayrışması, çelişkisi ve çatışmalarını kendi içinde yaşamasın.

Emek Partisi bütün milliyetlerden ve inançlardan işçi sınıfının partisidir. Onun içindir ki, EMEP bütün diğer partilerden farklı olarak, işçi sınıfının sömürüden nihai olarak kurtuluşunu hedefler. EMEP, aynı zamanda gerçek bir bağımsızlık ve demokrasiyi kazanmayı öngören bu hedefe ulaşmak için işçi sınıfını, ülkenin bağımsızlığı ve gerçek bir demokrasinin kurulması için mücadele etmeye çağırmaktadır. EMEP’in başta Türk ve Kürt olmak üzere bütün milliyetlerden işçi sınıfı ve emekçi halkın yakın ve uzak çıkarlarından başka çıkarları yoktur ve olmayacaktır.

Ekonomik, sosyal ve siyasal koşullar işçi sınıfı ve emekçilerin kısa ve uzun vadeli çıkarları temelinde birleşmeleri ve ortak mücadeleyi ilerletmelerini, güçlendirip yaygınlaştırmalarını zorunlu kılıyor. Bunun gereği olarak Türkiye’nin tüm ilerici ve demokratik güçleri, toplumsal örgütleri ortak bir platform temelinde birleşmek zorundadır.

EMEP, seçimlere ilişkin tutumunu yukarıda kısaca özetlenen koşulları göz önüne alarak belirlemiştir. Bunun için de, geçmiş seçim dönemlerinde olduğu gibi, 1 Kasım seçimlerinde de emekten, barıştan, demokrasiden yana olan bütün güçlerin ortak ve birlikte mücadelesini, ittifakını, seçim birliklerini savunmuş ve bu yönde ısrarlı bir pratik çaba içerisinde olmuştur, olmaya devam edecektir.

 SAVAŞÇI PARTİLERE OY YOK, OYLAR HDP’YE!

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AKP Hükümeti ve onları destekleyen açgözlü sermaye grupları, keyfi ve zorba yöntemlerine yasal kılıf uydurmak için, 7 Haziran seçimlerinde ulaşamadıkları sonuca 1 Kasım seçimleriyle ulaşmak istiyorlar. Artık başkanlık sisteminin hayal olduğunu biliyorlar, ancak tek adam tek parti düzenini güçlendirmek ve diktatörlük heveslerini gerçekleştirebilmek için, tek başına bir AKP Hükümetinin kurulmasını sağlayarak fiili başkanlığa geçit verecek bir sonuca ulaşmayı hedefliyorlar.

Erdoğan ve AKP Hükümeti ile onların arkasındaki sermaye kesiminin amaçlarına ulaşması demek, dizginsiz bir saldırganlıkla ülkenin yeni maceralara sürüklenmesi demektir. Türk ve Kürt, Alevi ve Sünni başta olmak üzere bütün milliyet ve inançlardan sömürülen ve ezilen halk kitlelerinin baskı ve terör altında tutulması, Kürt halkının en temel demokratik haklarından mahrum bırakılmaya devam edilmesi demektir.

EMEP, önümüzdeki genel seçimlerde AKP ve saldırganlığının püskürtülmesini, savaş politikaları da içinde olmak üzere egemen gericiliğin halka yönelik saldırılarıyla baş edebilmenin gereği sayıyor. 1 Kasım Seçimleri’nin temel görevi budur.

Bu nedenle EMEP, bütün Türkiye halkını, 1 Kasım Seçimleri’nde AKP ve her temel sorunda onunla birlikte davranarak eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin karşısında yer alan MHP’ye oy vermemeye çağırıyor. EMEP, bu seçimlere herhangi bir parti ile ittifak halinde girmemekte; ancak siyasi özgürlükler, demokratik haklar ve barış için 1 Kasım’a yönelik olarak HDP ile birlikte davranmaktadır. HDP’nin Erdoğan ve AKP tarafından ilan edilen, baraj altına itilmesi hedefinin boşa çıkarılarak parlamentoda güçlü biçimde temsil edilmesi; egemen sınıflara karşı sürdürülen mücadelenin olanaklarını artıracak ve demokrasi mücadelesinin zeminini güçlendirecektir. EMEP başlıca bu iki nedenle, Türkiye halklarını HDP’ye oy vermeye çağırmaktadır. Açıktır ki, HDP’nin seçimlerden güçlenerek çıkması emek, barış ve demokrasi güçlerinin ortak bir kazanımı olacaktır.

A ) Demokratik bir devlet ve toplum düzeni için;

1 – Halk temsilcilerinin oluşturduğu tüm yönetim erklerini elinde toplayan, devletin en yüksek organı olarak işlev gören muktedir bir halk meclisi; bu meclise dayanan demokratik-devrimci bir halk hükümeti

a) Valilik, kaymakamlık gibi devletçe atanan tüm makamların kaldırılması. Yönetimin merkezi ve yerel düzeyde seçilmiş halk meclislerinin elinde toplanması. Merkezi ve yerel düzeyde bütün kamu görevlilerinin seçimle işbaşına gelmesi, seçmen çoğunluğunun seçtikleri temsilci ve görevlileri gerektiğinde geri alabilme haklarının olması.

b) Demokrasinin, toplum ve devlet hayatının bütün gözeneklerini fethetmesi, başta elektronik iletişim, her araç ve olanağı kullanan halk iradesinin her adımda yeniden teşekkülü ve meclislere kesintisiz yansımasına zemin oluşturan gerçek bir özgürlük ortamı.

c) Suç işleyen seçilmiş temsilciler ve devlet görevlilerinin her yurttaş gibi yargılanabilmesi, hiç bir ayrıcalık ve dokunulmazlıklarının olmaması

d) Eşit, tek dereceli, gizli oy, açık sayım ve nispi temsil esaslarına dayalı serbest seçimler; cinsiyeti, rengi, milliyeti ve inançlarına bakılmaksızın, 18 yaşını bitirmiş her yurttaşa seçme ve seçilme hakkı.

e) Halk temsilcisi ve devlet görevlilerine kalifiye işçi ücretlerinin ortalamasını aşmayacak bir ücret.

2 - Görevden alma hakkı da içinde olmak üzere yargıçların halk tarafından seçilmesi; halk mahkemesi, halk jürisi sistemi ve halkın bilgi ve denetimine açık bir yargı düzeni.

3 - MGK kaldırılmalı, MİT, Özel Kuvvetler, Kontrgerilla türü faşist örgütlenmeler, Özel Harekat ve Çevik Kuvvet dağıtılarak, ülkenin iç ve dış güvenliği halkın gücüne dayanarak yeniden örgütlenmelidir. İç Güvenlik, Terörle Mücadele, Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası gibi yasalar ve örtülü ödenek düzenlemeleri ve iç güvenliğe ilişkin mevcut tüm protokoller, gizli genelgeler iptal edilmeli. Bu tür yasa ve yönetmelik ve protokollerin arkasına gizlenerek faaliyet gösteren yukarıdaki organ ve örgütlerin ve bunların örgütlediği karanlık çevrelerin halka karşı işlediği suçlar açığa çıkarılmalı, tüm suç failleri yargılanmalı ve cezalandırılmalı

4 - Kişi ve konut dokunulmazlığı; kolektif ve kişisel hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması. İşçiler ve emekçiler için politik, sendikal, kültürel vb. tüm alanlarda örgütlenme, düşüncelerini basın-yayın ve diğer araçlarla açıklama ve yayma, haberleşme, toplantı ve gösteri yapma özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılması, tüm bu hak ve özgürlüklerin kullanımının güvence altına alınması

5 - ‘Politik suç’ suç olmaktan çıkarılmalı; insanlığa karşı işlenmiş suçlar dışında, bütün siyasi tutuklu ve mahkumlar için ayrımsız bir genel af ilan edilmelidir.

 

B ) Bağımsız ve halkçı bir ekonomi için;

1 - IMF, Dünya Bankası, AB gibi emperyalist mali merkez ve mihraklarla yapılan anlaşmalar iptal edilmeli, gümrük birliğinden çıkılmalı. Emperyalist tahakkümün ve tekellerin egemenliğinin birer aracı olan tüm kurullar lağvedilmelidir.

2 - Emperyalistlerin ve işbirlikçi sermaye sınıfının elindeki sınai, mali, ticari ve tarımsal bütün işletmelere el konulmalı, ulusallaştırılmalı ve işçi denetimine verilmelidir.

3 - Bankalar tek bir ulusal banka çatısı altında birleştirilmeli, dış ticaret devlet tekeline alınmalı ve ülkeye tüm sermaye giriş ve çıkışları devletçe denetlenmelidir.

4 - Ormanlar, madenler, sular başta olmak üzere tüm yer altı ve yerüstü kaynakları halkındır. Bu gerçekten hareketle her alandaki özelleştirme politikaları durdurulmalı, özelleştirme yoluyla yerli ve yabancı tekellere peşkeş çekilen bütün kamu varlıklarına el konulmalıdır.

5 - KDV, ÖTV ve zorunlu tüketim maddelerine konulan tüm dolaylı vergiler kaldırılmalı, asgari ücret vergi dışı kalmalıdır. Miras ve servet vergisini de içeren artan oranlı vergi sistemi uygulanmalıdır.

6 – Büyük ve ortaçağ kalıntısı toprak sahibi ve tefecilerin başta toprak olmak üzere, bütün tarım araçları, tesisler, hayvanlar, binalar vb. taşınır taşınmaz tüm mallarına el konulmalı. Bunlar, buralarda çalışan işçilerin de katıldığı örgütlenmiş köylüye devredilmeli. Çıkarılan yasalar iptal edilerek, büyük sermayeye peşkeş çekilmek üzere el konulan köy ortak malları, hazine arazileri ve meralar köylülerin kullanımına bırakılmalı. Mayınlı araziler temizlenmeli ve kullanım hakkı halka devredilmeli.

7 – Tarımsal üretime elverişli toprakların tarım dışı kullanılması yasaklanmalı, yerli tarımsal üretimi geriletecek hiçbir ürünün ithalatına izin verilmemeli, yerli tohum ve doğal gübre kullanımı desteklenmeli, yakıt dahil üretim girdileri vergi dışı tutulmalı ve subvanse edilmelidir.

8 - Köylülerin bankalara, tekellere, tefecilere, büyük toprak sahiplerine olan borçları iptal edilmeli, topraklarına konulan ipotekler derhal kaldırılmalı.

9 - Tarımsal ürünlerdeki baş fiyat uygulaması kaldırılmalı, taban fiyat uygulamasına geçilmeli, fiyat belirlemede üretici köylü örgütleri söz sahibi olmalı.

 

C) Halkların eşitliği, kardeşliği ve Kürt sorununun çözümü için;

1– En başta Kürt ulusunun ayrı bir ulus olduğu kabul edilerek, halkların birbirlerinden üstün olduklarını empoze eden ırkçı, şoven politikalara son verilmeli, halkların, ulusların eşit, özgür, gönüllü birlikteliğini esas alan politikalar izlenmelidir.

2 - Irkçılık ve ayrımcılığı çağrıştıran tüm hükümler anayasa ve yasalardan ayıklanmalıdır.

3 - Tarihte yaşanmış kıyımlar, katliamlar, infazlar, kayıplar ve benzeri uygulamalar araştırılmalı ve hakikatler gün ışığına çıkarılmalı; tarafı kim olursa olsun işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar açığa çıkarılmalı, suçlular zaman aşımı olmaksızın yargılanmalıdır.

4 - Bütün ulusal sorunlar gibi Kürt sorunu da tam hak eşitliği sorunudur. Bu kapsamda; en başta inkarcı yasa ve uygulamalara son verilerek; ayrı devlet kurma hakkı dahil, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı tanınmalı, bütün ulusların tam hak eşitliğine sahip oldukları kabul edilmelidir. Kürt halkına anadilinde eğitim ve bölgesel özerklik hakkı tanınmalıdır.

 

D ) İnanç özgürlüğü ve gerçek laiklik için;

EMEP din ve vicdan özgürlüğü temelinde laikliği savunmayı temel ilke edinir; devlet dinden, din devletten ve okuldan elini çekmelidir. EMEP, devletin tüm dinlere ve inançlara karşı ilgisizliğini savunur, dini devlet karşısında kişilerin özel sorunu olarak görür.

Bunların gerçekleşmesi için:

1 - Okullarda zorunlu din dersi uygulamasına son verilmeli! Eğitim ayırımsız tüm dinlerin, mezheplerin ve tarikatların etkisinden kurtarılmalı. Laik, bilimsel ve anadilde eğitim.

2 - Din ve devlet işleri kesin biçimde birbirinden ayrılmalı; devlet, kişisel inanç konusu olan dine karışmamalı, eğitimi ve finansmanı dahil dinden elini tamamen çekmeli, politik istismara kapatılarak din ve inanç işleri bütünüyle inanç sahiplerine bırakılmalı, devlet inanç gruplarının birinin diğerini ezmesine izin vermemeli.

3 - Devlet bünyesindeki tüm dinsel kurumlarla birlikte Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalı.

4 - İnanç gruplarının kendilerini tanımlamalarının önündeki engeller kaldırılmalı, başta Cemevleri olmak üzere her tür inanç grubunun ibadethane olarak gördü- kleri mekanlar ibadethane olarak tanınmalı.

 

E – Halklar yararına dış politika

Emek Partisi dış politikada zora dayalı hegemonyacı, yayılmacı, mezhepçi ve militarist politikaların karşısındadır. Emperyalizme karşı tam bağımsızlığı savunur. Emperyalizmin ve tekellerin değil, halkların ortak çıkarlarını temel alan iç işlerine karışmama ve egemenliğe saygı temelinde barışçıl bir dış politikayı ilke edinir. Her türlü emperyalist işgal, müdahale ve tahakküme karşı çıkar. Bütün ülkelerin işçi sınıfı ve ezilen halklarının tüm kurtuluş ve özgürlük mücadelelerini kendi mücadelesi kabul eder, bu sınıf ve halklarla dayanışma içinde olur, kardeşçe ilişkileri savunur.

Bu ilkeler ışığında;

1 – Emperyalist devletler ve kuruluşlarla yapılanlar başta olmak üzere, tüm anlaşmalar halka açıklanmalı ve iptal edilmelidir. NATO’dan çıkılmalı, İncirlik ve Kürecik üsleri başta olmak üzere tüm askeri üsler kapatılmalıdır. AB’ye üye olunmamalı, Gümrük Birliği’nden çıkılmalıdır. Tüm ülkelerle karşılıklı yarar, eşitlik, ulusal bağımsızlık ve egemenliğe saygı, iç işlerine karışmama ve barış temelinde çok yönlü ilişkiler kurulmalı ve geliştirilmelidir. Kıbrıs ve diğer ülkelerdeki tüm askeri birlikler geri çekilmeli, Kıbrıs sorununda iki halkın ortak iradeleri tanınmalıdır.

2 – Emperyalist müdahaleler ve çıkar hesaplarının yangın yerine çevirdiği Ortadoğu ve Kafkaslarda dış müdahaleler son bulmalı, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (UKKTH), sorunların halklar yararına çözümünde temel belirleyici unsur olmalıdır. Halklar kendi siyasi geleceklerini özgürce belirlemeli; bu çerçevede Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bütün müdahalelerine son verilmelidir.

3 - Rojava’da Kürt Halkı’nın ve diğer halkların kazandığı statüyü reddeden her türlü girişimin karşısında Rojava halklarının kendi kaderlerini özgürce belirleme hakları kabul edilmelidir. Filistin Halkı’nın devlet kurma hakkı tanınmalıdır.

F – Kapitalist sömürüye karşı insanca yaşam ve çalışma koşulları için;

Ücretli köleliğe dayanan kapitalist sistem işçi sınıfının sermaye tarafından sömürülmesini sürekli olarak yoğunlaştırıyor. Taşeron sistemi ve esnek çalışma biçimleri üretimde maliyeti düşürmenin ve kapitalist azami kârı güvence altına almanın temel yöntemi olarak uluslararası sermaye ve burjuvazi tarafından üretim sürecine bütünüyle hakim kılınmak isteniyor. Kısmi çalışma, davet üzerine çalışma, süresi belli olmayan çalışma, kiralık işçilik adı altında giderek yaygınlaşan esnek istihdam biçimleri işçi sınıfının ikramiye, yıllık izin, tazminat gibi sosyal haklarını ortadan kaldırırken, sendikal örgütlenmeyi de zorlaştıran sonuçlar doğuruyor.

Ücretleri sürekli düşüren, işsizliği artıran, çalışma koşullarını kuralsızlaştıran ve kayıt dışılığın temel dayanağı olan bu çalışma biçimi büyük sermaye ve kapitalistlerin istediği biçimde AKP hükümeti eliyle “yasal dayanaklar”ı da oluşturularak işçi sınıfı ve emekçiler üzerinde en vahşi biçimde uygulanıyor.

Bu durumun yol açtığı sonuçlardan biri de iş cinayetlerinin katliam boyutuna ulaşmasıdır. Yalnızca 2014 yılında resmi kayıtlara geçen iş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçi sayısı 1886’dır. İşçi yaşamı hiçe sayılıyor, işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili koruyucu önlemler maliyeti artırıcı unsurlar olarak görülüp uygulanmıyor.

İş Yasası, Sendikalar Yasası, Grev ve Toplu sözleşme Yasası’nda yapılan değişikliklerle örgütlenme ve hak arama yolları fiilen ortadan kaldırılıyor. Grevler keyfi gerekçelerle yasaklanıyor. Kamu emekçilerinin grev hakkını içeren toplu sözleşme görüşmeleri kabul edilmiyor, toplu görüşmede ısrar ediliyor. Tarım işçileri her türlü yasal ve sosyal güvenceden yoksun biçimde Dayıbaşı, Elçi gibi simsarlar aracılığıyla çalıştırılmaya devam ediliyor.

Bütün bunlara son vermek için;

1- İş yasasındaki işçiler aleyhine olan tüm düzenlemelerin kaldırılması, fabrika ve işyerlerindeki çalışma düzeninde işçilerin ve işçi temsilcilerinin söz sahibi olması, işçilerce ve sendikalarca denetlenmesini güvence altına alan yeni bir iş yasası yapılmalı. Her hangi bir gerekçe ile işçi çıkarmalar yasaklanmalı. İşyerlerinde hiç bir nedenle aksamayan düzenli bir denetim faaliyeti olmalı; bu faaliyet işçilerce seçilen ve sendikalar tarafından denetlenen bağımsız bir kurulun elinde toplanmalı.

2 - Tüm işletmelerde sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları sağlanmalı, iş kazalarına karşı gerekli tedbirler alınmalı, işyerinde bunları denetlemek üzere işçilerden oluşacak komiteler kurularak, gerekli yetkiler ve araçlarla donatılmalı. Bütün işçi ve emekçilerin işyerine güvenli geliş gidişleri sağlanmalı, masraflar patronlar tarafından karşılanmalı.

3 - Çalışma süresi günde 7 saat, haftada 5 gün olmak üzere haftada 35 saat olmalı. Ağır, tehlikeli ve sağlığa zararlı işlerde çalışma süreleri günde 4 saati geçmemeli, fazla mesai yasaklanmalı. Yılda en az 6 hafta yıllık ücretli izin hakkı tanınmalı. Kadınların, kadın sağlığına zararlı işlerde çalıştırılması yasaklanmalı.

4- Çalışma yaşamını kuralsızlaştıran taşeron çalışma ve kısmi zamanlı çalışma, esnek çalışma biçimleri yasaklanmalı.

5 - İşçi ve emekçilerin sendikal örgütlenmesinin önündeki bütün engeller -işkolu barajı, e-devlet vb. uygulamalarkaldırılmalı, Sendikalar Yasası demokratikleştirilmeli. Sendikada örgütlenmiş işçilerin işten atılmaları yasaklanmalı, bu kurala uymayan patronlar mahkemeye başvurulmasına gerek kalmaksızın cezalandırılmalı. Sendika seçme özgürlüğü ve referandum hakkı engelsiz tanınmalı.

6 - Tarım İş Yasası -dayıbaşı, elçilik vb. çağdışı uygulamaları ortadan kaldıracak, mevsimlik işçilerin haklarının savunulmasını da içerecek biçimde- çıkarılmalı. Uygulanması güvenceye alınmalı, işçi sendikaları ve işçi temsilcileri tarafından denetlenmeli.

7 - İşçi ve kamu emekçilerine istisnasız tüm işkollarında sınırsız grev, genel grev, dayanışma grevi, hak grevi hakkı tanınmalı, lokavt yasaklanmalıdır. Yüksek Hakem Kurulu lağvedilmeli, grevde geçen süredeki işçi ücretleri patronlarca ödenmelidir.

8 - Asgari ücret, işçi ailesinin ihtiyaçları göz önüne alınarak belirlenmeli, ekonominin tüm sektörlerinde uygulanmalıdır. Tüm işçi ücretleri buna uygun olarak yükseltilmeli. Emeklilerin maaşları insanca yaşayacak bir düzeye çıkarılmalıdır.

9 - Sosyal güvenlik sistemi, bütün işçileri ve emekçileri kapsayacak şekilde düzenlenmeli, sigortasız çalıştırma yasağı etkin bir biçimde uygulanmalı ve denetlenmesi sağlanmalı. Gerek emeklik gerekse sağlık hakkı, prim ödemesine bağlanmadan her vatandaşın hakkı olmalı.

10 – İflas eden ya da iflas gösteren işyerlerindeki işçi alacaklarının ödenmesi için işverenin tüm mal varlığına ve servetine el konularak, işçilerin haklarını alması -birinci sıraya alınarak- devlet güvencesine alınmalıdır.

11 - Herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışma yeteneğini yitirmiş olan, çalışacak durumda olsa bile iş bulamayan ve hiç geliri -ya da yeterli geliri olmayan tüm işçi ve emekçilere, yaşamlarını sürdürebilecekleri ve toplumsal hayata katılabilecekleri bir ücretin ödenmesi devlet tarafından güvence altına alınmalı.

 

G – Eğitim ve sağlık temel bir haktır

Eğitim ve sağlık alanı “yasal düzenlemeler” yapılarak uluslararası sermaye ve işbirlikçi tekeller için kar sağlayan yatırım alanları haline getirilmiştir. Öğrenci ve hasta yurttaşların “müşteri”, hastane ve okul yönetimlerinin “satıcı” kimliğine büründüğü piyasa ilişkileri eğitim ve sağlık alanına hakim hale gelmiştir. EMEP halk için sağlık ve eğitim hizmetlerinin parasız olmasını temel bir hak olarak benimseyip, savunmaktadır.

1 - Eğitim müfredatı ırkçı, şoven, militarist, gerici, dinci bütün içeriklerinden arandırılmalıdır. Temel eğitim anadilinde olmalı, tüm kademelerde anadilinde eğitim bir hak olmalı, anaokulundan başlayarak eğitim her kademede bilimsel, demokratik, laik, ve parasız olmalıdır.

2 -Sağlık sistemi, koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerini öne alacak biçimde yeniden yapılandırılmalı, tüm özel hastaneler ve özel sağlık kurumları kamuya devredilmelidir.

3 -Tüm yurttaşlar parasız, ulaşılabilir, nitelikli ve anadilinde sağlık hizmeti alabilmeli ve mevcut sigorta sistemi yerine yönetimi ve denetimi işçilere verilen, primleri patronlarca ödenen genel bir sağlık sigortası sistemi kurulmalıdır.

 

H – Çevrenin korunması ve yaşanabilir kentler için;

Kapitalizm yalnızca canlı emek sömürüsüyle yetinmemekte, kâr uğruna doğayı, tarihsel mirası, kent dokusunu ve bütün kültürü ve çevreyi tahrip etmektedir. Ülkenin verimli tarım arazileri sermayenin karı uğruna yağmalanmaktadır. Sanayi işletmelerinin yarattığı kirlilik ve zehirli atıklar sera etkisinin yanı sıra akarsuları dereleri kullanılamaz derecede kirletmektedir. Maden şirketlerinin siyanürle altın aramaları doğayı, doğal yaşamı ve insan sağlığını tehdit etmektedir. HES, RES, Nükleer santral yapmak, taş ve maden ocağı açmak için köylü üretim alanlarından sürülmekte, dereler kurutulmakta, eko sistem zarar görmektedir.

Doğa, çevre, kent ve kültürel varlıkların yağmalanmasına karşı;

1- Tekellerin kar hırsı uğruna suyun metalaştırılması, toprağın, doğanın, tarihsel ve kültürel mirasın piyasa alanlarına dönüştürülmesi durdurulmalıdır. Çevre ve eko sistem korunmalı ve savunulmalı, bu kapsamda ormanlar, akarsular, meralar, otlaklar ve kıyıların yağmalanması durdurulmalıdır.

2 -“Deprem riski” gerekçe gösterilerek emekçileri yerleşiminden süren, arsa spekülasyonu ve rantçı inşaatçılığı teşvik eden, kentsel dönüşüm adı altında süren uygulamalara son verilmeli, güvenli, korunaklı, sağlıklı ve ucuz bir konutta yaşamak her yurttaş için bir hak olmalıdır.

3 - Kentler, diğer yerleşim alanları arsa ve inşaat vurguncuları için değil, kentlerde, işçi ve emekçi semtlerinde yaşayan nüfusun, özellikle de kadınların, engellilerin, çocukların ve yaşlıların yaşamını kolaylaştıracak, kültürel gelişmeyi teşvik edecek şekilde inşa edilmelidir.

 

İ – Kültür ve sanat birikiminin ilerletilmesi için;

İlerici, demokratik ve insani kültür, işçi sınıfı ve emekçilerin ortak mirasıdır. EMEP özgürlükler dünyasına giden yolda bu birikimi sahiplenip, daha da geliştirilmek için çaba göstermeyi görev bilir.

Bu bağlamda,

1 - Sermaye gruplarının bilim, kültür ve sanat üzerindeki tekeline son verilmeli, işçileri, emekçileri uyuşturan, bilincini körelten emperyalist ve gerici kültür ablukası kırılmalıdır. Halkın ilerici ve demokratik kültür seviyesinin yükselmesi için merkezi ve yerel düzeyde bütün ihtiyaçlar karşılanmalı, altyapı vb. alanlarda çok yönlü önlemler alınmalıdır.

2 - Tarihsel miras insanlığın ileriye doğru yürümesinin en önemli dayanaklarından biridir. Eski uygarlıklar gelecek kuşakların eğitimi için yararlanılabilir bir kaynak olarak kullanılmalıdır. Doğa ve kültür zenginliklerini tahrip eden bütün yapılaşma, HES, nükleer santral vb. projeler iptal edilmelidir.

3 - İnternet erişimi dahil kültür ve sanat alanında sansür anlamına gelecek her türlü müdahale reddedilmeli, sanat ve sanatçılar üzerindeki baskı ve sansüre son verilmeli, kamusal sanat kurumları yaygınlaştırılmalı ve güçlendirilmeli, sanatçıların örgütlenme özgürlüğü garanti edilmeli, sanatla ilgili karar alma süreçlerinde sanatçı örgütlerinin inisiyatifi tanınmalıdır.

 

J – Kadınlara eşitlik ve özgürlük için;

Ezilen cinsiyet olarak kapitalist sistem tarafından çifte baskı ve sömürü altında olmaları, kadınlar için yaşamı her geçen gün daha fazla çekilmez hale getiriyor. Ataerkil yapı, gelenek ve görenekler kadının toplumdaki durumunu daha da zorlaştırıyor, üzerindeki baskıyı artırıyor. Ağır çalışma koşullarının üstüne evde yemek, çamaşır, temizlik, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi işler de kadınların sırtına yıkılıyor. Kadınlar dinlenecek zamanı dahi bulamıyorlar.

Öte yandan erkekle aynı işi yapmasına karşın kadın daha düşük ücret alıyor. AKP hükümetinin devreye soktuğu Aile Paketi, İstihdam Paketi vb. kapsamında gündeme gelen politikalar ise göz boyamaya yönelik birkaç madde dışında gerçekte kapitalist baskı ve sömürüyü daha da katmerleştiriyor, kadınların emeğini daha da görünmez hale getiriyor.

Toplumsal muhafazakarlaşmayı amaç edinen politikalar kadını eğitimden, sosyal yaşamdan daha fazla dışlarken, kadın cinayetleri katliam boyutuna varmış bulunuyor.

Bu duruma son vermek için;

1- Kadınların çalışma, sosyal ve kültürel yaşamda uğradığı ayrımcılık son bulmalıdır. Cinsiyet eşitliği toplumsal yaşamın her alanında temel bir ilke olarak kabul edilmeli, bunun gerektirdiği her türlü yasal ve fiili düzenleme yapılmalıdır.

2- Kadın istihdamının önündeki bütün engeller kaldırılmalı, işyerlerine, semtlere kreş ve çocuk yuvaları açılmalı, bunlar ücretsiz, kolay ulaşılabilir ve yeterli sayıda olmalıdır. Kadınların ücretleri aynı işi yapan erkeklerle eşit olmalıdır.

3 - Kadınlara doğum öncesi iki, doğum sonrası 6 ay tam ücret ödenerek izin verilmeli, ayrıca babanın da 6 ay ücretli, devredilemez çocuk bakım izni hakkı olmalıdır. İhtiyaca yanıt verecek sayı ve donanımda emzirme odası ve kreşler kurulmalı, iş günleri tam ücret ödenerek 4 saate indirilmeli, her türlü tıbbi yardım ve hizmet parasız sağlanmalıdır. Kadın işçilerin kadın müfettiş çağırma hakkı olmalıdır.

4 - Ev içi emek angarya olarak kadının omuzlarına yüklenemez. Ev içi emek, çocuk bakımı, eğitimi ve yetiştirilmesi, hasta ve yaşlı bakımı toplumsal bir iş olarak kabul edilmelidir. Bunun gereği olarak devlet, her türlü sosyal hizmet, bakım, eğitim ve sağlık merkezinin ücretsiz, ulaşılabilir ve nitelikli olarak karşılanmasını sağlamakla yükümlüdür.

5 - Ev kadınlarına eşten ve aileden bağımsız olarak her tür sosyal güvence; kadınların ekonomik ve sosyal yaşama katılmasını teşvik edecek önlemler hayata geçirilmelidir. Ev eksenli çalışan kadınlar etkin biçimde sosyal güvenlik ve iş yasası kapsamına alınarak sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakları tanınmalıdır.

6 - Kadına yönelik şiddete karşı her tür önlem alınmalı, sığınma ve danışma merkezlerinin sayısı artırılmalı, şiddet, taciz, tecavüz ve cinayet davalarında, tahrik ve iyi hal indirimi uygulaması son bulmalıdır. Kadına şiddet vakalarında görevlerini yerine getirmeyen görevlilere cezai yaptırım uygulanmalıdır.

 

K – Gençlik gelecektir

Burjuva kapitalist sistemin ve emperyalist dünyanın, bunlara uşaklık eden düzen partilerinin gençliğe verebileceği bir şeylerinin olmadığı her gün daha fazla açığa çıkıyor. Bir yandan işçi ve meslek eğitimi gören gençlik sınırsız bir emek sömürüsüne tabi tutulurken, diğer yandan sorgulamayan, kaderci/itaatkar bir gençlik yetiştirmeyi amaçlayan eğitim politikaları gençliği kuşatıyor.

Eğitim alanında yapılan düzenlemelerle (4+4+4) yüksek öğrenim, emekçi çocukları için fiilen imkansız hale getirilirken; işsizlik, gençlik (özellikle de yüksek öğrenim görmüş gençler) arasında rekor seviyelere ulaşmış bulunuyor.

Çocuk işçilik hızla yaygınlaşıyor. İşsizliğin pençesinde kıvranan gençler arasında kötü alışkanlıklar hızla artıyor. Gençliğin gelecek hayalleri kapitalizmin çarkları arasında öğütülüp, karartılıyor. Bütün bunlara karşı mücadele eden EMEP gençliğin taleplerini tavizsizce sahipleniyor.

1 - 4+4+4 sistemine son verilerek eğitim sistemi yeniden düzenlenmeli, tüm temel eğitim okulları çevresinde ana okulları, tüm çocuklara ve gençlere anadilde 18 yaşına kadar 12 yıllık zorunlu, parasız eğitim verilmelidir.

2 - Tüm özel okullar kamulaştırılmalı, değişik adlar ve gerekçelerle farklı biçimlerde alınan tüm harçlar ve sözde bağışlar kaldırılmalı, bütün öğrencilerin okulda beslenme ihtiyaçları okullarca karşılanmalı, emekçi çocuklarının giyecek, ulaşım, barınma ve tüm okul araçlarının karşılanması için emekçi ailelerine eğitim yardımı yapılmalıdır.

3 - YÖK lağvedilmeli, üniversiteler, akademiler ve yüksek okullar gibi tüm yüksek öğrenim kurumları; öğrenciler, öğretim görevlileri ve bütün üniversite çalışanlarının seçtikleri temsilcilerden oluşan kurullar tarafından yönetilmelidir. Üniversite mezunlarına iş buluncaya kadar maddi destek sağlanmalıdır.

4 -18 yaşına kadar çocuk ve gençlerin çalıştırılmaları yasaklanmalı, çıraklık ve staj adı altında sömürülmelerine ve angaryaya tabi tutulmalarına son verilmeli, bu kurallara uymayanlara ağır cezalar getirilmelidir.

5 - Gençliğin sportif, kültürel ve bedensel gelişiminin sağlanması için okullarda ve semtlerde kütüphane ve tiyatroların, sinema salonlarının yanında kapalı ve açık her türden spor alanı kurulmalı, giderleri yerel ve merkezi yönetim tarafından karşılanmalıdır.

 

L- Yaşlı ve engelli yurttaşların ihtiyaçlarının karşılanması için;

1 - Engelli yurttaşların eğitim ve istihdamı için özel politikalar uygulanmalı, olanaklar en ileri düzeyde kullanılmalıdır.

2 - Toplu taşıma araçları, duraklar, spor alanları, parklar vb. bütün bir kent yaşamı yaşlı ve engellilerin kullanımına uygun hale getirilmelidir.

3 - Bakıma muhtaç engelli ve yaşlı yurttaşlarımızın bakımı kamusal bir görev olarak ilan edilmelidir. Bu durumdaki yurttaşların bakımları için geniş olanaklarla donatılmış, insani standartlarda, bölgedeki vatandaşlarca denetlenebilen yeterli sayıda bakım evi kurulmalıdır.

 

M – Göçmen ve sığınmacılara statü ve eşit haklar için;

Türkiye egemenlerinin de destek verip katıldığı bölgeye dönük emperyalist müdahaleler, Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki savaş koşulları Türkiye’yi büyük bir göç sorunuyla karşı karşıya getirmiştir. Sorunun büyüklüğü karşısında bugünden atılacak somut adımlar şunlardır.

1 – Türkiye, BM Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu tüm çekinceleri kaldırmalı, hangi gerekçeyle ve nereden gelmiş olduklarına bakılmaksızın ülkeye gelen herkese mültecilik statüsü-hakkı tanınmalıdır.

2 – Göçle gelenlere yönelik ayrımcı uygulamalara son verilmeli, istedikleri kentte ikamet, barınma ve çalışma hakkı olmalı, göçle gelenler sosyal güvence altına alınmalı, isteyen herkese eşit vatandaşlık hakkı tanınmalıdır.

3 – Göçle gelen herkesin statüsüne bakılmaksızın eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinden eşit biçimde yararlanmaları sağlanmalıdır.

EMEK PARTİSİ

Ekim 2015