AYDA BİR- BOLŞEVİZM TARİHİNİN BELLİ BAŞLI AŞAMALARI

9

Giriş:

Gelecek ay Büyük Ekim Devrimi’nin 100. yılıdır. Arkadaş Gazetesi bu sayıdan başlayarak birkaç sayı Ekim Devrimi’ni işleyen makaleler yayınlayacaktır. Bu sayımızda Lenin’den Ekim’e giden yolda geçilen aşamaları kısaca özetleyen bir yazı yayınlıyoruz. Başlangıç olarak böyle bir hatırlatma yapmanın yararlı olacağına inanıyoruz.

 

Devrimin hazırlanış yılları (1903-1905). Her yanda büyük fırtınanın yaklaşışı hissediliyor. Toplumun bütün sınıflarında kaynaşma ve hazırlık. Yurt dışında siyasi muhaceret basını, devrimin bütün temel sorunlarını teorik olarak koyuyor. Üç temel sınıfın, başlıca üç siyasi akımın temsilcileri, liberal-burjuva akım, küçük-burjuva demokrat akım (ki, bunlar “sosyaldemokrat” ya da “devrimci-sosyalist” flaması altında gizlenmektedir), ve devrimci proleter akım, –programların ve taktiklerin karşılaştığı amansız bir mücadelede– ilerdeki açık sınıf mücadelesini bekliyorlar ve ona hazırlanıyorlar. 1905-1907 ve 1917-1920 yıllarında, yığınların, uğrunda elde silah savaştıkları bütün sorunları o dönemin basınında rüşeym halinde bulabiliriz (ve bulmalıyız da). Bu üç başlıca eğilim arasında, elbette ki, geçici ve melez bir sürü ara şekillenmeler de var. Daha açık ve tam olarak ifade edersek: gerçekte sınıf eğilimleri olan ideolojik ve siyasi eğilimler, basın organlarının, partilerin, hiziplerin, grupların mücadelesinde billurlaşmaktadır; sınıflar, önlerindeki savaşlar için muhtaç oldukları ideolojik ve siyasi silahı örste döverek yaratmaktadırlar.
Devrim yılları (1905-1907). Bütün sınıflar kendi kimlikleriyle ortaya çıkıyorlar. Bütün program ve taktik kavramları, yığınların eylemiyle deneyden geçiriliyor. Grev mücadelesi, dünyada görülmedik bir genişliğe ve keskinliğe ulaşıyor. İktisadi grevin siyasi greve dönüşmesi ve siyasi grevin çarlığa karşı ayaklanma halini alması. Yönetici proletarya ile duraksamalı, istikrarsız yönetilen köylülük arasındaki ilişkilerin pratikte deneyden geçirilmesi. Mücadelenin kendiliğinden gelişmesi sırasında sovyet örgüt biçiminin doğuşu. Sovyetlerin rolü üzerinde o dönemdeki tartışmalar, 1917-1920 yıllarının büyük mücadelesini müjdeliyor. Parlamenter mücadele biçimi ile parlamento-dışı mücadele biçiminin, parlamentonun boykotu taktiği ile parlamentoya katılma taktiğinin, legal ve illegal mücadele biçimlerinin birbirini izlemesi ve aynı zamanda bu biçimler arasında bulunan bağların ve ilişkilerin birbirini izlemesi, bütün bunlar, şaşırtıcı zengin bir içerikle ortaya çıkmaktadır. Bu dönemin her bir ayı, – yığınlar ve önderler için, sınıflar ve partiler için– siyasi bilimin ilkelerinin öğretimi bakımından “barışçı”, “meşruti” gelişme koşulları altında geçen bir yıla bedeldir. Eğer 1905′in “genel provası olmasaydı”, 1917 Ekim ihtilâlinin zaferi mümkün olmazdı.
İrtica yılları (1907-1910). Çarlık yenmiştir. Bütün devrimci partiler ya da muhalefet partileri ezilmişlerdir. Siyaset yerine, yılgınlık, moral kırıklığı, bölünmeler, dağılma, davayı inkar, ahlaksızlık, felsefi idealizme doğru artan bir eğilim; mistisizm, karşı-devrimci bir ruh halini izlemeye yaramaktadır. Ama aynı zamanda, devrimci partilere ve devrimci sınıfa, son derece yararlı bir tarih diyalektiği dersi veren, siyasi savaşı yılmadan yürütmeyi onlara anlatan ve öğreten de, bu büyük yenilginin kendisidir. İnsan gerçek dostlarını felaket anında tanır. Yenilgi yılları, iyi bir okuldur. Galip gelen çarlık, Rusya’nın kapitalizm-öncesi ataerkil düzeninin kalıntılarını bir an önce yıkmak zorundadır. Rusya’nın burjuva gelişmesi gerçekten hızlı ilerlemeler kaydediyor. Sınıfların dışında ya da üstünde kalınabileceği hayali, kapitalizmden kaçınılabileceği hayali, tuzbuz olmuştur. Sınıf savaşı yepyeni bir biçimde ve daha açık seçik olarak gelip çatıyor. Devrimci partiler, eğitimlerini tamamlamalıdırlar. Onlar taarruz etmeyi öğrenmişlerdir. Şimdi artık bu bilimin başka bir bilimle tamamlanmasının zorunlu olduğunu anlamak gerekiyor: en iyi nasıl ricat edilecektir? Hem taarruz, hem ricat bilimini öğrenmeden galebe çalmanın olanaksız olduğunu anlamak gerek – ve devrimci sınıf, kendi öz tecrübesiyle bunu anlamaya çalışıyor. Yenilgiye uğramış olan bütün devrimci partiler arasında, en düzenli biçimde ricat edebilen, “ordularına” en az zarar getirerek, yönetici çekirdeğinden en az kayıplarda bulunarak, derin ve tamiri mümkün olmayan bölünmelere uğramadan en az moral kırıklığı ile ve en geniş, en iyi düşünülmüş ve en enerjik çalışmaya yeniden atılabilecek biçimde ricat edebilen, bolşevikler oldu. Eğer bolşevikler bunu başardılarsa, bu, sadece ricat etmenin gereğini anlamayan, en gerici parlamentolarda bile legal olarak çalışmanın, en gerici sendikalarda, kooperatiflerde ve benzeri örgütlerde çalışmanın gereğini anlamayan devrim gevezelerini, gözlerinin yaşına bakmadan zamanında suçlayıp saflarından atmış olmalarındandır.
Atılım yılları (1910-1914). Başlangıçta ilerleme inanılmayacak kadar yavaş oldu. Sonra, 1912′de, Lena[2] olaylarından sonra, giderek hız kazandı. Bolşevikler, görülmedik güçlüklere göğüs gererek, işçi sınıfı saflarında burjuvazinin ajanı oldukları, 1905′ten sonra bütün burjuvazi tarafından anlaşılmış olan ve bu yüzden de burjuvazi tarafından, bolşeviklere karşı, türlü yollarla desteklenen menşevikleri yenilgiye uğrattılar. Bununla birlikte, bolşevikler, yeraltı çalışmalarını “legal olanaklardan” açıkça yararlanma ile birleştiren doğru taktiği uygulamış olmasalardı, bu sonucu hiç bir zaman elde edemezlerdi. En gerici Dumalarda bile, bolşevikler, tüm işçi sınıfının temsilini sağlayabildiler.
10
Birinci Emperyalist Dünya Savaşı (1914-1917). “Parlamentonun” aşırı gerici niteliğine rağmen, legal parlamentarizm, devrimci proletaryanın partisine, bolşeviklere büyük faydalar sağlıyor. Bolşevik milletvekilleri, Sibirya’nın yolunu tutuyorlar. Bizdeki emigrasyon (muhaceret) basınında, sosyalemperyalizmin, sosyal-şovenizmin, tutarsız ya da tutarlı enternasyonalizmin, barışçılığın (pasifizmin) ya da pasifist hayallerin devrimci açıdan reddinin bütün fikir nüansları, tam ifadesini bulmuştur. Rus sosyalizmindeki “hizipler” bolluğu ve bunların birbirlerine karşı giriştikleri amansız savaş karşısında küçümseyerek kaşçatan II. Enternasyonalin ahmak bilgeleri ve kocakarıları, savaş bütün ileri ülkelerde o kadar övülen “legaliteyi” ortadan kaldırdığı zaman, İsviçre ve diğer ülkelerdeki, Rus devrimcilerin yapabildikleri gibi özgür bir (illegal) görüş teatisini düzenleyerek, doğru görüşlere varmayı becerememişlerdir. İşte bu yüzdendir ki, kendilerini açığa vurmuş olan bütün ülkelerin sosyal-şovenleri ve “kautskicileri”, proletaryanın en büyük hainleri durumuna düşmüşlerdir. Ve eğer bolşevizm, 1917-1920′de başarıya ulaşabildiyse, bu başarının başlıca nedenlerinden biri, daha 1914′ün sonundan başlayarak sosyal-şovenizmin ve “kautskiciliğin” alçaklığını, iğrençliğini ve ihanetini (Fransa’da Longuetisme, İngiltere’de Bağımsız İşçi Partisi’nin ve fabianlarıngörüşleri ile İtalya’da Turati’nin tutumu vb. kautskizme uygundur) en sert bir dille suçlamış olması, yığınların da daha sonra, kendi tecrübeleriyle gittikçe bolşevik görüşlerinin doğruluğuna inanmış olmasıdır.
İkinci Rus Devrimi (1917 Şubatından Ekimine kadar). Çarlığın çürümüş ve bitkin hali (buna son derece çetin bir savaşın darbeleri ve acıları eklenince), büyük bir tahrip gücünün çarlığa karşı dikilmesini sağlamıştı. Birkaç gün içinde –savaş koşulları içinde–, Rusya, dünyanın herhangi bir ülkesinden daha özgür bir burjuva demokratik cumhuriyet oluverdi. En parlamenter cumhuriyetlerde olduğu gibi, muhalefet partileri ve devrimci partilerin önderleri, hükümeti kurma işine giriştiler; ve bu parlamentoların en gericisinde bile muhalefet partisi önderi unvanı, bu önderin sonra gelecek olan devrimdeki rolünü kolaylaştırıyordu. Birkaç hafta içinde menşevikler ve “devrimci-sosyalistler”, II. Enternasyonalin Avrupalı kahramanlarının, iktidar düzenbazlarının ve öteki oportünist it sürü- sünün bütün yöntemlerini, tarzlarını, iddia ve ukalâlıklarını benimsemekte hayran kalınacak bir yetenek gösterdiler. Şimdi Scheidemann’lar ve Noske’ler hakkında, Kautksy’ler ve Hilferding’ler, Renner’ler ve Austerlitz’ler, Otto Bauer’ler ve Fritz Adler’ler, Turati’ler ve Longuet’ler hakkında, fabianlar ve İngiliz Bağımsız İşçi Partisi önderleri hakkında okuduğumuz her şey, bize, usandırıcı bir tekrarlama, bilinen eski bir türkünün tutturulması gibi gelmektedir (ve gerçekten de öyledir). Bütün bunları, biz, menşeviklerde görmüştük. Tarih, bize, kendi tarzında bir oyun oynadı: geri kalmış bir ülkenin oportünistlerine, birçok gelişmiş ülkenin oportünistlerinin oynayacağı rolü, önceden oynattı. II. Enternasyonal kahramanlarının tümünün iflaslarını, sovyetlerin ve sovyet iktidarının rolünü ve kapsamını anlamadıklarından utanç içinde boğulmalarını, şu anda, II. Enternasyonalden çıkmış olan son derece önemli üç partinin (Almanya Bağımsız Sosyal-Demokrat Partisi, Fransa’da Longuetiste Parti ve İngiltere’de Bağımsız İşçi Partisi) bu soruna kafalarını çarparak “parlak” bir biçimde şereflerini yitirmelerini, bütün bu partilerin 1848′de kendisine “sosyal-demokrat” adını takan küçük-burjuvazinin havası içinde küçük-burjuva demokrasisinin önyargılarına köle olmalarını, bütün bunları, biz daha önce menşeviklerin örneğinde görmüştük. Tarih, sovyetlerin, 1905′te Rusya’da doğmasını, sovyetlerin rolünü ve kapsamını anlayamadıkları için 1917 ŞubatEkim döneminde menşevikler tarafından sovyetlerin yozlaştırılmasını, ve şimdi de, bütün ülkelerin proletaryasına büyük bir hızla yayılan sovyetler iktidarı fikrinin bütün dünyada doğmasını, buna karşılık, tıpkı bizim menşevikler gibi sovyetlerin rolünü ve kapsamını anlayamayan II. Enternasyonalin o muteber kahramanlarının her yerde iflas bayrağını çekmelerini bize göstermekle iyi bir oyun oynamıştır. Tecrübe kanıtlamıştır ki, proleter devriminin bazı başta gelen temel sorunlarında, bütün ülkelerin, Rusya’nın geçtiği yoldan geçmeleri kaçınılmaz bir şeydir. Bolşevikler, parlamenter mücadeleye ve gerçekte burjuva cumhuriyetine karşı ve menşeviklere karşı başarılı mücadelelerine büyük bir ihtiyatla başladılar; onlar, bu mücadeleyi, bugün Avrupa ve Amerika’da yaygın olan görüşün tam tersine, büyük bir dikkat ve özenle hazırlamışlardı. Bu dönemin başlangıcında, biz, hükümetin devrilmesi çağrısında bulunmadık; sovyetlerin bileşim ve zihniyetinde önceden değişiklikler olmadıkça, hükümeti devirmenin olanaksız olduğunu açıkladık. Burjuva parlamentonun, kurucu meclisin boykotunu ilan etmedik ve resmen, daha 1917 Nisan Konferansımızda, parti adına, kurucu meclisli bir burjuva cumhuriyetinin, kurucu meclissiz burjuva cumhuriyetinden daha iyi olduğunu söyledik; ama “işçi ve köylülerin” sovyet cumhuriyetinin her türlü parlamenter burjuva demokratik cumhuriyetten daha iyi olduğunu da ekledik. Eğer bu tedbirli, ayrıntılı, sabırlı hazırlığımız olmasaydı, 1917 Ekiminde, ne zaferi elde edebilir, ne de onu elde ettikten sonra muhafaza edebilirdik.