Ayda Bir- Barış ve demokrasi için umutlar birleştirildi

204

Barış sürecinin önemli ayaklarından biri, konferanslar süreci Ankara’da “Demokrasi ve Barış Konferansı ile hayat bulurken, konferansa katılımın çeşitliliği umut yarattı. Her çevreden, inançtan, yaştan, hemen hemen her kesimden barış isteyenler umutlarını Ankara’da, konferansta birleştirdi. Ankara’da Sürmeli Oteli’nde bugün başlayan “Demokrasi ve Barış Konferansı”na siyasi parti temsilcileri, sendikalar, inanç örgütleri, insan hakları örgütleri, aydın ve yazarlar, akademisyenlerden oldukça geniş bir katılım sağlandı.

‘İYİ BİR DÜNYA İÇİN’

Konferansın açılış konuşmasını yapan BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “Daha iyi bir dünya” fikrine inanan ve bunu kendine dert edinenler olarak burada bulunduklarını ifade etti. Konferansa katılanların ortak paydasının hava, su, dil, kimlik, onur olduğunu ve “Daha iyi, daha eşitlikçi ve daha adil bir dünya mümkün fikrine inananlar ve bunu dert edinenler” olduğunu belirten Önder, çağrıyı yapan ve destek verenlere, katılanlara teşekkür etti.

Öcalan’ın yapılmasını önerdiği, aciliyet ve gerekliliğini vurguladığı “kalıcı barış konferansı”nın önemine vurgu yapan Önder, birilerinin hassasiyetten bahsettiği dönemde Kürtler, sosyalistler ve demokratların barışa el uzattığını, hassasiyetlerin ardına sığınmış kan oyunlarına inat bir haysiyet gösterisi sergilediklerini söyledi.

Barışın tek anahtarının demokrasi olmadığını, adalet, eşitlik ve demokrasi bir arada kalırsa barışın kalıcı bir biçimde tesisinin mümkün olacağını vurgulayan Önder, “bugün bu kadar muhteşem bir ideal için, kalıcı barış için burada bulunmayı içine sindiremeyenler varsa, bu onların ideolojik ve vicdani bakımdan barış gibi bir dertlerinin olmayışından kaynaklanmaktadır” dedi.

BARIŞI İNŞAA ETMEK

Öcalan’ın barışa dair mesajlarından da bahseden Önder, “Ağzından kan damlayanlar bile bugün barış karşısında susmak durumunda kalmıştır. Bu, bugün bu salonda olanların barışı geçici bir strateji değil, tarihsel bir yön olarak görmesinden ve savaşlarla yazılan tarihi barışla yeniden inşaa etmenin gerekliliğinden kaynaklanmaktadır” dedi.

Barışın iki taraflı bir süreç olduğunun altını çizen Önder, “Ölüme dur demek yalnızca mücadele güçlerinin değil, devletin ve tüm yurttaşların da elindedir. ‘Kalıcı’ kavramının altına çizeceğimiz çizgi de işte tam burada önem kazanmaktadır” diye konuştu.

‘ZAFER BARIŞIN’

Barış için sokaklara yüz binlerle dökülmüş Kürt halkı olmak üzere halklar, emekçiler, sosyalistler, kadınlar,inançlar, kültürler ve her anlamda ötekileştirilenler, bugün her bir ferdiyle sürecin esas aklı olduğunu belirten Önder, “En yalın ve en onurlu haliyle bu barış için canlarını feda eden, her alanda mücadele eden dostlara, bu konferansın ve ebedi barışın gerçek sahipleri olacakları için şükran duyuyoruz” diye konuştu. Önder sözlerini, Zafer, barış ve demokrasi uğruna  binlercesini yitirdiğimiz kardeşlerimizindir. Zafer, barışındır!” diye bitirdi.

HEYECANLI KONUŞMALAR

Daha sonra divan oluşturuldu. Divan Başkanlığı’na getirilen Prof. Dr. Gençay Gürsoy, oldukça heyecan dolu günleri yaşadıklarını belirterek, Öcalan’ın 21 Mart Newroz’unda başlattığı çatışmasızlık sürecine dikkat çekti. Sürecin ülke çapında sevinç yarattığını, PKK gerillalarının sınır dışına sorunsuz çıkmalarının da sevindirici olduğunu belirten Gürsoy, “Yaşanan süreçte endişelerimizi haklı çıkaracak gelişmeler var. Hükümet dağdan ovaya inilip siyaset yapılmasını önermişti. Fakat mitingler, eylemler, hatta basın açıklamaları bile çok abartılarak polis şiddetiyle önlenmeye çalışıldı. Bu, gelecekte güçlük yaşayacağımıza dair işarettir” dedi. Atılması gereken adımların devlet tarafından atılacağına dair işaret göremediklerini de belirten Gürsoy, yargı paketlerinin düşünce özgürlüğü sağlamadığını vurguladı.

Türkiye’nin otoriter bir rejime doğru ilerlediğine de vurgu yapan Gürsoy, insanların hayat tarzlarına dahi müdahaleler yaşandığını, bu doğrultuda adımlar atıldığını söyledi.

Diyarbakır eski Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar’ın Kürtçe konuşmasının ardından kürsüye gelen Şebnem Korur Fincancı da oldukça heyecanlı konuştu.

Çok konuşmalar yaptığını ama hayatının en heyecanlı konuşmasının bu olduğunu belirten Fincancı, Kürt halkına mücadelesinden, hakların mücadele ile alınabileceğini gösterdiğinden dolayı teşekkür etti.

‘AFFETMEYELİM, HESAP SORALIM’

“Bu topraklardaki halkımızın dilini bilmediğimiz için kendimizden utanmamız gerektiğini hatırlattınız. Bu yüzden teşekkür ediyorum” diyen Fincancı, sürecin hiç kolay olmadığının da altını çizdi. Güney Afrika ziyaretinden örnek vererek, karşılaştırma yapan Fincancı,
”Süreçte benzerlikler var. Hala orada beyaz ten siyah tene değmiyor. Orada da ezilenler yine siyahlar. Biz çözümü toplumsallaştırmayı hedeflerken çok iyi düşünmemiz gerekiyor” dedi. Yüzlerce faili meçhule, çıkan kemiklere vurgu yapan Fincancı, topraktan çıkan kemiklere dikkat çekerek, “Ben affetmezdim” dedi. Hesap verilmesinin sağlanması gerektiğinin altını çizen Fincancı, intihar eden eski OHAL valisi Hayri Kozakçıoğlu’nu isim vermeden hatırlatıhp, “İntihar ederek ellerimizden kaçmalarına izin vermeyelim. Hesap sorulmasını sağlayalım” dedi.

BARIŞ YÜREK İSTİYOR

Konferansın çağrıcılarından sanatçı Arif Sağ da barışın çok korkulacak bir mesele olmadığını, biraz yürek istediğini söyledi. Biraz “adam” olanın sürece destek vereceğini belirten Sağ, “Çok fazla düşünmeye, irdelemeye gerek yok. Anadolu’da bin yıl eziyet çekmiş halkın kurtuluşu için şimdi tartışıyoruz bunu. Birilerinin bize sunduğu barış yarın elimizden alınabilir. Birlikte tartışarak, sindirerek bu barışı biz kurmalıyız” dedi.

‘HEP BİRLİKTE SORUMLULUK ALALIM’

BDP EŞ Genel Başkanı Gültan Kışanak da kritik sürece dikkat çekerek, kaçmadıkları ve topu taca atmadıkları için teşekkür etti. Çatışma ve büyük travmalar yaşadıklarını, birkaç kez barış ve demokratik çözüm adımları atıldığını ancak kesintiye uğradığını belirten Kışanak, geçmişteki süreçlerden farklılıklarını anlattı. Sürecin ilk kez açık, kamuoyunun gözü önünde yürütülmesinin önemini vurgulayan Kışanak, sürecin kesintiye uğramaması, geri dönüşün olmaması için hep birlikte sorumluluk almak gerektiğini ifade etti.
Kışanak, bu topraklarda tüm farklılıkların barış, eşitlik temelinde birarada yaşamasının sağlanması için yepyeni bir anayasa gerektiğinin de altını çizdi. Yeni, özgürlükçü, çoğuncu, tüm hakları güvence altına alan bir anayasa istediklerini dile getiren Kışanak, “Gelin bu yeniden yapılanma ve özgürlükçü Türkiye’yi yaratmak için hep beraber sorumluluk alalım” dedi.

Çağrıcılardan şair-yazar Murathan Mungan da oldukça heyecanlıydı. Sonraki kuşakların bu sorunları konuşmamasını dileyen Mungan, barış ve demokrasi kavramlarının içinin boşaltıldığını ifade etti. Her zamankinden daha fazla barışa ihtiyaç duyulduğunu dile getiren Mungan, “Bütün sınırlar bölünmüş ne çıkar. Bugün Reyhanlı’dan Roboski’ye kadar hafızalar bölünmüştür” dedi. Mungan, Türkiye’de sadece Türk ve Kürtlerin yaşamadığını belirterek, Ermeni katliamının 100. yıldönümünün yaklaştığını ve herkesin 2015 yılında borcunu ödemesi gerektiğini söyledi.

Konuşmaların ardından özet sunumları yapılan “Hakikat, Yüzleşme ve Adalet”, “Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa” ile Müzakere sürecinde barışın toplumsallaşması ve demokratik siyaset” konulu atelye çalışmalarına geçildi.

KATILAMAYANLAR MESAJLARIYLA ‘BARIŞ’ DEDİ

Konferansa katılamayan konferans çağrıcılarının gönderdikleri mesajlar okundu.

Yaşar Kemal, “Ey Türk halkı, Kürt halkı, bu toprakların kültür zenginliği olan tüm halklar, sözüm hepinizedir…  Bugün bu ülkede yaratıcılığımız eksilmişse, vicdanımız vurdumduymaz olmuşsa, şiddet hayatımızın her alanında üstümüze çökmüşse,   hiçbir kuruma güvenimiz kalmamışsa, bunlar bir kuşak ömrü süregelen bir kirli savaşın insanlığımızda açtığı yaralardır.  Ben diyorum ki, bu yaraların sağılması bizim elimizde. Ülkemizin onurunu, ekmeğini, kültür zenginliğini kurtarmak elimizde. Gelin de doğru dürüst bir demokratik düzenin kurulması için aklımızla, yüreğimizle el ele verelim.  Bu bir çağrıdır.  Sözüm sizedir” mesajı gönderdi.

Yazar Orhan Pamuk, konferansın barış ruhuna uygun anlayış ve hoşgörüyle geçmesini ve başarılı olmasını diledi.

Yakın Ertük de konferansın çağırıcıları arasında bulunmaktan dolayı onur duyduğunu dile getirirken, konferansın yıllardır yaşanan acıların, kemikleşmeye yüz tutmuş önyargı ve kuşkuların giderilmesi için katkıda bulunacağını söyledi.

Tarık Ziya Ekinci ise sağlık problemi gerekçesiyle konferansa katılamadığın iletti. Ekinci, Anayasa değişikliğine vurgu yaparak, “devlet severlikten ve ırkçılıktan arınmış demokratik bir anayasa yapmak için mücadele etmenin acil bir görev olduğunu” ifade etti.
Yazar Vedat Türkali de çözüm sürecinde olumlu gelişmeler olduğunu ve bu bakımdan da Öcalan’a büyük sevgi duyduğunu iletti. Türkali, “Erdoğan başkanlık sistemi istiyor. Zinhar verilmesin. Başkanlık sistemi Kürtlere de zarar verir. Konferansta vicdanı olan, memleket sevgisi olan, insan sevgisi olan herkesin, bu yolda kendine düşen vazifeyi üstlenmesi lazım” dedi.

Loanna Kuçuradi de mesajında, konferansın bütün insanlara temel ve yurttaşlık haklarının aynı şekilde korunmasına katkıda bulunacak öneriler getirmesini diledi.


OLDUKÇA RENKLİ, GENİŞ KATILIM

Konferansta adeta “yok yok”tu. BDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk, BDP ve Blok Milletvekilleri, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, HDP Eş Genel Başkanı Yavuz Önen, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, TTB, KESK, DİSK, İHD, Mazlum_Der, Halkevleri, SDP, PSAKD, ABF, HBVAKV gibi örgütlerin Başkan ve yöneticileri, Ahmet Say, Sennur Sezer, Adnan Özyalçıner, Ahmet Telli’nin de aralarında olduğu şair, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler.

Kalıcı barışın ‘yol haritası’ belirlendi

  • BARIŞ VE DEMOKRASİ KONFERANSININ SONUÇ BİLDİRGESİ AÇIKLANDI
  • Sultan Özer / Gökhan Uysal
  • Ankara Sürmeli Otel’de 25-26 Mayıs’ta 500′ü aşkın akademisyen, sanatçı, yazar, politikacı, aydın ve kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen Demokrasi ve Barış Konferansı’nın sonuç bildirgesi açıklandı.

    Bildirgede, sürecin kalıcı bir barışa ulaşması için çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü bir demokrasiyi bütün kurumlarıyla oluşturmanın ve buna işlerlik kazandırmanın kaçınılmaz olduğu vurgulandı.


    ‘ÖZERK MARMARA DA İSTİYORUZ’

    Demokrasi ve Barış Konferansı sona erdi fakat konferanstaki birçok konuşma akıllarda kaldı. Konferansta yüzden fazla kişi konuşma yaparken, barış süreci, yeni anayasa ve toplumsal sorunların çözümü noktasında birçok görüş beyan edildi.

    BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, AKP’nin sanki hep iktidarda kalacakmış gibi hareket ettiğini, muhaliflerin de bu durumu kabullenmiş bir edada olduğunu söyledi. AKP’yi  iktidardan indirecek gücün örgütlülük olduğunu belirten Tuncel, demokratik özerklik konusunda ise “Sadece demokratik özerk bir Kürdistan değil, özerk bir Marmara da istiyoruz” dedi.


    KÜRTLER 90 YILDIR ANA SÜTÜ TATMADI

    PROF. DR. Mehmet Elbistan, Kürtlerin taleplerinin ana sütü gibi hak olduğunu, fakat 90 yıldır Kürtlerin bu sütü hiç tatmadığını söyledi. Elbistan, Kürtlerin verdiği mücadeleyle diğer halkların da kaderini değiştirip, önünü açacağını belirtti. BDP Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu ise düne kadar Türkler ve Kürtlerin birbirine namlunun ucunda baktığını belirtti.


    SOKAĞA ÇIKMADAN MÜCADELE EDEMEYİZ

    GAZETECİ Pınar Öğünç, hakların önüne yeni bir gelecek tasarlama şansının çok sık gelmeyeceğini, bu süreçte ellerine geçen şansı iyi değerlendirmek zorunda olduklarını dile getirdi. Öğünç, kaybedilen toplantı ve yürüyüş haklarına yönelik bir birim oluşturulmasının önemine vurgu yaparken “Sokağa çıkma hakkını kaybedersek nasıl mücadele edeceğiz?” diye sordu. Pir Sultan Abdal Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül ise, “Zulmet aleminin efendileri helalleşelim diyorlar. Bizi yakan sizdiniz, biz kimsenin hakkını yemedik. Ey katiller, utanmazlar, insanlıktan yoksunlar! Biz sizinle helalleşmek, yüzleşmek istemiyoruz” dedi. Bülbül, Kürt halkına destek vermediklerini, onlarla birlikte yürüdüklerini dile getirdi.


    KÜRTLER YALNIZ BIRAKILMAMALI

    EHP Genel Başkanı Sibel Uzun, emperyalizmle mücadelenin sadece Kürtlere bırakılmaması, kendilerinin de kapitalizm ve emperyalizme karşı tutum alması gerektiğini söyledi.

    Gazeteci ve Yazar Cemal Uşak ise, “Bu süreçte ne söylediğimizden daha önemlisi nasıl söylediğimizdir. Kamuoyunu ikna etmeyen hiçbir projenin başarıya ulaşması şansı yoktur” dedi.

    HDK Kadın Meclisi ve Barış İçin Kadın Girişimi adına konuşan Yıldız İmrek, kadınların sadece kendileri için değil sınıfın sömürüden kurtulması için de, savaşın mağduru olarak da var olduğunu söyledi. İmrek, yeni dönemde kadınların barış mücadelesinin yeni toplumcu mücadelede esas olarak kabulünün önemli olduğunu söyledi.


    HER KESİM SÜRECE DAHİL EDİLSİN

    YEŞİLLER Sol Gelecek Partisi Genel Başkanı Sevil Turan, toplumun her kesiminin siyaset sürecine dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Turan, gençlerin ve LGBT bireylerin haklarının güvence altına alınmasının da önemine vurgu yaptı. Turan, yürütülen süreçte uluslararası mevzuatların gölgesinde kalmadan ekolojik hakların da güvence altına alınmasını istedi.

    Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, diplomaside müzakerenin en az verip en çok almak olduğunu söyledi. “Masada ceberut AKP ve Türkiye solu HDK var” diyen Hamzaoğlu, müzakere sürecini uluslararası tecrübeye sahip kişilerin de izlemesi önerisinde bulundu.

    Sanatçı Ferhat Tunç ise, bu süreçte devletin Dersim’le hesaplaşması gerektiğini söyledi. Tunç, Dersim soykırımıyla ilgili Ordu’lu bir vatandaşın tanık olduğu manzaraları anlatırken, o dönem yakılan Kürtçe bir ağıtı da seslendirdi.


    BARIŞ MİTİNGİ DÜZENLEYELİM

    DÖNDÜ Taka Çınar, demokratikleşmede, dinler karşısında inançsızlara yönelik laikliğin de savunulması gerektiğini söyledi. Alevi konferansında dile getirildiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını isteyen Çınar, yol temizliği konusunda somut olarak TMK ve Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması gerektiğine dikkat çekti. Çınar barış mitingleri yapılması önerisinde de bulundu. Eski BDP Milletvekili Akın Birdal, “Gerillaların, mahkumların, asker annelerinin, barış isteyenlerin gözü burada. Bir ajandamız olmalı. Gerilla iki ay içerisinde çekilecek. Biz bu sürede ne yapacağız, bunu belirlemeliyiz. Bugün ‘Bir milyon barış istiyor’ diye bir kampanya yapalım, kısa sürede sonuca ulaştıralım” dedi.


    AYDINLAR HALKI TEMSİL EDEMİYOR

    YAZAR Ayhan Bilgen ise, barış sürecinin kendilerinin dışında ilerlediğini, bu gerçeği itiraf etmeleri gerektiğini söyledi. Bilgen, birbirlerini motive etmenin önemli olduğunu fakat hitap ettikleri kitlelerle ve yapamadıklarıyla da yüzleşmek gerektiğini söyledi… Bilgen, “Ben dindarları nasıl temsil etmiyorsam, aydınlar da halkımızı temsil edemiyor. Demokrasi bir usul tartışmasıdır. Barışı kim getirirse getirsin diyebiliriz ama demokrasiyi kim kuruyorsa kursun diyemeyiz” dedi.


    ROMANLAR DA SÜRECE KATILMALI

    AYVALIK Romanlar Kültürünü Yaşatma Derneği Başkanı Mustafa Çelik, Romanların göbek atarak anıldığını fakat belirli yerlerde kendilerine görev alanı sağlanmasını, onlara öncülük edilmesini talep ettiğini söyledi. Hakikatle yüzleşme ve adalet mücadelesinde Romanların da unutulmamasını isteyen Çelik, Romanların sürece dahil edilmesi durumunda daha verimli sonuç elde edileceğini söyledi.

    Yardımcı Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu ise, yeni anayasada herkesin gücü doğrultusunda kendine yer edineceğini, öncelik olarak da işçi sınıfının örgütlenmesi gerektiğini söyledi. İşçi sınıfının muhafazakarlar tarafından örgütlendiğini belirten Müftüoğlu, kendilerinin bu alanı açarak kendi alanlarındaki mücadeleyi örgütlemek gerektiğini ifade etti.


    ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK TÜM COĞRAFYANIN TALEBİ

    BDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük talebinin sadece Kürtler üzerinden değil Mezopotamya ve Ortadoğu haklarının talebi olarak vurgulanması gerektiğini söyledi. Baluken, konferansta gençlik vurgusunun eksik kaldığını belirtti.


    SÜRECİN TAKİPÇİSİYİZ…

    Sonuç bildirgesinde konferans katılımcılarının, barış ve müzakere sürecini izlemekle görevlendirildiği belirtilerek, “Güvenlikçi politikalara asla geri dönülmemesi, sürecin kesintiye uğramaması ve geliştirilmesi gereğini özellikle vurguluyor ve bu bakımdan üzerimize düşen bütün çabaları gösterme kararlılığını ilan ediyoruz” denildi.
    Gerçek bir barışın sağlanması için bugünden başlayarak geçmişe kadar uzanan tüm katliamlarla, faili meçhullerle, kayıplarla, soykırımlarla yüzleşilmesi çağrısı yapılırken, günümüzden geriye doğru, insanlığa karşı işlenmiş bütün suçları, zaman aşımı olmaksızın ortaya çıkarmak ve adaleti tesis etmek için üzerlerine düşünenin de yapılacağı belirtildi.
    Çözümün yalnızca tek taraflı fedakarlıklarla sağlanamayacağını ifade edilen bildirgede, Mecliste bulunan siyasi partilere çağrı yapılarak, iktidar partisiyle birlikte yasal reform adımlarının, demokratikleşmenin hızlandırılması, yeni anayasa çalışmalarının seçimlerden önce sonuçlandırılması, çözüm sürecinin ruhuna uygun bir çalışma temposunun, tarzının ve dilinin parlamentoda da geliştirilmesi gerektiği belirtildi.
    Barışın sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu ve Suriye’de de gerçekleşmesi hedefinin Konferans katılımcılarının ortak mücadele konusu olduğu ifade edilerek, Reyhanlı’da yaşanan katliamın barış ihtiyacının ne kadar acil olduğunu ortaya koyduğu dile getirildi.
    Kürt sorununun çözümü için ortak mücadele verileceği vurgusu yapılan bildirgede, Türkiye halklarının da bu çözüm sürecine dahil olma çağrısı yapıldı. Konferansın farklı ses ve görüşlere açık olduğu belirtilerek, tüm mağdurların birlikte hareket etmesi gerektiği belirtildi.
    Bundan sonraki çalışmaların, ‘Hakikat, Yüzleşme ve Adalet Komisyonu’, ‘Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa Komisyonu’, ‘Toplumsal Müzakere ve Demokratik Siyaset Komisyonu’ ve bunların koordinasyonu aracılığıyla sürdürüleceği de ifade edildi.


    SONUÇ BİLDİRGESİNDE NELER VAR?

    Ülkenin farklı halkları ve inanç grupları, inançsızları, aydınları, akademisyenleri, gençleri, kadınları, LGBT’lileri, emekçileri, sendikacıları, siyasi parti ve grupları, başlatılan müzakereleri doğru bir yönde ilerletmek, kalıcı bir barışı tesis etmek, hepimizin hak ve özgürlüklerini kapsayacak eşit ve ortak bir demokratik gelecek kurmak için birlikte hareket etmeye, çözüm inisiyatifini geliştirmeye ve toplumsallaşan bir barış hareketini örmeye karar verildiği belirtilen bildirgede şu sonuçlar yer aldı:
    * Bugün Türkiye’nin çözüm ve barış sürecinin önemli bir aşamasında bulunduğunu saptıyoruz. Kürt sorununda çözüme yönelik görüşmeler sürecinin desteklenmesi ve geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Konferansımızın, müzakere sürecinin kesintisiz olarak sürdürülmesi için kararlı bir tutum ve çaba içerisinde olacağını ilan ediyoruz.
    * Sürecin kalıcı bir barışa ulaşması için çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü bir demokrasiyi bütün kurumlarıyla oluşturmanın ve buna işlerlik kazandırmanın kaçınılmaz olduğunu vurguluyoruz. Demokrasiyle barışın birbiriyle doğrudan bağlantılı olduğunu bir kez daha saptayarak, demokratikleşme yönünde atılacak adımların barış sürecini de ilerleteceğini belirtiyoruz.
    * Bugün bazı yaklaşımların, barış ve demokratikleşme sürecinin karşılıklı güven içerisinde ilerleyebilmesi açısından kimi sorunlar yarattığını görüyoruz. AKP Hükümeti’nin, hegemonyacı ve otoriter bir siyaset anlayışı ile çözüm sürecinin sağlıklı gelişiminin önünde sorun alanı yaratmaması gerektiğini belirtiyoruz. Güven sağlayıcı adımların tek taraflılık karakteri göstermemesi, karşılıklı güvenin artırılması, çözüm ve barış sürecinin güçlendirilmesi için hükümeti sorun alanlarını daraltacak adımları gecikmeden atmaya davet ediyoruz.
    * Müzakerelerin sonuç alıcı bir biçimde sürmesi ve geliştirilmesi için, şu aşamada müzakereyi büyük kısıtlar altında yürüten Sayın Abdullah Öcalan’ın ‘sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının’ sağlanması ve toplumun çeşitli kesimlerinden oluşan heyetlerle iletişim imkanlarının yaratılması gerekliliğini belirtiyoruz.
    * Nefret dilinin değil, barış dilinin yaygınlaşmasının, karşılıklı anlayış ve saygının bu sürecin selameti açısından yaşamsal önemini vurguluyoruz.
    * Barış ortamının ve müzakerelerin toplumsallaşması için demokratik mücadeleye yönelik engellemelerin sona erdirilmesi; bu kapsamda ifade, örgütlenme, toplantı ve gösteri özgürlüklerinin hiçbir şekilde kısıtlanmamasının önemini hatırlatıyoruz.
    * Hasta ve çocuk tutsaklar başta olmak üzere, siyasi tutukluların serbest bırakılmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin geciktirilmeden ele alınmasını talep ediyoruz.
    * Halkların dil, kültür, inanç ve kimlik haklarının evrensel olduğunu, bunların bir pazarlık konusu haline getirilemeyeceğini ve bu hakların eşit yurttaş olmanın gereği sayıldığını bir kez daha vurguluyoruz.
    * Çözüm ve demokratikleşme sürecinin her aşamasında, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlerin eşitlik hukukunu, kadın-erkek eşitliğini sağlayıcı adımlarla kalıcı ve gerçek bir barış sağlanacağına olan inancımızı bir kez daha dile getiriyoruz.(Ankara/EVRENSEL)