Atilla TOPTAŞ : ‘‘Birçok tabuyu yıkmayı başardık. Ama sınırlarımızın da farkına vardık.‘‘

teaserbreit

31 Ocak 2014’te, görevini bırakan Basel Kanton Milletvekili Atilla TOPTAŞ’la, Parlamento çalışmaları ve bundan sonraki yaşamıyla ilgili bir söyleşi yaptık:

Bu ayın sonu itibariyle görevinizi bıraktınız, sizi bu kararı vermeye yönelten hangi etkenler oldu, açıklarmısınız?

Aslında 15 yaşından beri Türkiye’de de politikayla uğraşıyordum ve bunu severek yapıyorum.Yaşamın içerisinde bulunduğum yerde karşılan problemlere çözüm üretmek,haksızlıklara karşı durmak,geleceği değiştirmek gibi bir iddiam vardı hep.. Ben politikanın, sadece mecliste değil, heryerde yapılacağına inanıyorum.Meclisteki koltuk sadece size bir statü kazandırıyor.Ama bu statü bazen sizin sınırlarınızı da çiziyor.

10 yıldır aktif olarak İsviçre politikası içindeyim.İki dönem Meclise seçildim.Buraya göçmen olarak gelen toplumumuzun burada yaşamaktan kaynaklı birçok problemi var. Bu sorunlara çözüm üretmek ,toplumumuzun çıkarlarını, haklarını korumak adına politikaya girmiştim.6 yılın sonunda yapabileceklerimizi gördük.Birçok tabuyu yıkmayı başardık,ama sınırlarımızın da farkına vardık.Bireysel olarak bir karara varmam gerekiyordu.Politik şartlar,şu anda birlikte çalıştığım ekip,benim ailevi ve mesleki durumum bunların hepsini gözönünde bulundurarak bir karar aldım.Kararı planlayarak aldım.

Tabuları yıktığınızı söylediniz, yıkılan tabu ne, neleri, başarıp neyi başaramadınız?

Ben 2000 yılında İsviçre’ye geldim, o zaman İsviçre politikası bizim toplumun yaşamında pek yer alamıyordu. Derneklerimiz ve demokratik kitle örgütlerimizin, bu konuda hiçbir hazırlığı yoktu. Bu beni rahatsız etmişti.‘Bu kadar yoğun bir Türkiyeli nüfusun yaşadığı yerde neden yerel politika yapılmaz?‘ diye sormuştum kendime.Ben yaşadığım yerin politikasının yapılması gerektiğine inanıyorum.Bu düşünceyle 2003 yılında o dönem faaliyet gösteren Türkiyeli ve Kürdistanlı bütün dernekleri, 2004 yılında yapılacak yerel seçimler için, ne yapabiliriz diye toplantıya çağırmıştık.O dönem 14 dernek toplantıya katılmıştı. İki toplantının sonucunda da bu dernekelerin o zaman çok hazır olamadıklarını farketmiştim.Farklı derneklerden ve bağımsız bireylerden oluşan arkadaşlarla bir seçim komitesi kurmuştuk.Bu komiteyle seçimlere kadar,çok yoğun çalışma yapmıştık. O dönem biz, Basel Parlamentosu‘nda mutlaka bir sandalye kazanmak istiyorduk.Bu çerçevede aday belirlemesi yapıldı ve seçimlerde beş sandalye birden kazandık.Bu sonuç hem bizim toplum için hem de İsviçre toplumu için büyük bir sürpriz olmuştu.Artık Basel politikasında bir güç olmuştuk.Artık karar mekanizmalarında söz sahibiydik.Ve burdaki siyasi yaşamın bir parçasıydık.Bu İsviçre düzeyinde bütün kantonlarda da büyük bir yankı yaptı.Birçok parti politikalarında değişiklik yaparak, göçmenlerin oylarına göz dikti. Bu başarı 2006 Burgergemeinde ( Belediye), 2008 ve 2012 Grossrat seçimlerinde devam etti.2012 seçimlerinde Türkiye kökenliler olarak 7 sandalye kazandık.Rekor bir sayıya ulaştık.Bu hiçbir göçmen grubunun şimdiye kadar, ulaşamadığı bir başarıydı.2004 te başlayan bu yeni güç, sol ve yeşil blokun oluşturduğu hükümetin, 10 yıldır hükümette çoğunluğu elinde bulundurmasını da sağladı. 2008’de meclis’e girdim, girmeden önce hedeflerimin arasında, göçmenlerin sosyal yaşamda ve devlet dairelerinde uğradıkları ayrımcılığa son vermek, devlet dairelerinde göçmenlere daha çok iş verilmesini, meslek yeri açılmasını sağlamak vardı. Bu konuda bir önerge vermiştim.Fakat bu konu gerekli desteği göremeyince başarılı olunamadı.Devlet göçmenlere karşı tutuculuğunu devam ettiriyor ve göçmen kökenli gençleri,burada doğup burada yetişse de, onları kendi potansiyeli olarak görmeyip, yeterince teşvik edip desteklemiyor..Son bir iki yılda, bu yönde olumlu değişmeler olduğunu görüyorum ama yetersiz. Yüzde ellisine yakını göçmen kökenli bir toplum olmasına rağmen,devlet dairelerindeki iş dağılımına bakıldığında göçmenlerin yeri sıfıra yakın,oldukça az.Olanlar da prestiji olmayan işler. Başka bir konu da, Alevilik inancının tanınmasıydı.Bu konuda da mecliste gerekli çalışmalar yapıldı. Basel’deki her iki Alevi derneğiyle birlikte tanınma başvurusu yapıldı.Bunun sonucunda da dünyada ilk defa, anayasal anlamda Alevilik farklı bir inanç olarak tanınmış oldu.Göçmenlerin seçme ve seçilme hakkı, bu süre içerisinde ağırlık verdiğimiz ve halkoylamasına götürdüğümüz, bir konuydu.Ne yazık ki, oylama sonucunda, göçmenlere seçme ve seçilme hakkı, % 80 gibi yüksek bir oranla reddedildi. Mecliste bulunduğum süre içerisinde, özellikle göçmenlerin eğitimi, eğitim sürecinde yaşanan sorunlar, göçmen çocukların meslek edinmesi, konusunda çaba harcadım.Sağlık ve entegrasyon konusu özellikle ilgilendiğim ve çalışma yaptığım konular arasındaydı.Ayrımcılık ve ırkçılığa karşı politikalar geliştirilmesi konusunda da çalışmalarda bulundum.

Bu anlattıklarınıza ek olarak, İsviçre’deki ekonomik sıkıntılar karşısında, ‘‘sosyal yardım‘‘ın artırılması bir yana , giderek azaltıldığına tanık oluyoruz , göçmen milletvekilleri ve partiniz SP, bu yönde ne gibi çalışmalar yaptı, açıklarmısınız ?

Genel olarak göçmenler, İsviçre politikasının en zayıf halkası, sosyal yardımlar konusu da hem partilerin hem de isviçre toplumunun en hassa davrandığı konu, Kriz dönemlerinde tasarruf tedbirleri düşünüldüğünde,ilk akla gelen sosyal hakların kısıtlanmasıdır.Bir tünel, bir yol yapımı için milyarlarca Frank , sorunsuz olarak kullanılırken, çok küçük sosyal destekler bile mecliste büyük bir yaygaraya neden oluyor. Bu özellikle sağcı partilerin de göçmenlere karşı kullandığı bir koz haline geliyor.SP, sosyal yardımlar konusunda pozitif düşünen ve politikalarını buna göre şekillendiren bir parti olmasına rağmen, bazen sağcı partilerin baskısı sonucu, savunmaya geçip politikalarından geri adım atabiliyor.

Geçtiğimiz son aylarda, sizin gibi bir göçmen milletvekili olan Sibel ARSLAN’a ilişkin, İsviçre medyası bir çok spekülatif haber yansıttı, bunların aslı astarı neydi, Sibel’in hedef alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi biz göçmenler olarak, gerek politikada, gerekse sosyal ve mesleki yaşamda güçlendik, doğal olarak buna karşı direnen bir kesim olacaktır.Bu normaldir.Şu anda bizlerin oturduğu 7 sandalyede bundan 15 yıl önce, yerliler oturuyordu.Şu anda bulunduğumuz mesleklerde yerliler çalışıyordu. Ekonomik alanda da, bizim işadamlarımızın yaptığı işleri yine yerliler yapıyordu. Şimdi biz güçlendikçe eğitim düzeyimiz arttıkça, sosyal , politik ve ekonomik alanda ağırlığımız koydukça; bize karşı bir direniş olacaktır.Sibel konusunu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.Sibel’in burada okuması, burada politika yapması,bütün tabuları yıkarak belli yerlere gelmesi; tabii ki, bir dirençle karşılaşacaktı. Ben bunu Sibel’in şahsına olan bir direnç olarak görmüyorum.Bunu, göçle gelenlere karşı, buradaki yerel, tutucu, milliyetçi çevrelerin direnişi olarak algılıyorum. Sibel’in adı, Örneğin bir isviçreli adı, Christina Müller vb. olsaydı, belki bu kadar bir linç kampanyası yapılmazdı diye düşünüyorum.. Tabii ki, ben bu konuda Sibel’i çok cesaretli buluyorum, böyle bir işe cesaret etmesi,o işin şartlarına uygun olması, ondan sonraki kuşaklara örnek teşkil ediyor. Artık bundan sonra gençlerimizin, her yere talip olması, kamuoyun da normal karşılanacaktır. Sibel bu konuda kurban seçilmiştir.Ama bu tartışmalar, gelecek kuşaklar için olumlu sonuç doğuracaktır.

Geçtiğimiz Haziran ve Temmuz aylarında Gazze’ye İsrail’in saldırısı ve 2500 sivili katletmesi, ve İŞİD’in Kobane saldırısıyla aynı döneme denk geldi, doğal olarak Basel parlamentosu, ilerici Bakan ve milletvekilleri, Kobane ile dayanışmada bulundular, benzer bir dayanışmanın Filistinliler için gösterilmemesi bir yana, İsviçre’den herhangi bir protesto sesi dahi çıkmadı, sizce bu sonuç, İsviçre’yi yönettiği söylenen güçlü yahudi lobisinin bir eserimidir?

Şimdi Kobanide büyük bir insani dram yaşandı. Basel ve çevresinde yoğun bir kürt nüfus yaşıyor, Bu kitle tabii ki, Kobane’deki olaya duyarlıydı ve kamuoyunun ilgisini çekti.Ayrıca medya bu konuyu sürekli gündem de tuttu ve konu Parlamentoya yansıdı.Gazze olayı, gerek toplumsal olarak gerekse Medya da çok yer bulmadı.Bundan dolayı tepkiler çok cılız kaldı.Buna İsviçre’nin İsrail ile ilişkileri de eklenince, fazla bir tepkinin gösterilmemiş olması doğal bir sonuçtu. Yahudi Lobisi’ nin açıktan bir baskısı hissedilmedi. Fakat İsrail devleti ile, İsviçre’nin çok üst düzeyde, ekonomik ve askeri olarak işbirliği var. Bunların zedelenmemesi için çekimser kalındığı söylenebilir..

Uzun süredir uğraştığınız aktif politikayı bırakıyorsunuz, bu sizin yaşantınızda bir boşluk oluşturmayacak mı, bundan sonra politikayla ilginiz hangi boyutta sürecek?

Politika bir bağımlılık. Politikayı tamamen bırakabileceğimi sanmıyorum.Sadece resmi parlamenter kimliğimi bırakıyorum.Ama hayatın içinde, sosyal yaşamda politik çalışmalar içinde olacağımı sanıyorum. Ayrıca psiko terapist olarak çalışıyorum, bu alanda insan ve insanların sorunlarıyla direkt olarak çalışma içindeyim.Bu alanda da büyük bir ihtiyaç var.İnsanların sorunlarına çözüm buldukça, bir boşluk hissedeceğimi düşünmüyorum. Bir politikacı olarak sizden sonra gelecek milletvekillerine neler tavsiye edersiniz? Bizler,birinci kuşağın temsilcileri olarak, sosyalleşmesini Türkiye’de tamamlamış olanlar, son 10 yılda, göçmen politikasında bir alan açtık.İsviçre politikalarına yeni bir dinamik kazandırdık.Fakat artık, bu politikanın bir kuşak ve jenerasyon değişimine ihtiyacı var.Burada sosyalleşmesini tamamlamış, donanımlı, hem yerli hem de kendi kültürüyle barışık gençlerimizin politikaya girmesi ve ağırlık koyması gerekiyor.Ben bunu gönül rahatlığıyla belirtiyorum ki, benden sonra yerime geçecek olan Edibe Gölgeli`de bu özelliklere sahip bir arkadaşımdır ve uzun süre toplumumuza hizmet ederek, katkı sunacaktır.

Röportaj: Arkadaş/ Basel