Arkeolog Sevim Akyürek- Çin’den Bern’e Gelen Ölümsüz Imparator’un Askerleri

Binlerce yıllık ve yine binlerce kilometre uzaktan gelen ‘Çin- Ölümsüz İmparatoru Qin Shi Huangdi ve Toprak Askerleri’ sergisini ziyaret etme şansını yaşadım. Merdivenleri çıkarken sol tarafınızda tavana asılı  metalden yapılmış  yüzlerce Çin ördekleri,  sağ tarafınız da ise aynı zamanda  serginin tavanınına da baştan sona donatılmış , sekizbin yeraltı askerin İmparatoru Qin Shi Huangdi’ye sadakatların simgesi olan; sekiz bin bej rengi bayraklar size eşlik ediyor. Merdivenlerin sonunda bayrak ve flamalar;  sizi  tarih yüklü  loş ışıklı koridor ve odalara yönlendiriyor.

Bern Historisches Museum , İsviçrenin büyük bankalarından UBS ‘nin sponsorluğu ile ‘Qin- Der unsterbliche Kaiser und seine Terrakottakrieger’ adını verdikleri sergi ile bir ilke imza attılar. Dünyanın 8.ci Harikası olarak Unesco tarafından da  kabul edilen sergi

15 Mart – 17 Kasım tarihleri arasına kadar açık. Çin’in ilk İmparatoru Qin Shi Huangdi’nin dünyaca ünlü yeraltı mezar kazılarında ortaya çıkartılan 220 adet eseri; sanatseverlerin, tarihçilerin ve halkın ayaklarına kadar getirmiş oldular. Sergilenen eserlerin yanı sıra, Çin bilim adamlarının yeraltı ordusu kazı alanlarından tanıtım konuşmaları, haritalar, kazı yerinden çekilen görüntüler sergiye zenginlik katıyor. Koridor geçişlerinde duvarlarda yazılar ve resimler bizi bir sonraki adım da neler göreceğimizi hazırlıyor.

Bern Historisches Museum Müdürü Jakob Messerli basın açıklamasında, 2010 Mayıs ayından beri Çinli yetkililerle görüşme yaptıklarını 2013 Ocak ayında dört müze elemanının hava yolu ile 220 eseri özel paketleme yöntemi  Bern’e getirdiğini açıkladı. Bu arada  serginin yoğun ilgi gördüğü ve 100 000 ci şanslı ziyaretçide basına tanıtıldı. Sergiye  Avrupa’dan da çok sayıda ziyaretçi geliyor. Sergi üç bölümde toplanmış.  Çin’in 3000 yıllık tarihi hakkında bilgiler var. Birinci bölümde Mö 210 ve MS 9 yüzyıl tarihleri arasında Çin’in prenslikten Krallığa ve daha sonra imparatorluk oluşumu . İkinci bölümde  İlk İmparator Qin Shi Huang’ın ( MÖ 246- 207)  mezar anıtından çıkan eserler, pişmiş topraktan yapılmış  askerler hakkında geniş bilgi ve incelemeler. Son bölümde ise yine İmparator’un ( MÖ 210 ve sonrası döneme  ait mirası. Han dönemine ait ( MÖ 202- MS 220) dönemine ait mezar kültürü ve devamında Çin’e özgü  çanlar ile sona ermekte.

Herşey nasıl başladı?  

1970 yılında Çin’de kurak bir mevsim yaşanmaktadır. Halk susuzluğa karşı arayışlar içindedir. Şian şehrine yakın Li Şan dağı eteklerinde işçiler, su kuyuları açmak için çalışmaya başlarlar. Bir süre çalıştıktan sonra ortaya çömlek parçaları çıkar. Çalışmalar durdurulur. İmparator Qin Shi Huang’ın ölmeden öncede defalarca buraya gelip beni buraya gömün dediği yerdir burası. Ve 184 000 metrekarelik dev mezarlık alanına açılan  su kuyusu, binlerce yıl öncesine ait  tarihin kapısını da açmış oldu.  Hemen arkeolojik kazılar başlatılır. Uyuyan tarih uyandırılmaya hazırdır. Qin Shi Huang MÖ 259-210 yılları arasında yaşadı. Henüz 13 yaşında iken tahta çıktı. Mö 221 yılında kendisini Çin İmparatoru ilan etti ve  merkezi bir Çin devletini kurdu. Adının tam anlamı ‘Ebedi Çin Hanedan’lığının İlk Yüce İmparatoru’ anlamına gelir.

Qin Shi Huang’ın yaşadığı dönemde, Avrupa Demir Devrinde, Hannibal ise filleriyle Alpleri aşmaya çalışmaktaydı. Aynı dönemde Çin’de ise imparotor Qin Shi Huang çeşitli reformlar yapıyor, ünlü Çin Seddinin yapımını hızlandırırken kendisi için mezar inşaatını başlatıyordu. Tahta çıktığında vezirini çağırarak kendisine ait bir mezarlığın yapılmasını emreder. O’nunla birlikte cariyeleri, erkek çocuk doğurmayan eşleri, hayvanları, askerleri atlarıda beraberinde gömülecektir. Tecrübeli vezir bunun tepkilere neden olacağını söyler.  Şimdi sahip olduğu herşeyin küçük boyutlarda  ve çok değerli madenlerden yapılmış eserlerden oluşan bir anıt mezarın yapılmasının daha doğru olacağını  bir öneri olarak sunar. İmparator fikrin güzel ama bunların gerçek boyutlarda olmasını ister. Qin Shi Huang henüz hayattayken MÖ 246 yılında başlanan mezarının inşası tam 30 yıl sürmüş, inşaatta 700 bin kişi çalıştırılmıştır.

Çin’in Shaanxi eyaletinin Xi’an kenti civarındaki Lishan bölgesinde bulunan mezarın temeli dörtgen şeklinde, güneyden kuzeye 350 metre uzunluğunda, doğudan batıya 345 metre genişliğindedir; 76 metre yüksekliğinde toprak bir piramit şeklindedir. Boyları 183-195 kiloları 130-150 kilo santimetre arasında değişen bu heykel askerlerin her birinin yüz ifadesi farklıdır. Kazı alanında çoğu hala toprak altında olan, şimdiye kadar ise 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunmuş.  Qin Shihuang Mezarı ve Terra Cotta Ordusu, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları Listesi’ne alınmıştır.

Sadece ordu değil, O’nun eğlenmesini sağlayan akrobotlar, müzisyenler, hayvanlar, yemek kabları, dünyadaki yaşamını sürdürdüğü herşey bu mezarlıkta yer almış. Dini merasimlerde kullanılan üzeri yazılı kablar, yirmi kilo ağırlığında küçük taşlardan oluşan ve tellerle birbirine bağlanmış zırh  ile dört atın çektiği normal ölçünün yarısı olarak yapılmış  ( belki  imparatorun ruhunu taşımak amacıyle küçük boyutta yapılmış )  sürücüsü ile birlikte atlı araba altın ve gümüş bezemelerle bezenmiş.  Sergide en dikkat çekilen eserler arasında.

Sergiyi dolaşırken bu figürleri gördüğünüzde ne emekler harcandığını, ne bedeller ödenmiş olduğunu görüyorsunuz.  Ortalama ağırlıkları 150 kiloya ulaşan bu toprak askerler, çıplak kölelerin sırtlarına iplerle bağlanıp çekilerek  mezar yerine götürülüyor. Hemen yanı başında videoda, Çin bilim adamları kazı yerinden  görüntülerle bilgi veriyor.

Terracotta  ne demektir?

Peki sergideki eserlerin ana maddesini oluşturan terracotta ne anlama geliyor? Terracotta italyanca pişmiş toprak anlamına geliyor. Yapısında toprak, su, hava, ateş , insan emeği ve teri vardır. İnsanoğlu  ortalama onbin yıl önce ilk yiyecek kablarını , toprağın ateşle pişmesi, kadın elinde şekil verilerek yiyecek kabları olarak kullanılmasıyle tanımış. Heykel sanatının esas malzemesi bir toprak çeşidi olan kilden oluşmaktadır. Sade, dayanıklı, doğaya uyumu işlenmesi kolay olan kil,  ateş ve insan emeği ile sağlam bir malzemeye dönüşür. Pişmeden önce nemli olan kil kurudukça ufalanır ama 1000 dereceye kadar olan ateş sayesinde nem kaybolur ve dayanıklı bir maddeye döner. Ancak dışarıdan vurulacak bir darbe ile kırılır. Öyleki tarih boyunca kadınların yemek ve yiyecek kabları, çocukların araba, bebek oyuncağı, kralın sarayında mühür, emirlerin yazıldığı tabletleri, mabedlerde ve evlerin bir köşesinde tanrıçası ve tanrısı, caddelerinde şehirlerini süsleyen heykelleri olur. Ve en görkemlisi  Çin’de yeraltında İmparator’larını koruyan asker, atlar, müzisyen, akrobatlar,arabalar nehirlerde dolaşırken O’na eşlik edecek ördekler vs….. olur. Yeraltı askerlerinin yapımına önce ayaklardan başlanılarak  baş, kol,  ve gövde ayrı ayrı yapılarak daha sonra kilden şeritlerle birleştirilir ve  pişirilir. Bu sırada ağırlık ortalama 150 kiloya kadar çıkar. Desenlerle süslenen eserler İmparatorlarının ölümsüzlüğü koruması amacı ile görev yerlerine götürülür. Toprak askerlerin yapılış tekniğini anlaşılınca  dönemin teknolojisinin ne kadar ileride olduğu görülüyor. Her bir asker ve atın kile şekil verilmek suretiyle yapıldığı, ardından heykellerde açılan bir delikle 300 ile 900 derece arasında fırınlandığı, deliklerin yüksek sıcaklıklarda  patlamaması için açıldığı ve daha sonra kapatıldığı anlaşılıyor.

Yeraltı ordusu;  farklı rütbelerden  oluşan askerler tarafından meydana gelmiş. Askerler bir savaş alanındaki gibi, en ileri savaş düzenine sahip ve aynı zamanda  savaşa hazır konumda beklemektedirler. Yapılan kazılarda çıkartılan eserler o dönemin teknoloji, sanat ve kültür dünyasına da  ışık tutmaktadır. Terra Kotta savaşçıları olarak da adlandırılan askerlerin ellerinde savaş öncesi hazır durumda tuttukları silahlarla gömüldüğü, silahlar gerçek ve bronzdan olması nedeniyle günümüze kadar bozulmadan ulaşmış.

Askerlerin yüz hatlarının birbirine hiç  benzemediği hayretler içinde görülüyor.   Antropologlar tarafından dikkatli bir şekilde incelemede, bu askerlerin nereli oldukları dahi anlaşılabilmektedir. Bu ordunun sadece Çinlilerden oluşmadığı da görülmüş. Hun askerleri o dönem atlarının  kuyruklarını  dügümlemekteydi. Kazılarda çıkarılan bazı atların kuyruklarının dügümlü olduğu ve Hun

askerinin yüzlerinin yeşil renkte boyalı olduğu görülüyor. Dikkat çeken diğer bir unsur ise krom kaplı kılıçların olmasıdır. Bu ordunun koruduğu imparator mezarına ise hala ulaşılamadı. Pişmiş topraktan savaşçıların  özenle süslenen desenleri,  kazıda çıkarıldıktan sonra hava ile temasta toprak rengine dönüşmesi nedeniyle  bozulmaktadır. Bu yüzden kazılar sınırlı sayıda yapılmaktadır. Sergide bu konuda yapılan çalışma dikkat çekici. Kullanılan toz boyaların tanıtımı ve desen örnekleri var. Askerleri incelediğinizde,  çok sayıda  sanatkar elinden geçerek ortaya çıktığı görülüyor. Ve daha bir hayret içerisinde geziyorsunuz sergiyi.

Qin Shi Huang  saltanatını süresince savaşların yanı sıra çok sayıda reform da yaptı. Savaşta ve barışta daha iyi iletişim için aristokrat ailelerini başkentte topladı. Ağırlık  ölçülerini standart  hale getirdi, para sistemi oluşturdu, ülkedeki yollarıda yeniledi. Çin yazı sistemini kullanılır hale getirdi ve Çin kültürünün devamını da sağladı. Sergide ilgi gören yerlerden biride  döneme ait paralar. Ortası dikdörtgen yuvarlak ve bıçak şeklinde paraların yanısıra mühürler de var.

Bu muhteşem eserleri ziyaret etme ayrıcalığını ben yaşadım. Bir daha bu şansı yakalamamız çok ama çok zor. Sizin de bu ayrıcalığı kendinize  yaşatmanız dilegiyle.