Arkadaşlık, saygı ve sevgi

Saadet  Türkmen*

Arkadaşlık, saygı ve sevgi geçmişten bugüne güncelliğini yitirmeyen konular. Bu konuların bu kadar önemli ve ilgimize layık olmalarının bir nedeni bu kavramlarla bağlantılı duyguların, insanları ve grupları birbiriyle ilintilendirmesi, birbirlerine bağlaması olarak düşünülebilir. İş dünyasının yapısı, üretim / tüketim ilişkilerindeki hiyerarşi biçimleri, üretim / tüketim alışkanlıkları, paranın ve diğer değer birimlerinin kullanımı, yönetme ve yönetilme mekanizmaları, eğitim sistemi sosyal entegrasyonun koşullarını oluşturan öğeleri arasında en önemlileri olarak kabul edilebilir. Ancak son yıllarda bunlara ilaveten yaşam ve yaşanılabilir olana dair düşüncelerin de; ki bunlara ruh hali, duygular, düşünsel yönelimler ve benzeri ögeler de dahildir, bir çok konuyu kapsamaktadır. İşte bu anlamda arkadaşlık, saygı ve sevgi konuları -her ne kadar dönemsel ve kontekste bağlı farklılıklara rağmen- önemlerini günümüzde ve (acemi / kıdemli ya da hep öğrenen) göçmen olarak yaşadığımız alanda da açıkça ifade etmektedir.

Bu ve bundan sonraki üç yazıda bu konu farklı boyutları ile, eski ve yeni dönemden düşünce insanları eşliğinde tartışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, G. Simmel, Dostluk, Arkadaşlık

Aristoteles`e göre Arkadaşlık

9Arkadaşlık ve arkadaş sevgisi, yaşamın anlam, önem ve formunu belirler. Aristoteles`e göre insan toplumsal alandaki pratikleriyle, yani konuşması, değişik kalite, düzey, yoğunluk ve biçimde ilişkiler kurması, arkadaşlık ve dostlukları sayesinde insan olur. Aristoteles Nikomakhos`a Etik (NE) adlı yapıtında arkadaşlık iliskilerini üçe ayırır: 1. Birlikte güzel zaman geçirilen istemler ve arzulara dayalı arkadaşlar /arkadaşlıklar, 2. İhtiyaca dayalı arkadaşlar /arkadaşlıklar, 3. Varlık sebebi olan, faziletli karakterlerin birbiriyle uyumlu olduğu, birbirine karşı iyi duygular beslediği, birbirini seven, birbirini üreten, besleyen, kendisi ve yaşam hakkında düşünmeye sevk eden, düşünsel / duygusal ve eylemsel düzeyde insanı yetkinleştiren ve Türkçe tabiriyle dostluklar diyebileceğimiz arkadaşlıklar. Aristoteles sadece iyi olanın sevebileceğini ve sevilmeye layik olacağını yani arkadaş / arkadaş sahibi olabileceği düşüncesini savunur.

Aristoteles üçüncü arkadaşlık biçiminde „sadece faziletli olanlar arkadaş olabilir“ derken kölelerin faziletli olamayacağına ve bu sebeple ideal arkadaşlar olamayacaklarına vurgu yapar. Öte yandan arkadaşlık biçimlerinin (statü ve hiyerarşi anlamında) eşitler ile eşit olmayanlar arasındaki arkadaşlık pratiğinin farklı olacağına da değinir. Başka bir deyişle eşitler arası arkadaşlıklar, özgür vatandaşlar arasıında yaşanmaktayken; eşit olmayanlarla olan arkadaşlıklar köleler ve özgür vatandaşlar arasında olanıdır. Aristoteles NE adlı yapıtında idealize ettiği üçüncü tip arkadaşlığın (istisnai durumlar hariç) köleler arası olamayacağına, sadece özgür vatandaşlar arasında olmasının mümkün olacağına işaret eder. Bu o dönemki köleci toplumun karakteristik özelliğini de ifade etmektedir. İşte tam da bu noktada ilişkide bulunan kişilerin arkasındaki uyum, uyumsuzluk, haset, kıskançlık, sevgi ve nefret merkezli ilişkileri, rekabetin varlığına da işaret eder.

Simmel“e göre Arkadaşlık

8Arkadaşlık ilişkilerinin derecelendirildiği bu yaklaşım daha sonra George Simmel tarafından da sorgulanmış ve yeni yorumlarla geliştirilmiştir. George Simmel 1900 lü yılların başlarında arkadaşlıkta belirleyici olan duyguları detaylaryla ele almış ve bunların bir topluma biçimini veren temel unsurlar olduğunu iddia etmiştir. Köleci değil kapitalist dönemin bilim insanı olan Simmel`in ilgisi Aristo tarafından dile getirilen ideal arkadaşlığın duygusal ve duyusal boyutuna ilişkindir. Simmel`in bu bağlamda üzerinde durduğu konulardan ikisi oldukça dikkate değerdir. Bunlardan birincisi kişilerin arkadaş tercihlerinde belirleyici olanın benzerlikler ve farklılıkları temel almaları; bir diğeri de bunlara bağlı gelişen mesafe ve yakınlık dereceleridir. Mesafenin ortadan kalkması ve ilişki öncesinde birbirinden ayrı olan iki kişinin, mesafe kalkışıyla bütünleşmesi, „EGO“ nun sınırlarını çizen, varlığını besleyen duvarları / mesafeleri kaldırma çabasındaki tutkulu girişimler ve bu sayede „EGO“ dan başka bir dimensiyona geçilmesidir (idealize edilen) arkadaşlık.

Simmel`e göre, arkadaşlık, kişilerin bütünlükleri ve entegriteleri (uyumları) içinde derin duygusal bağlılıkları olmasıdır. Bu da diğer ilişkilerden birçok yönüyle ayrılır. Örneğin; birbirlerinin psikolojik yakınlıklarından keyif almaları; birbirleriyleyken paylaşılan ve yaşanan ne ise, ondan mutlu olmaları; maddi ve manevi fedakarlığa her daim hazır olmaları, fantazi ve fantazilerini gerçekleştirmede birbirlerini dikkate almaları ve birbirlerine yer vermeleri, zaman ayırmaları, birbirlerinden gizli saklılarının olmaması vb. Buna rağmen Simmel birbirlerine benzeyen insanların arkadaşlığını idealize eden, arkadaşlık biçimi günümüz modern dünyasında çok mümkün değildir. Zira modern toplumda koşulları ve imkanları benzeyen insanlar arasında bile – tüm benzerliklerine rağmen- büyük farklar olabilir. Simmel buna ilaveten bireycileşmenin bu tür arkadaşlıkları zorlaştığını hatta imkansızlaştırdığını öne sürer.

Arkadaşlık, Saygı ve Sorumluluk

Geçtiğimiz yıllarda şair Murathan Mungan`ın ‘’Ölülerimizin hayallerine sahip çıkmalıyız’’ başlıklı bir yazısı yayınlandı. Başlık hayli ilgi çekiciydi, zira ilk bakışta insandaki ve insani bağlardaki ölümsüz yanları, özelllkle de anın ve zamansal bağların değerini hayli yitirdiği bu dönemde hatırlatması itibariyla, yüreklendirici pozitif. Ancak ilk baştaki olumlu bir etki yapan bu başlık, daha sonrasında insanı ciddi bir yükün altına da koymakta. Ölülerimizin hayallerine de sahip çıkmalıyız; ölülerimiz düşüncelerimizde, pratiklerimizde yaşamalı. Kısacası bizler onları yaşatmalıyız. Söylemesi kolay, ama yapması hayli zor olan bir iş bu. Öyleki insan kendisine bunun mümkün olup olamayacağını da soruyor. Zira insan değişik nedenlerle kendi ya da yakınından olanların hayattayken hayaline sahip çıkmakta zorlanırken; böylesi bir şey nasıl olur da mümkün olur demekten alamıyor kendisini. Öte yandan insandaki ve arkadaşlık pratiğindeki ölümsüzlükte bu tek cümleyle hatırlatılıyor. Gelecek yazı da konu derinleşerek sürecek.

*Lic. phil. Sosyal Anthropolog