Anna Göldi 2015 İnsan Hakları Ödülü Verildi

8

14 haziran 1782 yılında, günümüzden 232 yıl önce Avrupa’nın ve İsviçre’nin başı kesilerek öldürülen son ‘cadısı’ Anna Göldi 2015 insan hakları ödülü Turi Honegger ve Ursula Biondi ‘ye verildi. İki yılda bir verilen ödülün bu yılki teması ‘Verdingkinder’. Toplumda; devlet tarafından haksızlığa uğramış ve bu haksızlığa karşı mücadele eden kişilere verilen bir ödül. Bu sene bu ödülü 92 yaşındaki aynı zamanda kendiside bir verdingkind olan yazar ve siyasetçi Turi Honegger ve 18 yaşında iken küçük bebeği ile kadın cezaevine gönderilen , orada cinayetle yargılanan kişilerle kalan 65 yaşındaki Ursula Biondi aldı.

1974 yılında yazdığı çocukluğu ve gençliğini anlattığı kitabı Fertigmacher ile tanınan Toni Honegger “verdingkinder “üzerine 25 kitabı, çok sayıda verdiği konferansları ile tanınıyor. Aynı zamanda uzun yıllardır üyesi olduğu sosyalist parti adına da siyasi çalışmalara katılıyor. Ursula Biondi 1960 yılında evlilik dışı bir çocuğa hamile kaldığı için resmi makamlardan koruma ister. O dönemde toplum tarafından hoş görülmeyen bir olaydır. Yinede bu kadınlar için ayrı binalar olmasına rağmen onu kadın hapishanesine gönderirler. Adam öldürme suçu ile yargılanan kadınlarla birlikte olması , bebeğinin geceleri hapishane müdürünün evine alınması onu yıpratır. Kendi imkanları ile kaçar. Bugün insan hakları ile mücadele eden Ursula Biondi’ ye 2013 yılında Freiburg üniversitesi tarafından fahri doktora ünvanı verildi. Yaşamını anlattığı Geboren in Zürih adlı kitabı bulunmaktadır. Ayrıca 2008 yılında kurulan 1942-1981 yılları arasında devletin koruması altında iken haksızlığa uğrayan kişilere yardım adına kurduğu örgütte çalışıyor.

6Avrupa’da yüzbinlerce kadının ölümüne neden olan cadı avının son ismi 14 haziran 1782 yılında başı kesillerek idam edilen Anna Göldi oldu. 24 ekim 1734 Sennwald’ta doğdu ,13 haziran 1782 tarihinde Glarus da öldürülmüştür. Fakir bir aileden gelen Anna Göldi yaşamını evlerde hizmetçilik yaparak geçirdi. Ilk çocuğunu evlilikdışı doğurması ve çocuğun doğumdan sonra hemen ölmesi onun kötülüğüne, cadılığına işaret sayıldı. İkinci çocuğununu da evlilik dışı doğurdu. Ama bebeğin ne olduğu hiç bilinmedi. Yıllar sonra geldiği son evde dört yıl çalıştı. Evsahibinin hasta kızının bardağı ve biberonuna iğneler koyduğu, büyü işleri ile uğraştığı savıyle kılıçla kafası kesilerek idam edildi. Ev sahibi hem yargıç aynı zaman da doktordu. Ama Anna Göldi büyücülükle suçlanarak savunması bile alınmadan öldürüldü. Gerçek olan ise aileden biri veya yakın akraba ile ilişkisi olduğu, hatta hamile olduğu idi. Uzun yıllar tabu olarak kalan Anna Göldi adına bugün bir müze var. Kesilen başının araştırma yapılması ve bulunması için istenilen izin alınmış değil ama öldürüldüğü sokağa adı verilmiş.

1982 yılında bu cinayet ile ilgili olarak Eveline Hesler bir roman yazdı. 2007 yılındada Anna Göldi Müzesi kuruldu . 2009 yılından beride iki yılda bir insanhakları ödülü toplumda haksızlığa uğramış ve bu konuda kendini toplumu bilgilendirmeye adamış aydınlara veriliyor.

İlkçağlardaki kadın erkek eşitliği zamanla kadının yeni yeri evini, bahçesini, insanları, hayvan dünyasını ve doğayı daha iyi tanımasına olanak hazırladı. Hayvanı, bitki dünyası ve çocukları yakından tanıması ona zamanla toplum içinde ayrıcalık ve bilgelik sağladı. Hastalığa, açlığa, doğa olaylarına karşı çözümlerive bilgeliği hep ilgi gördü. Ama aynı zamanda da bu özelliği zamanla dyöneticilerin tepkisine veya günah keçisi olmasına yol açtı. Bu bilgelik yeri geldi kuraklığın, yeri geldi hastalığın nedeni oldu. Doğurgan, doğacı, sezgici bu özelliğine yeni bir isim daha eklendi. Cadı.

9Aslında cadı avı, her türlü başkaldırıyı önlemenin yolu da idi. Sadece cadılıkla suçlanan kadınlar değil, eşleri, çocukları, akrabaları ve dostları da cezalandırılıyordu. Avrupa’da altı yüzyıl boyunca sadece cadılıkla suçlanıp katledilen kadınların sayısının yüzbinlerce olduğu söyleniyor . Dünyanın birçok bölgesinde çoğu kadın olmak üzere, erkek,çocuk ve bilim adamları,homoseksuelleri hayat kadınları suçlanarak yakılmış, idam edilmiş ve taşlanarak öldürülmüştür. Şimdiki konumuz Avrupada yaşanan bu kadın dramının tarihini anlamak. Katolik Kilisesi, adetleri, inançları ve bilgelikleri farklı olan bu insanlara iyi gözle bakmıyordu. Kilisenin varolan gücü halkta korkuya, endişeye,ve sonuçta suskunluğa yol açtı. Kıtlık, salgın kuraklığın ve savaşların hüküm sürdüğü zamanlar da bu korkutma, en kötü söylentilerin yayılmasına zemin hazırladı ve av başladı.

Sözcük anlamı Latince “soruşturma” olan Engizisyon Mahkemeleri, dini olduğu kadar siyasi muhaliflerin de bir şekilde yok edilmesini hedefleyen kurumlar olarak varlık göstermiş. Bu hedef uğruna engizisyonlarda, dinine ya da uyruğuna bakılmaksızın pek çok insanın ölümüne karar verilmiş. Suçu itiraf edene kadar işkence edilmiş ve genelde ölümle cezalandırılmış. Kitaplar yasaklanmış, insanlar , siyah kediler meydanlarda yakılarak öldürülmüş.

12. Yüzyıldan başlayarak altı yüzyıl boyunca hüküm sürecek olan Engizisyon mahkemeleri kuruldu. Tarihte esas olarak dört büyük türünden söz edilebilir: 1184’de Güney Fransa’da kurulan ve Orta Çağ engizisyonu, İspanyol engizisyonu (1478-1821), Portekiz engizisyonu (1536- 1821) ve Roma engizisyonu (1542).

1204 yılında “cadı avcılığı” yasallaştırıldı. Kilisesinin kalıplarına uygunsuz bir hayat süren kadınlar akıl almaz işkencelerden geçirilerek en sonunda “Evet, ben cadıyım” demek zorunda kalıyor ve sonrada öldürülüyordu. 1346-1352 yılları arasında Avrupa’yı kırıp geçiren veba salgını ve 1430-1780 yılları arasında baş gösteren kıtlık nedenleri bu kadınlara yüklenildi. 1450- 1750 yaşanan cadı avı, iktidar sahiplerinin zehir, büyü ve büyücüden duydukları korku ve ortaya çıkan ekonomik kriz sonucu kadınlara uygulanan en acımasız şiddetin ve vahşetin örneği bu cadı avcılığıdır.

7

Jan Darc; 1412’de Fransa’nın askeri yenilgisinin suçlusu ilan edilerek yakılarak öldürüldü. Aslında da suçlanmasındaki gerçek neden,erkek giysileri giymesi, büyücülük yaptığı iddiasıdır. Jan Darc’ın suçsuz olduğu, sonradan, Katolik Kilisesi’nce kabul edilmiş ve 1909 yılında itibarı iade edilmiştir. 1627 yılında Köln kentinde kara büyü yapmaktan suçlu bulunan Katharina Henot, tutuklanmış, ağır işkence görmüş ve yakılmadan önce üstü açık bir arabayla kent sokaklarından geçirilmişti. Köln postanesinin müdürü olarak çalışırken rakipleri ve düşmanları tarafından planlanan siyasi bir entrikaya kurban gittiği düşünülen Henot’un davası, kanıtların tekrar incelenmesi için Kent Konseyi’nde yeniden görülecek. Davayı konseyin gündemine rahip din dersi öğretmeni Hartmut Hegeler’in getirdiği bildirildi. Sadece 1500 ve 1782 yılları arasında Almanya ‘da çoğu kadın en az 25 bin kişinin cadılık suçlamasıyla yakıldığı sanılıyor.

ğı sanılıyor. Cadı ilan edilen kişinin mallarına el konuluyordu. Bu mallar yörenin feodal beyine, davanın yargıcına, ihbar edene ve cellada pay ediliyordu. Öyleki zamanla zengin sınıfa mensup kadınlarda suçlanmaya başlanıldı. Ne zamanki öldürülenin malının paylaşılması yasaklanınca cadı arayışlarıda yavaş yavaş son buldu.

1429 ve 1731 yılları arasında isviçre’de 6000 kişi cadı ve büyücülük suçlamasıyle öldürüldü. Ölenlerin yüzde ekseni kadınlardı. Avrupa nüfüs ortalamasına bakıldığında İsviçre’nin romandi kantonlarında 3500 kişinin öldürülmesi en yüksek oran olarak kabul edilmektedir.

Son günlerde papanın artık boşanmış insanlar da bizdendir kiliseye girebilirler açıklamasını yaparken Chur bölgesi katolik kilisesi Vitus Huonder zamanında kadınlara ve homoseksuellere verilen cezalara üzüldüklerini belirten açıklamada bulundu. Avrupa hikayelerine de konu olan birçok cadı figürü vardır. Ve ‘son cadı’ Anna Göldi adına bugün insan hakları ödülleri verilmeye devam ediyor.

Sevim Akyürek/Arkeolog