Almanya’da seçim zamanı

8

Almanya’da 22 Eylül Pazar günü 61.8 milyon seçmenin sandık başına çağrıldığı federal parlamento seçimleri için geri sayım başladı.

18. dönem federal milletvekillerinin belirleneceği seçim için parti liderleri seçim turlarını sürdürüyor ancak seçimlerin etkisi henüz halk tarafından hissedilebilmiş değil. Seçim atmosferinin Eylül ayının ilk haftasından itibaren kendini hissettirmesi bekleniyor.

Egemen sınıflar ve onların partilerini sorgulama açısından da önemli imkanlar sağlayan seçimlere bu yıl iki büyük skandalla gidiyor. Birincisi, ABD istihbarat örgütü NSA tarafından internet ve telefon üzerinden yapılan bütün görüşmeleri hükümetin ve ona bağlı istihbarat örgütlerinin bilgisi dahilinde kaydetmesi, ikincisi de Federal Savunma Bakanı Thomas de Maiziere’nin karıştığı insansız hava aracı skandalı…

Her ne kadar hükümet iki konunun üzerini en kısa sürede kapatıp, sert tartışmaların olmadığı bir ortamda seçimlere gitmeyi planlasa da, durum pek de öyle görünmüyor. Çünkü her iki skandal konusunda sürekli ortaya çıkan yeni bilgi ve belgeler, Merkel’in hızla güven yitireceğini gösteriyor.

Zira Hıristiyan Demokratlar, seçimlere asıl olarak Merkel’in dünya ve Avrupa çapındaki “güçlü ve popüler” görüntüsüyle seçimlere katılmayı tercih ettiler. Bunda Sosyal Demokratların Peter Steinbrück’ü başbakanlığa aday göstermesinin de önemli payı bulunuyor. “Sosyal liberal” bir çizgiye sahip Steinbrück’in Merkel karşısında pek fazla bir özelliğinin olmaması, anketlerde çok gerilerde seyretmesi sıradan, rutin bir seçim kampanyasını da beraberinde getiriyor.

İŞSİZLİK NASIL DÜŞTÜ?

İki skandalın dışında seçimlere damgasını vurmasını bekleyen bir diğer konu da halkın yaşam koşulları, çalışma yaşamı ve Euro Bölgesi’ndeki borç krizi. Başbakan Angela Merkel’in seçim çalışmaları sırasında en çok övüneceği konunun işsizliğin azaltılması   ve AB ortalamasına oranla Almanya’daki genç işsiz sayısının çok az olması olacağı tahmin ediliyor.

Resmi rakamlara göre Almanya’da işsizlik oranı Haziran 2013 itibariyle yüzde 6.6. Başka bir değişle 2 milyon 860 bin kişi işsiz. Ancak işsizlik rakamlarının bu denli düşük olmasıyla yoksulluk rakamlarının yüksek olması arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor.

2009’dan bu yana ülkeyi yöneten Hıristiyan demokrat-liberal koalisyonu, bir önceki Hıristiyan-demokrat/Sosyal-demokrat (CDU/CSU-SPD) koalisyonunun yarım bıraktıklarını tamamlama şeklinde devam etti. Halkın, emekçilerin, işçilerin, kadınların, gençliğin yaşam ve çalışma koşullarında bir iyileşme yerine kötüleşme gerçekleşti.

Asıl olarak Mart 2003’te SPD-Yeşiller koalisyon hükümeti tarafından ilan edilen Ajanda 2010 ile çalışma hayatında emekçilerin aleyhine yapılan düzenlemeler, yaygınlaştırılan düşük ücretli ve kiralık işler daha sonra işbaşına gelen hükümetler tarafından da kararlı bir şekilde sürdürüldü.

ZENGİN ÜLKENİN YOKSUL EMEKÇİLERİ

Bu sayede Avrupa’nın en zengin ülkesi olan Almanya’da milyonlarca emekçi düşük ücretli işlerde çalışmaya mahkum edildi. Resmi istatistiklere göre Almanya’daki çalışanların yüzde 22’si düşük ücretli işler sektöründe bulunuyor. Bu, son 10 yılın en yüksek oranı. AB genelinde ortalama yüzde 17 olan bu oranın en yüksek olduğu iki ülke arasında Almanya da bulunuyor. Almanya’nın önünde ise Litvanya var.

Keza; 8 milyon emekçi bir işte çalıştığı halde ailesinin geçimini sağlayamadığı için devletten yardım almak zorunda bırakılmış durumda. Yaklaşık 4 milyon insan saat ücreti 7 Euro’dan düşük işlerde çalışıyor.

Alternatif Yoksulluk ve Zenginlik Raporu’na göre ülke genelinde halkın yüzde 14’ü ila yüzde 16’sı arasındaki bir bölümü, yani 11.5-13 milyon arasında insan yoksul. Paritätische Wohlfahrtsverband ülkede yoksulluk oranının yüzde 15.1 olduğunu açıkladı ve bunun yeni bir aşama olduğuna işaret etti.

Almanya genelinde halkın yüzde 15.1’inin yoksul olduğu saptanırken, bu oran göçmenler arasında ise iki katı. Federal İstatistik Dairesi tarafından yapılan ve hükümet tarafından da onaylanan verilere göre göçmenler arasında ortalama olarak yoksulluk oranı yüzde 26. Yoksulluk oranı Türkiye kökenli göçmenler arasında ise yüzde 30 civarında.

Özetle, veriler geride bıraktığımız dönemde hükümetin izlemiş olduğu politikaların “çalışan yoksulların” sayısını artırdığını göstermekte; diğer taraftan işçilerin hak talepleri “kriz gerekçesiyle” reddedilmiş bulunmakta. Bütün bunlar ülkede sınıflar arası çelişkileri daha da derinleştiren gelişmeler olarak dikkat çekmekte.

SENDİKALAR HÜKÜMETİN KOLTUK DEĞENEĞİ OLDU

Emekçiler açısından geride bıraktığımız tablo bu denli vahim olurken, sendikalar geride bıraktığımız dönemde de hükümetin koltuk değneği olmaya devam ettiler. Öyle  ki, Alman Sendikalar Birliği (DGB) Genel Başkanı Michael Sommer ile Başbakan Angela Merkel’in arası hiç bu kadar iyi olmamıştı. Hükümet ve sermaye örgütleri tarafından yapılan “feragat” çağrıları önemli ölçüde karşılık buldu. Hal böyle olunca sendikalar tarafından halkı yoksullaştıran hükümete karşı bırakalım eylemler yapılmasını, açıklamalar dahi yapılmadı. Umfairteilen ve Blockuppy eylemleri de asıl olarak sendikaların dışındaki çevreler tarafından gerçekleştirildi.

Sendikaların tutumu seçim öncesinde de değişmiş değil. Geleneksel olarak anamuhalefet SPD’ye yakın olan sendikalar gelinen aşamada SPD’nin yeniden iktidara  gelmesi için dahi büyük bir gayret içinde görünmüyorlar.

Nasıl yapsınlar ki…

İşçi sınıfına ve emekçilere Yeşiller ile birlikte 7 yıl boyunca iktidarda kalan SPD en kapsamlı saldırıları gerçekleştirdi. Ve bu saldırılardan ötürüdür ki, SPD dört yıl önce düştüğü dip nokdadar bir türlü çıkamıyor ve kısa zamanda da çıkması beklenmiyor. Dört yıldır muhalefette olmasına rağmen ülke genelindeki oyunu bir türlü arttıramadı.

DAHA İYİ BİR GELECEK İÇİN DAHA ETKİLİ BİR TEŞHİR

Hükümet kurma ihtimali olan partilerin programlarına ve ülkedeki genel gidişata bakılırsa seçimlerden sonra da emekçiler için olumlu bir tablo çıkmayacak görünüyor. Elbette bu durum emekçilerin çözümsüz ve alternatifsiz olduğu anlamına gelmiyor. Seçim dönemini, emekçi halkın, gençliğin talep ve isteklerini daha gür ve net ortaya koyduğu; bu talepler için ortak mücadele zeminini güçlendirdiği bir dönem olarak görmek gerekiyor. Diğer taraftan, birçok seçim döneminde görüldüğü üzere, Türkiye kökenli seçmenlerden, onların etnik kökenine dikkat çekerek oy isteyen parti ve politikacılara karşı da uyanık olmalı; etnik veya dini kimliğimizi kullanmak isteyenlere yanıtımız, çalışma yaşamından dış politikaya, özgürlüklerden demokrasiye bütün emekçilerin ihtiyaç ve talepleriyle örtüşen partilere ve adaylara destek vermek olmalıdır.

ANKETLERDE SEÇİM TAHMİNLERİ

Genel seçimlere iki ay kala yapılan anketlerde genel olarak CDU/CSU’nun yarıştan birinci parti olarak çıkacağı gözlenirken, hükümet ortağı FDP’nin hissedilebilir oranda ay kaybına uğrayacağı tahmin ediliyor. Son anketlere göre CDU/CSU yüzde 41, FDP yüzde 5 oy alacak görülüyor. FDP, 2009’daki seçimlerde yüzde 14,6 oy almıştı. Bu da yaklaşık olarak yüzde 10 ay kaybına uğrayacak anlamına geliyor. Ancak, Hıristiyan-demokratlar yıllardır FDP’nin ortaklığını garantilemek için genel seçimlerde bazı bölgelerde ikinci oyları FDP’ye vererek oyunu artırıyorlar. Bu seçimlerde de benzer bir taktiğin izlenmesi durumunda FDP’nin bir kaç puan daha fazla oy alması mümkün görünüyor.

Anamuhalefet SPD ise son seçimlerde aldığı yüzde 23’ün etrafında dolanmaya devam ediyor. Son anketler SPD’nin oyunun yüzde 25 olduğunu gösteriyor. Aynı anketlere göre Yeşiller’in yüzde 12, Sol Parti’nin yüzde 9 oy alacağı tahmin ediliyor. NSA skandalıyla birlikte Korsanlar Partisi’nin de yüzde 5 barajını zorlayabileceği ifade ediliyor. (YH)