A.Haydar Sancar- Yakın Perspektif- Unia 2. Genel Kongresi ve gelişmeler

339

29 Kasım – 1 Aralık tarihleri arasında Unia Sendikası kuruluş kongresinin ardından 2.olağan kongresini gerçekleştirdi. Alışıla gelen ve belirli periyotlarla yapılan ve yönetim aygıtının seçildiği, kongre günleri, bu alışılmışlığın dışında önemli anlamlar taşımakta ve gelecek açısından belirleyici olacak eğilimler hakkında sinyal vermekte ve değerlendirmelerin önünü açmaktadır. Kongrenin yapıldığı dönem, bir işçi örgütlenmesi açısından  hayli çarpıcıdır; imalat, iletişim ve kimyasal ürün üretimi , saat sektörü gibi dallar başta olmak üzere son aylarda binlerce işçi işini kaybetmiştir ve kaybetmeye de devam etmektedir. İş yaşamının ve dolayısıyla da bu yaşamı çevreleyen dolaylı dolaysız tüm çevre faktörlerinin mümkün mertebe sermayenin her türlü kontrolü altına girmesini sağlayacak, neo liberal saldırıların, esnek çalışma modellerinin hayat geçirilmeye çalışıldığı girişimler artmıştır. Hem TIS kapsamında  olan emekçilerin hak ve kazanımları, hem de bir bütün olarak işçi ve emekçilerin, hak ve kazanımları patronlar tarafından ihlal edilmekte ve genişçe bir alanda yoğun bir ücret baskısı yaratılmaktadır.Kiralık çalıştırılan işçilerin sayısı gittikçe artmış ve iş koşulları daha da ağırlaşmıştır. Ve 2013 yılı inşaat ve sanayi dallarında toplu iş sözleşmelerinin yenileneceği yıldır aynı zamanda ve bu sözleşmeler, işçi ve emekçilerin hak ve kazanımlarının geliştirilip ilerletilmesi açısından ciddi önem taşımakta ve gelecek açısından da belirleyici rol oynamaktadır.

Böyle bir dönemde İsviçre’nin en büyük sendikasının gerçekleşen kongresinin, -bu süreç için sendikanın taşıyacağı iddianın ve bizzat sendikanın kendisinin üstleneceği görevlerin-  işçi ve emekçilerin mücadelesi açısından ne denli tayin edici olacağını tartışmak açısından gerekli olduğu sanırız kuşkuya yer bırakmamaktadır. Kongrenin göze batan ilk sonucu, İsviçre’de yaklaşık 25 yıldır görevde olan sendika yöneticilerinin (Unia ve birleşme öncesi GBİ,SMUV,VHTL,unia yöneticileri) ve netice de bu yönetimin izlediği çizginin artık yönetim düzeyinde temsil edilemediğidir. Anladığımız kadarıyla bu durum kongre öncesinde de epey tartışılmışa benzemektedir. Yönetim düzeyinde yaşanan bu değişikliğin önemli, fakat her şey olmadığını vurgulayarak, devam edelim. Yine kongre öncesinde ve sonrasında hem basına yansıyan hem de sendika tarafından yapılan açıklama ve yorumlarda öne çıkan ilk vurgunun birlik ve ortak mücadele üzerine olması, iç tartışmaların bir süre öteleneceği sonucuna yorumlanabilir. Kongre sonrasında göreve gelen yeni yönetim kadrosunun izleyeceği politikanın yaşanan süreç açısından belirleyici olacağını vurgulamıştık. Ama bu gün daha mücadeleci bir çizgiye doğru yönelme eğilimi kuvvet kazansa da mücadeleyi ileriye taşıyacak, dahası işçi ve emekçilere yönelen saldırıları püskürtebilecek, her iş yerinde, her iş kolunda tabana doğru inerek örgütlenmiş sendikal bir ağdan yoksun oluşu, Unia’nın kendisi için ciddi bir sorun olarak ortada durmaktadır. İnşaat sektöründe durum, nispeten iyi olsa da bu gerçeği değiştirmemektedir. Bu sorunun ortaya çıkmasına neden olan en temel faktör, üyelerin sadece sendika üyesi olup, örgütlü olmamalarıdır. Yani üyeler, günlük aktif mücadelenin temel unsuru olacak şekilde sendika tarafından örgütlenecek bağların içerisine dahil edilememişlerdir. Bu durum kendiliğinden ortaya çıkmış bir olgu değildir. Uzunca yıllardır kök salmış, sosyal uzlaşmacı bürokratik anlayışın etkili olduğu, sendikaları bir mücadele aracından çok hizmet aygıtına çeviren yapılanma anlayışının sonucudur. Bu anlayışın parçalanması için yönetim mekanizmasının birliğini hedef alan açıklamalardan çok, sınıfın yani tabanın mücadele birliğini sağlamak yegane yoldur. Ama ne var ki bu gün lafızda bu birliğe vurgu yapılmasına rağmen, pratikte hem sınıf içerisinde sendikal örgütlülüğün etki alanını arttıracak ve sendika üyelerinin ana kitlesini mücadelenin ana faktörü haline getirecek bütünlüklü bir bakış açısından genelde uzak kalınmakta, bir sendikanın olmazsa olmazı örgütlenme meselesi bölgesel projeler kapsamında ele alınıp, sorunun özünden farklı bir noktada durulmaktadır. İşçilere, emekçilere her alanda her vesileyle yönelen saldırılar, emekçilerin öz ve bilinçli örgütlenmesinin sonucuyla geriye atılacağına göre, mücadeleci olmanın ve dolayısıyla da bunu başarabilmenin yolu , bu eğilimi her alanda hakim kılıp örgütlemekten geçmektedir.

Neticede kongrenin açılışında dillendirilen, mücadele etmeyen, grev örgütleyemeyen sendikanın bir sendika olamayacağı vurgusunun sadece yaldızlı ve alışla gelen bir söylem olmaktan çıkarılarak gerçeğe dönüştürülmesinin yolunun da yine bu koşullara bağlı olduğunu tespit etmek için fazla kafa yormaya gerek olmadığı da aşikardır.

Sonuç itibarıyla, 2013 yılı tüm bu algılamanın ve örgütlenme stratejisinin bizzat pratik mücadelede deneneceği bir yıl olma özelliği taşımaktadır.Görüşmeleri süren TİS’ler, kazanımlarını ilerletmek isteyen işçi ve emekçiler, daha azgın saldırmakta kararlı olan bir sermaye sınıfı vs. bir mücadelenin ana tarafları olarak gergin bir zemberek gibi beklemektedir. Bu kapışmanın emekçi sınıflar lehine kazanımla sona ermesi, sendikal mücadelenin İsviçre’de başarı sağlaması açısından ciddi bir olanaktır ve bütün eksik ve zaaflarına rağmen sendikal hareketin önünde bir şanstır. Bu şansın kullanılıp kullanılamayacağı ise, işbirlikçi anlayışların ezilmesinin olduğu kadar, en geniş işçi ve emekçi tabakasının bu mücadeleye çekilmesiyle de doğrudan ilişkilidir. Bunu hep birlikte göreceğiz. Ayrıca Unia’nın İsviçre’nin en büyük sendikası olması ve dolayısıyla da en geniş kitleye sahip olması, siyasal alana müdahale ve sınıf sendikacılığı gibi kavramların da bir birine karışmasına neden olmakta bir çelişkinin sürekli var olmasına neden tanımaktadır. Üyelerinin çoğunluğu göçmen işçi olmalarından kaynaklı olarak siyasal yaşama katılamazken, sendikanın siyasal bürokratizmde aktif varlığı kendi yapısının da hızlıca bürokratlaşmasına neden olup var olanı derinleştirecek ciddi olgular söz konusudur. Bürokratizmin bu etkilerinin kırılmadan, işler bir sendikal yapın oluşmayacağı kesindir. Bunun kırılıp kırılmayacağı da bu dönemle belirginleşecektir.