A.Haydar Sancar- Referandum sonuçlarının etkisi sürüyor

79539

Şimdi ne olacak?

Siyasi iktidar ve onun esasen başındaki şimdiki filli başkanı, kendi istediği gibi bir zafer kutlayamasa da, devletin ve iktidar olmanın tüm araç ve yöntemlerini kullanan baş evetçi ve etrafındakilerin, hile ve dalavere ile sandıktan evetin çıkmasının ‘keyfini’de pek süremeyeceği ortada. Bunu pekiştirmek için de içerde ve dışarıda daha saldırgan bir politika izleyeceği/izlediği verili koşullar gözetildiğinde kuşkuya yer bırakmıyor. Dolayısıyla referandum öncesi siyasi, ekonomik, coğrafi tüm sorunların daha da derinleşeceği, çatışma siyasetine bağlı olarak ortaya çıkan politik gelişmelerin etkisinin referandum öncesi süreçte olduğu gibi ülke sınırlarını aşarak, Avrupa’da yaşayan Türkiyeli göçmenlerin dolayısıyla da göçmenlerin yaşadığı ülkelerin iç politikalarına kadar girecek bir özellik taşıdığını söylemek sanırız abartılı olmayacaktır.

Avrupa’daki sonuçlar neye işaret ediyor?

Referandum öncesi özellikle siyasi iktidar temsilcileri ile Avrupa’ya taşınan gerginlik politikasının, yarattığı etki taze olarak hafızalardadır. Benzer şekilde referandum sonrası ortaya çıkan tablonun kendisi de bir etki yaratmış ve sonuçları itibarıyla da tartışma konusu olmuştur. Ülke dışında yaşayan Türkiye vatandaşlarının %47’sinin sandıklara gitmesi ve İngiltere, İsviçre ve İsveç dışında ki merkez Avrupa ülkelerinde sandıktan evetin çıkmış olması başka bir tartışma alanı yaratmış oldu. Bazı Avrupa ülkelerinde iletişim araçları ve basın üzerinden, kimilerinde de tartışma çerçevesinde, Anayasa Refrandumu’için evet oyu kullanmış Türkiye vatandaşlarının Türkiye’ye geri gönderilmesi fikrinin kamuoyunda yer edinmesi sağlanarak, çifte vatandaşlığın yürürlükte olduğu ülkelerde bu hakkın kaldırılması, vatandaşlığa geçişlerin daha da zorlaştırılması gibi uygulamaların yürürlüğe konulmasının zeminin güçlendirilmesi amacıyla paralel nabız yoklamaları da bu tartışmalarla güncellenmiş bulunmaktadır. Referandumda evet oyu kullananların oturumlarının ya da vatandaşlıklarının iptal edilerek sınır dışı edilmesi tartışması, sadece yerli halkla sınırlı olmaktan öte, AKP politikaları etrafında yedeklenmiş Türkiyelilere karşı, Hayır çalışması içerisinde yer almış Türkiyeli bazı çevrelerde de ortaya çıkan bir eğilim olarak kendini gösteren bir durum oldu. Nesnel durum gözetildiğinde bu tür eğilimlerin ortaya çıkmasına neden olan maddi bir durumdan söz edilebilinir. O da şudur: Avrupa’da yaşayan evetçi Türkiyeliler çoğunlukla, yaşadıkları ülkelerde kendi sosyal siyasal hakları için, o ülkelerin sosyal demokrat ve ırkçılık karşıtı siyasi hareketlerini destekleyip tercih ederlerken, yılın sadece sınırlı bir zamanında tatillerini geçirdikleri ülke olan Türkiye’de tek adamın diktatörlüğünün hakim kılınması ve yaşadıkları ülkelerin, burjuva demokrasisinin olanaklarından faydalanırken, Türkiye’de yaşayan Kürt, Türk farklı milliyetlerden halkların en temel demokratik hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılmış bir diktatörlük rejimi inşasına tabii kılınmaları lehinde oy kullanmalarıdır. Bu durumun önemli, çelişkili bir tabloya işaret ettiği açık. Ancak bu çelişkinin varlığına neden olan politik ve ekonomik koşullara geçmeden önce şunu vurgulamak gerekir; İsviçre’de dahil olmak üzere Avrupa’daki bir çok ırkçı parti ve siyasi odakların, uzunca bir süredir güç topladıkları, farklı akım ve hareket olarak ortaya çıkmaya çalıştıkları, bunu da yaparken mültecileri, göçmenleri hedef tahtası olarak kullandıkları, aynı şekilde Türkiye siyasi iktidarının Avrupa’da yarattığı kışkırtma ve gerilim atmosferinin bu ırkçı partilere ve odaklara tüm göçmen işçi ve emekçilere saldırmak için de önemli bir olanak sunduğu gerçeğidir. Buradan hareketle ırkçı partiler tarafından dillendirilen taleplerin tüm göçmenleri hedefleyen talepler olarak ortaya çıkması ve geri bilinçli yerli halk katmanlarının, merkez sağ partilerin tabanlarının bu taleplerin doğruluğuna inanarak ırkçı söylem ve yönelimlere kulak kabartmaları ise bu gerçeğin somutlanmasıdır.

İki tarafta istismar ediyor

Türkiyeli göçmenler açısından ise vurgulanması gereken gerçeklik, göçün ortaya çıktığı dönemlerden başlamak üzere, Türkiye siyasi iktidarlarının gerici politikaları ile bir taraftan emekçi Türkiyeli katmanları kendi içine kapanık bir yaşan sürmeleri, başta dini kurum ve kuruluşlar olmak üzere diğer örgütlenme araçlarıyla, Türkiye’nin çelişki ve sorunları üzerinden kendi içersinde kutuplaştırılması ve bu istismardan azami şekilde faydalanmaya çalışmasıdır. Diğer taraftan Avrupalı egemen siyasi iktidarların da aynı sosyal gerekçeler üzerinden, göçmen işçi katmanlarının yerli halkla bütünleşmesini ve kaynaşmasını sağlayacak eşitlikçi tam demokratik bir politik hat izlemek yerine, ayrımcı ve istismarcı sahte ‘uyum’ politikalarında ısrarcı olmaları, bununla da içi kapanması salık verilmiş göçmen tabakanın sosyal yaşamlarının, kendi siyasi çıkarlarına istismar olanağı sağlayacak iki yüzlü bir  politik cenderenin içerisine sıkıştırılmasını destekleyip teşvik etmeleridir.

Bu kamplaşma ve kutuplaşmanın yarattığı tablo içerisinde bir taraftan birey olarak, Türkiyeli emekçilerin, kişisel çıkarları söz konu olduğunda pragmatist bir yönelim içersine girmeleri, istismara açık geri bilinç durumuyla da kutuplaştırma ve kışkırtılmaya yoğrulmuş mevcut siyasi koşullar nedeniyle de Türkiye egemen güçlerinin arkasına takılmaları daha da anlaşılır olmaktadır. Burada vurgulanması gereken bir diğer önemli durum da referandumda yurtdışında evet oyu kullananların ezici çoğunluğunun, yapılan anayasa değişikliği ile nelerin olabileceği hakkında fikir ve bilgi sahibi olmadığı, önemli bir kısmının yukarıda sıralanan duruma dayanarak oyunu kullandığıdır.

Başta işaret edilen konuya geri dönülürse; Türkiyeli evetçi tabanın kullandıkları oy baz alınarak, sınır dışı edilmeleri tartışmaları buz dağının görünen yüzüdür ve esas olarak göçmenlerin bütün haklarını hedeflemektedir. Vurgulanan çelişkili durumun ortadan kaldırılmasının ise 2 yönlü bir mücadele güzergâhı vardır:

  1. Türkiye merkezli kutuplaştırıcı ve istismar edici politikalara karşı bu taban içersinde çalışma yürütülmesi ve yaygınlaştırılmasıdır ve bu çelişkili durumun kendisi bizzat bu çalışmanın koşullarını ve olanağını güçlendirecek bir rol oynayacaktır. Türkiye odaklı yürütülen gerginlik politikasının sonuçta Türkiyeli göçmenleri vurduğu/vuracağı tecrübe edinilmeye başlanmıştır bile. Bu yönlü sürdürülecek çalışmanın etkisi ve yaygınlığı arttırıldığında Türkiye merkezli bölme politikasının da sınırları daralacak, Türkiye halklarının ve emekçilerinin demokrasi ve özgürlük talepleri için mücadelesi de daha ileri bir bilinçle ele alınabilecektir.
  2. İsviçre’de ya da Avrupa’da bu çelişkileri kaşıyan ve saldırıların propagandasını yapan ırkçı kesimlere ve bir bütün olarak ta sermayenin saldırılarına karşı, yerli halk ve ilerici güçlerle sürdürülecek birleşik mücadele, bu ülkelerin iktidarlarının sahte yüzlerinin teşhiri ön yargı ve kışkırtmalara karşısında ortak mücadele duygusunu pekiştirecek ve ilerletecektir.

Önümüzdeki dönemde Türkiye’deki gelişmelere de bağlı olarak sıkça karşılaşacağımız bu tartışmalara, yaygınlaştırılmaya çalışılan gerici dalga üzerinden dahil olmanın, her iki ülke egemenlerinin değirmenine su taşıyacağı unutulmamalıdır.