A. Haydar SANCAR- Menznau`da olan ne?

2

Şubat ayının en önemli gündemlerinden biri Menznau/LU’da meydana gelen olaydı kuşkusuz. Ağaç işleme fabrikası Kronospan da kahvaltı molasında iş arkadaşlarına ateş etmeye başlayan işçi ile beraber 5 kişi hayatını kaybetti. Amerika ya da Almanya’daki kadar çok sık olmasa da  İsviçre’de  katliam niteliğinde saldırılar geçmişte de cereyan etmişti. Dolayısıyla bu nispi azlık, olayın duyulmasından sonra komşu ülkelerin basın yayın kuruluşlarının da akın ederek büyüttüğü  bir basın ordusu ilgisini de toplamasına vesile oldu. İlk gün boyunca  yetkili ağızlardan ‘tatminkar’ sayılacak derecede bilgi alınamaması, bir çok farklı yorumu da beraberinde getirdi. Yapılan bu yorumlara bakıldığında; aklı selim bakmayı beceren yazılar olduğu gibi, farklı açıyı gösterip hesap içine giren çevreler olduğu da dikkat çekmekteydi. Olayın bir fabrikada ve iş saatinde cereyan etmiş olması, ilk değerlendirmelerin de doğal olarak iş ve fabrika üzerinden yapılmasının koşullarını oluşturmuştu. Ancak bu doğallık sınırlı bir doğallıktan öteye gitmedi. Fabrikayı ve fabrikanın son zamanlardaki iş hacmini masaya yatırmaya ve bunun üzerinden değerlendirme yapmaya başlayan, bazı yazar ve yayıncıların ortak vardığı durak ise; iş ortamının stres üreteceği ve iş ve çalışma koşullarından kaynaklı stresin, böyle bir cinnet cinayetine tek başına kaynak olmayacağıydı. Özellikle iş yerlerinde potansiyel olarak ortaya çıkma eğilimi gösteren davranış değişiklikleri ve tutum farklılıklarını iyi yönetmek adına oluşturulmuş konsept ise, böylesi tehlikelerin atlatılmasının reçetesi olarak bol bol kendine yer buluyordu. Aslında tüm bu tahlil deryasında anlatılmaya çalışılan kısaca; ‘şaşkınlık taşıyan bir edayla böyle şeyler olabilir, buna sebep olanlar zaten ’arızalı’ tiplerdir, iş koşullarından da kaynaklansa, bu ortama sağlam tipler düşmezler, düşenleri de fark edip yeniden raya koymamız gerekir’dir.

Bütün bu yazılan ve çizilenlerin dışında bizzat aynı ortamı kendileri yaşayan işçi ve emekçilerin, değerlendirmeleri ise gerçeğin aynası oluyor. Cereyan eden olaya işçilerin verdiği tepki şaşkınlık ya da hayretler içinde kalmak değil. Aksine bir çok işçi ve emekçi bu sonucun görülebilir olduğunda hem fikir. Büyük bir çoğunluk ise benzer olayların kendi çalıştığı iş yerinde gerçekleşme durumunu ihtimal dahilinde görüyor. Neticede bu değerlendirmelerde, günlük üretim süreci içerisinde işçi ve emekçilerin maruz kaldıkları çalışma koşullarının ürettiği, reel değerlendirmeler olmaktadır. Daha fazla kâr elde etmek üzere, hem fiili üretim hem de büro emekçileri, çalıştığı alanlarda, kapitalist sistem tarafından kanı içilircesine sömürülmektedir. Artan esnek çalışma, işyerlerinde psikolojik baskı, mobbing, ya da Burnout[1], ile ilgili yapılan son araştırmalar da bunu kanıtlamaktadır. Federal İş güvenliği Dairesi’nin Mayıs 2012 tarihinde yaptığı istatistiki çalışmaya katılan emekçilerin yaklaşık %56 ‘sı sürekli stres altında çalışmak sorunda kaldıklarını beyan etmişler ve üretimin gerçekleştiği süre içerisinde artan zaman baskısı ve yüksek çalışma temposunun yanı sıra usta başları ve şefler tarafından hakarete uğrama, tehdide maruz kalma  gibi faktörlerin de diğer önemli elementler olduğunu göstermişlerdir. Bu kadar baskıya maruz kalınan ortamda çalışarak ancak ve ancak yaşayabileceği kadar ücrete mahkum bırakılan emekçinin, iş yeri yaşamının daha doğrusu üretme eyleminin yani fiili üretimin yapıldığı zaman dışında kalan sosyal yaşamının, bu üretim eyleminden tamamen kopuk ve birbirinden etkileşimsiz gösterilmeye çalışılması tamamen gerçeklerin ters yüz edilmeye girişilmesi ile ilgilidir. İş yerinde ‘stres’ olabilir, ama esas sorun psikolojik dengedir demek, özenle yürütülen bir propagandanın ince ayarı olmaktadır. Toplumsal etkileşim alanını kaybetmiş emekçilerin durumunu, hakim üretim sisteminin düzenlediği  yaşam alanları dışında gören ve bunu kitle terapisiyle çözeceğini ileri süren yaklaşımlar ise bizzat emekçilerin kendi tespitleriyle çürütülmektedir.

Dolayısıyla bu çevrelerin önerileri sömürüye, buna bağlı olarak ta bu çarkın emekçide neden olduğu her türlü yıkım ve tahribata karşı çıkmak yerine, kapitalist üretimin emekçi bedenlerde sebep olduğu her türlü yıkımı verili durum kabul ederek, toplum psikologluğuna soyunması ve adres olarak ta burayı göstermesi ile sınırlıdır.

Bu olayla ilgili olarak ortaya çıkan diğer bir durum ise, olaya sebep olan işçin kimliğinin daha doğrusu milliyetinin yol açtığı gizli tartışmadır. Saldırıda bulunan işçinin İsviçre vatandaşı olmuş Kosovalı olması popülist gerici çevrelerin istismarı haline gelmiştir. Sanki doğuştan İsviçreli olanların ‘cinnet’ geçirip saldırıda bulunma olasılığı hiç yok muş gibi, çok geriden bir tartışmayı açmayı kendine hedef edinen bu çevreler, olaya karışan kişinin daha önce de başka bir olaydan ceza almış olmasını ve ‘buna rağmen’ vatandaşlığa kabul edilmesini gündeme getirerek, yüksek sesle vatandaşlığa geçiş için daha sert önlemler talep etmektedirler. Blick, 20 Minute gibi gazeteler olayı verirlerken, ilk sayfalarında Kosovalı, iç sayfalarında da İsviçreli diyerek, manipülasyon korosunun temsilciliğini de üstlenmişlerdir. Yaşanan her olaydan yararlanarak kışkırtıcı rol üstlenen bu gerici çevrelerin açıktır ki, bu olaydan beklentileri vardır ve buradan kaşımaya da devam edeceklerdir. Ancak saldırı olayının iç yüzü ve gelişiminin yazı yazıldığında aydınlatılamamış olması,bu gerici takımı az da olsa şimdilik frenlemektedir. Saldırıda bulunduğu söylenen kişinin kendisin de ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak ölmesi, durumun izah edilebilirliğini bu aşamada biraz daha zorlamaktadır.

Neticede işçi ve emekçiler, her gün azgın sömürü koşullarına karşı direnerek yaşamlarını sürdürmektedirler, bu azgınlığın yarattığı tahribatın patlama noktasına geldiği durumun sorumlusu işçi ve emekçiler ya da onların milliyeti değil, özel mülkiyete dayalı üretim sisteminin kendisidir. Bu sisteme karşı mücadele, işyerlerinde iş sağlığı ve iş güvenliği gibi temel taleplerin ileriden elden edilmesini sağlayacak biçimde, gündeme taşımayı da gerektirmekte ve önem taşımaktadır.



[1] Burnout:iş koşullarının sebep olduğu, duygusal dalgalanmaları, öfke, dargınlık, işe ve iş arkadaşlarına karşı duyulan memnuniyetsizlik durumunu anlatır.