Ergün ÖZALP: ‘İktidar’ın halleri..

Toplum ve sınıflar;  bireylerden oluştuğu gibi, eğemen sınıfın baskı aygıta ve kurumlar da bireylerden insanoğlundan oluşur. Kaygılar,çıkarlar  tepkiler  dönemsel olarak farklılaşsa da sonuçta   insanlardan müteşekkil  bu oluşumlar; ekonomik kriz döneminde  hızlı değişim ve dönüşüm geçirirler..Karnını doyurmak ve yaşamak ayakta kalmak; her canlının öncelikle  göstereceği bir reflekstir.

Türkiye’de insanların önemli bir bölümü, halihazırda  ayakta kalma, yaşamını sürdürme uğraşı vermekte ve tepkilerini düşünce tarzlarını bu yönde değişime uğratmaktadır. Devletin ideolojik aygıtları ve medyası, camisi, kışlası tüm resmi kurumları tek elden algı yönetimine soyunsa da;  insanların büyük çoğunluğu artık bu yalanları duymuyor. Bu durum muhaliflerin çok güçlü ve örgütlü olduklarından değil, artık iktidar blokunun kendi tabanındaki yoksulları da ikna edememesinden, karnını yeterince doyuramamsından, krizin herkesi etkilemesinden kaynaklanıyor.Hakim sınıflar içindeki farklı arayışların  nedeni de  budur. Kurumların yeniden yapılandırılması talepeleri de bu yüzdendir.. İktidar yaptıklarıyla meşruiyetini kaybetti ve aynı şeyleri geveliyor, düşmanlaştırıcı ve bölücü birdil kullanıyor, kendi akraba ve yakınlarını zenginleştiriyor.Baskı, terör ve katliam; elinde kalan tek silahı.Gezi’yi yaşamış T.Erdoğan ve şürekası,  bu silahı da,  yoğunluklu olarak  Kürt illerinde kullandığı biçimiyle   batı metropollerinde  şimdilik kullanmaya cesaret edemiyor..Dengesini kaybeden toplumlar, kişiler dengesiz kararlar verirler, devletin de dengesizleştiği, ne yapacağının öngörülemediği, bocaladığı dönemler; ekonomik ve politik krizin yoğunlaştığı dönemlerdir.Bir taraftan faşist terör öte yanda yargı reformu lafları, bir tarafta bekâ meselesi kürtleri yoketme seferleri, öte yanda askerlik süresini düşürme; bir yanda S-400 alımı, öte yanda F-35’ ten vazgeçmeme vb. Kısaca Türkiye’nin durumu hastalığın ötesi bir durum. Birçok bünyesel hastalığa sahip, kürtlerle yürütülen savaş, ekonomik çöküş alemetleri, artan enflasyon 10 milyonu aşkın işşiz, kapanan fabrikalar, ödenecek dış borçlar ve hazinedeki paranın tükenmiş olması..Üstelik söylem bunalımı beyinsel depresyon, algı yönetimindeki  çaresizlik.Plağın iğnesinin aynı yere taklıp kalması, herkese terörist, dinsiz, bölücü, Pontus  ilan etme vb. cızırtılar.. Geniş kitleleri  birleştirme değil,  bir bölüm yandaşı kemikleştirme  ve ’Güç gösterisi’ yle ayakta kalma  uğraşı.. Depresyondaki bir kişi,  nasıl  kendini dünyanın merkezine koyar, herkesi düşman görerek, kurgu, halüsünasyon ve fantazilerle çevresine çamur atar;  şiddeti dışarıya yöneltirse  şimdiki devlet aklıda başka birşey bilmiyor. Fakat  depresyondaki,  krizdeki birey; kendisinden daha güçlü  bireyler  ve zor  karşısında boyun eğicidir de. Kendini bu dünya da çaresiz ve yalnız gördüğünde ise;  ‘kimse beni anlamıyor, bu dünyada ben gereksizim’  der ve şiddeti kendine yöneltir,  yani intiharı tercih eder. Ama toplum ve devlet sözkonusu olduğunda onların şiddet kullanma tarzları,  doğal olarak  bireylerinkinden farklı sonuç doğurur;  ülkeler, devletler yıkıma uğrar; yani,  ya devrim ya da karşı-devrim gerçekleşir.

Türkiye devleti, AKP-MHP faşist bloku eliyle,  son üç  yıldır her türlü kanlı plan ve provakasyonu, seçim hilelerini birlikte tezgahladılar.İçeride kendi halkına düşman ,dışarıda komşu devletlere düşman, emperyalist devletlere  lafta efelenen, ama sonuçta onların emirlerine şak-şuk uyan bir politika izlediler. Mazbatası elinden alınan E. İmamoğlu  ile   Binali Yıldırım;  İstanbul belediyesi için, 23 Haziran’da  ikinci kez seçim yarışına sokuluyor. T. Erdoğan İstanbul rantından bir türlü vazgeçemiyor.Ama AKP- MHP Faşist bloku,  İstanbul’u kazansa da kaybetse de sonuç değişmeyecek.İktidar hem kendini hem Türkiye’yi;  Temmuz ayı içinde  yol ayrımına getirmiş görünüyor. Türkiye’yi halklar  için   yarı-açık cezaevi haline getiren T. Erdoğan ve şürekası; Irak’ta, Suriye’de Afrin ve İdlip’te işgalci konumdadır .Kıbrıs’da doğal gaz arama bölgelerinde Avrupa ve batılı ülkelerle kriz yaşamakadır.Ekonomisi çöküşün arifesinde Rusya ile ABD arasında pinpon topu gibi yuvarlanmaktadır.’S-400’ leri  aldık’ açıklaması ardından  Temmuz ayında ABD yaptırımlarını beklemeye koyulmuştur.Yani emperyalistlerin huzurunda görücüye çıkmış, gelin adayı kız gibidir. Ama makyajını bile tazelemekten aciz bir konumdadır.

Konuyu fazla uzatmadan en iyisi bir fıkra ile bitirelim:  Görücüye çıkacak bir gelin adayı kız, damadın ailesi geldiğinde, nasıl  giyineceğini danışmak için köyün imamaının yanına gider ve sorar: ‘’Hocam ben görücü geldiğinde nasıl giyineyim eteğim uzun mu olsun kısa mı?’’ İmamın yanıtı: ‘’ Kızım ne düşünüyorsun,  eteğin kısa olsa ne olur, uzun olsa ne olur , nasılsa gerdeğe gireceksin ve seni sevecekler !’’

 Sonuç olarak, Türkiye halklarının tepesine musallat olmuş bu keneler, demokrasi güçlerinin mücadelesiyle sökülüp atılmadıkça; Türkiye emekçileri, yoksulları; demokrasi  ve barış isteyen kürtler; rahat bir uyku uyuyamayacaktır.