Haydar Sancar- Yeni İpek Yolu’nda İsviçre mali sermayesi

Çin’in Yeni İpek Yolu projesinin yeni ortaklarından biri de imzalanan anlaşmayla beraber İsviçre oldu. Xi Jiping ve Ueli Maurer uyunca bir süredir süren görüşmelerin ardından nisan ayı içerisinde karşılıklı kooperasyonu içeren anlaşmayı imzaladılar. Bankacılık, sigorta, borsa ve finans işlerinde ortak iş yapma anlaşması, İtalya ve Avusturya’dan sonra Çin projesini hem güçlendiren hem de propagandasını yaygınlaştıran rol üstlenmiş oldu.

            Çin’in Avrupa pazarına yayılma ve dolayısıyla da rakiplerinin pazar alanlarını daraltarak pay kapma yarışına Avrupa’nın koçbaşı ülkeleri Almanya ve Fransa’dan itirazlar yükselse de, bu girişimiyle Çin’in taşları yerinden oynatarak gedik açmayı başardığı söylenebilir. Özelikle 2103 yılından itibaren, kara ve demiryolu projeleri, hidroelektrik santralleri, petrol ve gaz boru hatları, liman yapımı gibi projelerde Çin merkez bankasının sunduğu olanaklar ve aldığı ihaleler, bu pazarın kaymağını yiyen diğer emperyalist ülkeler tarafından engellenmeye, uluslar arası normlar ve anlaşmalar gerekçe gösterilerek uygulanmaz kılınmaya çalışılsa da Çin sermayesi bu alanda ilerleme kaydetmiş yanı sıra ekonomik ilerleme arayışındaki bir biriyle çelişkileri artma eğilimine giren merkez Avrupa ülkelerinin, Çin ile ortak iş yapma yönelimlerini tetiklemiştir.

            2008 krizi sonrasında özellikle ABD pazarında sorunlar yaşayan İsviçre mali sermayesi de 2010 ve 2011 yıllarında yapılan Dünya Ekonomi Formu toplantılarında İsviçre’nin AB ve ABD’den sonra 3. Büyük ihracat pazarı olan Çin’le ekonomik işbirliğini geliştirmek üzere adımlarını sıklaştırdığı ve 2011 yılında da yatırılan sermaye tutarında zirveyi yakaladığı görülmektedir. ABD’nin mali sermaye dolaşımında uyguladığı yaptırımlar ve cezalar karşısında Çin pazarına yönelen İsviçre mali sermayesi, AB ile sürdürdüğü ikili ilişkilerde Brüksel’in dayattığı koşullar karşısında, bir taraftan AB’ye alternatifsiz olmadığının mesajını vermekte, diğer taraftan da yeni ipek yolu projelerinin sunacağı olanaklardan altın vuruşlar yapmak istemektedir. Nitekim imzalanan anlaşma sonrasında çatı örgütleri Economisuisse aracılığıyla yaptıkları açıklamada sermaye temsilcileri, anlaşmadan övgüyle bahsederek ayakta alkışlamışlardır. Kuşkusuz AB’de dahil olmak üzere İsviçre’ye içeriden ve dışarıdan itirazlar; her şeyden önce AB’den tehditler yükselmektedir. Ancak vurgulamak gerekir ki İsviçre sermayesi bu tehdit ve itirazlara boyun eğmeyecektir.

Zira 2014 yılında İsviçre ile Çin arasında imzalanan ve düşük gümrük vergisi ön gören serbest ticaret anlaşması bunun örneğidir. Çünkü İsviçre, kıta Avrupa’sında böyle bir anlaşma imzalayan ilk ve tek ülkedir. Dolayısıyla Çin pazarı İsviçre için bu anlaşmadan sonra daha da ağırlık kazanmış, sanayi yatırımları ve ihracat artış eğilimini güçlendirmiştir. Çin’e kimya ve tıbbi malzeme ürünleri, makine ve saat ihraç edilirken, Çin’den cep telefonu, bilgisayar ve tekstil ürünleri ithal etmektedir. Güncel verilere göre Çin’e yapılan ihracat, İsviçre’nin toplam ihracatının %10’nu teşkil ediyor ve Çin ekonomisinin büyüme oranlarında dalgalanma olsa da İsviçre’nin Çin’e yaptığı ihracat küçük inişler gösterse de artış eğilimini güçlendirmiş durumda.

            Çin sermayesinin İsviçre pazarına yönelimi sadece ticari satış ve alış ile sınırlı değil elbette. Çin’in bir dönemdir izlediği büyük tekelleri ya da borç yükü fazla ve kârlılığı düşük şirketleri satın alarak rakiplerini pazar dışına itme stratejisiyle, ilaç ve kimya sanayisinden; saat, makine ve turizm sektöründen 15 İsviçre firmasını satın almış, sırf 2016 yılında İsviçre’de 50 milyar dolar yatırım yapmıştır. Buna karşın İsviçre menşeli, yaklaşık 177.000 kişin çalıştığı 800 ila 1000 arasında firmanın Çin’de bulunduğu tahmin edilmektedir.

            Çin açısından da İsviçre ile imzalanan yeni ipek yolu anlaşması önem taşımaktadır. İtalya’nın ardından İsviçre’nin de bu projeye dahil olması bir taraftan diplomatik bir başarıyı da haneye eklerken diğer taraftan da Avrupa’ya açılan kapıların güvencesini pekiştirmek anlamına gelmektedir. Bundandır ki devlet destekli Çin merkez bakası tarafından dağıtılan kontrolsüz olduğu iddia edilen krediler, insan hakları ihlalleri ve iklim ve çevre sorunlarında standartlara uymama gibi gerekçelerle yapılan propagandalarla İsviçre sermayesine ayar verme ve sınırlama girişimleri ile Çin sermayesinin yayılmasını sınırlanması ve Avrupa kapısından uzak tutulması Almanya ve Fransa tarafından sağlanmaya çalışılmaktadır.

            Bu hamleler karşısında da Çin’in elde ettiği avantajı kullanacağı, pazar hâkimiyeti için  Yeni İpek Yolu projesinin kapsama alanını genişletmekte ısrarcı olacağı vurgulanmalıdır.