Ergün ÖZALP- Soykırım, silinemeyecek bir belgedir

Bu yıl 104. Yıldönümü  anılan;  Ermeni Soykırımı dolayısıyla yine devlet büyüklerinin inkarcı söylemine tanık olduk.Fransa ve İtalya parlamentolarının da  soykırımı resmen tanımaları üzerine, başta dışişleri yetkilileri olmak üzere kükrediler. ‘’ Fransa önce Cezayir ve Ruanda ‘daki soykırımlarına baksın’’ diyerek , tevil yollu olarak Türkiye’de ermeni soykırımı yaşandığını ikrar ettiler. Yeri gelince ‘’ savaş sırasında karşılıklı çatışmalar  yaşanmış, tehcir kararı alınmış, sorunu tarihçilere bırakalım, arşivlere bakalım ’’ dense de yıllardır, İttihat Terakki şürekasının Alman emperyalizmle ortaklaşa yürüttüğü ve devamında Ankara Hükümetini de sürdürdüğü; Anadoluyu Türkleştirme – müslümanlaştırma  ve hırıstiyanları yoketme planına;  bugün de sahip çıkılarak;  Ermeni soykırımını inkâr yoluna gidilmektedir. Oysa soykırımdaki payını kabul eden Almanya’nın  başta olmak üzere, Ermenilerin arşivleri  de internet üzerinde  açıktır. Ayrıca binlerece,anı roman film vb. tanıklıklarda çabası. Ama en büyük belge; üzerinde  yaşadığımız topraklardır, ninelerimizden dedelerimizden duyduklarımız ve gözlediklerimizdir..

Osmanlı coğrafyasında nüfusun % 30’nu oluşturan Ermenilerden bugün geriyene kaldı? 3 milyon Ermeniye ne oldu? Yangınlardan ve katliamlardan geriye kalan;  taş binalar, köprüler , şato ve saraylar, bahçeler gaspedildi katliamda rol oynayan ya da suç ortağı olanlara dağıtıldı.  Üç bin yerleşim yerinde 3000 kadar  kilise  manastır ve okuldan geriye kalan, yıkılamayan bazıları, ilk meclis binası, Çankaya Köşkü gibi, ya da Anadolu’daki vilayet binaları gibi, cumhuriyet hükümetlerinin resmi binaları olurken, bazı kiliselere de  birer minare dikildi ve iç duvarlardaki figürler sıvanarak- Gaziantep’te olduğu gibi –  camiye dönüştürüldü. Bazı kiliseler de okul olarak kullanıldı. Benim de orataokulu okuduğum, çan kulelerinin bulunduğu, Eski İstasyon semtindeki , Adana İstiklâl Ortaokulu örneğinde olduğu gibi.. Bunları devlet yetkililerinin arşivlerindeki  gibi kafadan sallamıyoruz.

Yüksek Ermeni Platosu denen Dersim – Arapkir , Malatya – Sivas bölgesi;  bir milyondan fazla  Ermeni nüfusu barındırıyordu.Bu bölgelerde 1870 lerden itibaren başlayan terör ve giderek soykırım dalgasından  (1890 katliamları)  sonra göçler yoluyla nüfus azalsada 1915’e gelindiğinde bölgede Ermeni nüfus çoğunluktaydı.600.000 ermeninin soykırıma uğradığı bunların çok  azının sağ kaldığı, sağ kalan çocuk ve kadınların müslümanlaştırıldığı ve türkleştirme operasyonuna maruz kaldığı biliniyor.Nüfus ve tapu kayıtları silindi , isimleri türkleştirildi .
Bugün ermeni soykırımı yoktur diyenlere belge isteyenlere sormak isterim, bügün artık ulaştığımız  bilgilere göre  1914’ te köyümde okuyan yüzlerce ermeni çocuğa ne oldu? Ançirti (Ençiti) köyünde 1915 öncesinde yaşayan ve isimlerini saptayabildiğim, Sarkis ve Garebet  Agopyan, Garebet kızı, Horopsima,  Avanos, Zurnacı Papaz Ohannes, Avades Arzumanyan ,Mıgırdıç Mardirosyan, Bedros, Keleşyan’ın aileleri  neredeler? Ermeni hane halkının hepsi birarada (her yaklaşık 15 – 20 kişidir ) yaşadığı için, bu insanların eşleri ve çocukları kardeşleri nerededir ? Sağlıklı bir yüzleşme ve bilinçlenme olmadıkça bunların soykırıma uğradığı yanıtı da elbette  verilemeyecektir.

 Geçtiğimiz günlerde Tayfun Atay adlı araştırmacı T-24’te  1986  yılında Elazığ’ın Hal ve Sün köylerinde yaptığı bir alan araştırmasıyla ilgili  ‘’ İlk gece kardeşimizdir ermeniler! ‘’ başlıklı bir makale yayınladı ve sonuç olarak,’Ne kadar azınlık olduğu dahi tartışılabilecek “Türk”, “Kürt”, “Alevi”, “Zaza”, “Sünni”, “Şafii”, “MHP”li, “Türkçü” ve aslen Ermeni vatandaşlarınız var’. Tesbitinde bulundu. Bugün Türkiye’de müslümanlaştırılmış ermeni köyleri gerçeği vardır ve buraları yoğun şekilde gericiliğin kalesi  olarak örgütlendirilmiştir. Bayburt, Eğin, Kozan, Osmaniye, Kayseri, Erzurum, Adapazarı gibi yerlerin AKP- MHP gericiliğinin en yüksek oranda oy aldığı bölgeler olması tesadüf değildir.  Ben de bir zamanlar ‘Yüksek Ermeni Platosu’nda bir zamanlar Arapkir’e bağlı olan daha sonraları Ağn( Eğin –Kemaliye) kazasına bağlı Ançirti ‘de ( Ençiti-Topkapı) doğmuşum. Dönem dönem , yaz aylarında köye gittiğimde bolca harabeleri görür, gıdiklerin  tuz yaladığı ve evlerin önüne dizilmiş büyük taşların bulunmasına anlam veremezdim.Büyükler yaşananlarla igili birşey anlatmazdı.Sadece ölmeden önce büyükannelerimden biri anlatmıştı,’’ Köyde ermenilerle barış içinde yaşadıklarını birbirlerinin Paskalya ve Ramazan bayramlarını saygılı olduklarını.’’  Söylemişti. Köyümüzün geçmişte büyük nüfus barındırdırdığını ve nahiye olduğunu(7.000 nüfuslu) ve jandarma karakolu bulunduğunu da  babam anlatmıştı.Köydeki okul ve kilisenin tahrip edildiğini babam ölmeden söylemişti :’Hiç değilse sağlık ocağı, okul olarak kullansalardı, barbarlık yapıldı’’ derdi.

Bugün artık, köyümdeki kilise-okulunda , yüz yıl önce okuyan  yüz kadar öğrenci çocuğun öğretmenleriyle çekilmiş fotoğraflarını, Ermeni arşivleri içinde görebiliyoruz.1870’ lerde  Ançırti’dan terör nedeniyle ayrılarak Halep’e  göçen Krikor Mazlumyan’ın  Osmanlı’nın bu ikinci büyük kentinde  dahi bulunmayan modern  bir otel inşasına giriştiğini; Aras yayınlarından çıkan ‘’ Halep’in Baronları’’  kitabından öğreniyoruz. Ançırti ve çevresindeki onlarca köyün ermenilerce kurulduğu ve buradaki nüfusun 1890 larda Arapkir katliamları sürecinde müslümanlaştırıldığı, gizlenip kalanlarında 1915’ te soykırıma tabi tutulduğu, artık sır değildir.Bugün kendini o bölgelerde yaşayan  ister türk ister alevi, sünni , ister zaza  olarak olarak benimsesin ;  geçmişte ortak atalara ve kültüre sahip oldukları bir gerçektir.
Aslında müslümanlaştırma,  Osmanlının uyguladığı devşirme sistemine benzer, savaşta ganimet olarak alınan mal- mülke , kadına ve çocuğa elkonulur kadın ve çocuklar müslümanlaştırılır, bazıları da  eğitilerek , devlet hizmetine alınırdı. Muhdeti ermenilere yapılan  da böyle oldu, onların sadece mal ve mülkleri değil , kültürleri, ezgileri, ağıtları, düğün ve oyun ritüelleri , yemekleri  beyinleri , yetenekleri de esir alındı, ya da çalındı ; toplum mühendisliği  yoluyla , kemalist eğitim süzgecinden geçirilerek; ’’ türkleştirildi’’  yeni ulus-devletin  inşasında kullanıldılar. Eğinli ,Osman Efe; 1970’lerde ‘Eğin Dedikleri’ diye bir kitap yayınlamıştı. Lise yıllarımda bu kitabı okuyunca şaşırmıştım,  Eğin bölgesindeki her köyden , ünlü birkaç bürokrat devlet erkanı, vali, kaymakam, paşa, şair’in yetiştiğini okumuştum.  Ermenilerin Amira (yönetici)  sınıfını yetiştiren , Osmanlı Pahitahtına ( İstanbul’a) , İttihat ve Teraki’ye  kadro sağlayan, ermeni  sosyalist önder ve sanatçıların da  doğduğu bu topraklar;  acaba yeteneklerini ve eğilimlerini  ,  daha sonraki yıllarda müslümanlaştırılmış ermeni  oğulları ve torunları aracılığıyla;  günümüze  mi taşıdılar ?!

Çocuklar, babalarının yaptıklarından sorumlu olamazlar,  ama onların da,  babalarının yaptıklarına suç ortaklığı yapmalarının bir alemi yoktur. Hiç bir alman, yahudi soykırımını inkar etmediği gibi ,  babalarının yaptıklarından da  Hitler’in yaptıklarından da utanç duyarlar. Sorulması gereken soru şudur: Alman emperyalizminin maşası olarak 2. Dünya savaşına katılan  ittihat Terakki ve Osmanlı paşalarının yaptıkları canilikten;  Cumhuriye kuşağının  çocukları,  neden onur ve gurur duyuyor, neden halkların kardeşliğini  dinamitliyorlar?