Ergün Özalp- Kaburga mı, omurga mı?

31 Mart akşamı, tek başına balkon konuşması yapan T. Erdoğan’ın suratının, Gezi eylemlerinden sonra ikinci kez morardığına, tüm Türkiye tanık oldu. Endişeli ve korkusunu bastırmaya çalışan bir yüz gördük.

Yerel seçimler öncesi, ülkeyi yarı-açık bir cezaevine dönüştüren T. Erdoğan, baskı, terör ve faşist saldırganlıkta, Göbelsvari algı yönetiminde; 12 Eylül’ün faşist cuntasını bile sollamıştı. Medyanın %95’ini ve büyük şehir belediyelerindeki rant olanaklarını ve tüm sermaye ve devlet imkanlarını sonuna kadar kullanmasına karşın; ortağı Bahçeli ile birlikte sandığa gömülmüştür. Savaş kışkırtıcılığı ile ‘Beka meselemiz var’ diyerek, HDP’yi ve kürtleri düşman ilan ederek, ekonomik krizden inleyen halkı, korku yayarak aldatmaya yöneldi, mermi ile patlıcan fiyatını kıyasladı, kendi oy tabanını konsolide etmeye çalıştı. Herkesi, kürtleri, gazetecileri, akademisyenleri, manavı, esnafı, köylüyü; terörist ve hain ilan etti. Seçim sonrasında, yenilginin ardından ‘Demek ki kendimizi yeterince anlatamadık’ derken; en büyük yalanını söyledi. Seçim döneminde onlarca TV kanalının canlı yayınları eşliğinde Türkiye’yi adım adım dolaşan T. Erdoğan ; faşist yalan ve zırvalarını fazlasıyla anlattı, ama bu kez, ekonomik kriz altında bunalan halk; onun laflarına itibar etmedi. T.Erdoğan, adeta kendini referanduma sundu ama kabul görmedi, gerçek olan budur. Seçimlerin gerçek kazananı, Türkiye ve Kürdistan’ın işçi ve emekçileridir. Ama öncelikle Kürdistan halkının; HDP’nin seçilmiş halk temsilcilerini, belediye başkanlarını cezaevine yolayan ve yerlerine kayyum atayan T. Erdoğan’a attığı tokatı vurgulamamız gerekir. Belediyelerini tekrar kazanarak ‘Kayyumları’; geldikleri yere postalayan kürtler, kürt illerindeki kazanımlarına sahip çıkarken, ek olarak Türkiye’nin demokrasi ve özgürlük mücadelesine de ‘bağırlarına taş basarak’ katkı sundular. Batıda büyük kentlerde aday göstermeyerek, ‘Cumhur ittifakı’nın karşısındaki adayları desteklediler. . Bu nedenle ‘millet ittifakı’na verdikleri destekle ve kullandıkları ‘staratejik oy’ larla; Ankara, İstanbul, Adana, Mersin, Antalya vb. birçok ilde; AKPMHP faşist blokuna seçimi kaybettirdiler. Kürtlerden, onların desteklediği HDP’den uzak durarak, ne iktidarın, ne de mevcut muhalafetin kalıcı bir zafer kazanması ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin olanaksız olduğu görülmüştür.

Katı bir şekilde kutuplaşmıış ve adeta ikiye bölünmüş toplumsal koşullarda gerçekleşen bir seçim yaşadık..Seçim sonuçları, bu bölünmeyi sürekli kışkırtarak besleyen faşist propaganda aygıtları ve algı mühendisliği çabalarına karşın; ekonomik kriz koşulları altında ’yalan ve demagoji’ nin, seçmen eğilimleri üzerinde belirleyici etkisinin olamayacağını da gösterdi..’Toplumsal çatışmalarda son tahlilde ekonominin belirleyici olduğu’ marksizmin bu tezi, bir kez daha doğrulandı. Üst yapısal gerici ve faşist ideolojik aygıtların, toplumsal yapı üzerinde ve düşünsel eğilimlerin bastırılmasındaki etkisi; son tahlilde geçici olmaktadır.

Seçimlerin bir gün öncesinde bir aile dostu bayan ile görüşmemizde, umutlu bir şekilde ‘Bu kez Ankara’yı alarak T. Erdoğan’ın kaburgasını kıracağız’. demişti. Sadece Ankara’ yı değil, Türkiye’nin tüm birikimlerini sağlayan işçi ve emekçilerin yoğun olduğu, ekonomik merkezleri, büyük şehirleri kaybeden Erdoğan’ın; ‘’Omurgasının da kırıldığı’ çok açık. Ama bu, faşist blok üzerinde kesin bir zafer de değildir. Erdoğan’ın faşist bloku, yaralı vahşi hayvan misali, önümüzdeki dönemde saldırganlığını daha da artıracaktır. Çünkü önümüzdeki süreçte, hem ekonomik ve politik kriz derinleşmesini sürdürecek, tek adama dayalı rejim, eskisi gibi yönetemeyecektir. Zaten seçim sonuçlarından bağımsız olarak, emperyalist tekeller ve onların uşağı işbirlikçi sermaye; krizin yüklerini ’yapısal reform’ adı altında, işçi, ve emekçilere yüklemek için hazırlığını tamamlamıştı. Seçimlerden sonra, bunu yürürlüğe koyacaklardır. Krizin henüz dip yapmadığı da gözönüne alındığında, haklarını korumak için , işçi ve emekçiler; uzun soluklu bir mücadele dönemine hazır olmalıdır.

Sonuç olarak, gelecek olan ekonomik ve politik saldırıları savuşturmak ve faşist bloku kesin bir yenilgiye uğratmak için; saflar sıkılaştırlmalıdır. İşçisi, emekçisi, kürdü alevisi, aydını, akademisyeni, ayrımsız tüm Türkiye halkları, AKP-MHP faşist blokunun zulmünden nasibini almaktadır. Seçim sonuçlarının da verdiği özgüven ve moralle , demokrasi – özgürlük ve barış mücadelesinde; mırın – kırın etmeden , onlarca yıldır bu kavgayı sürdüren kürtlerle; el ele, omuz omuza yol alınmalıdır. Faşist bloku, tarihin çöplüğüne kesin olarak yollamanın başka bir yolu da yoktur.