Zürih kantonu seçimleri ve gösterdikleri

Haydar Sancar

Zürih’te alınan yenilginin ardından SVP’de sular kaynamaya başladı. Nüfus ve dolayısıyla seçmen olarak da İsviçrenin en büyük bölgesi olan Zürih kantonunda alınan bu sonuç, sonbaharda yapılacak federal ve kanton temsilcileri seçimleri için de SVP içerisinde çanların duyulur halde çalınmasını beraber getirdi.

            24 Mart seçimlerinin ortaya çıkardığı sonuç iki bakımdan önem taşıyor. Bunlardan birincisi sonuçların, son dönemde halkın genel eğilimi ile örtüşecek bir parallelik göstermesi, diğeri ise SVP’nin Zürih’te kaybettiği oyların ülke geneline nasıl yansıyacağı. Daha doğrusu, aynı eğilimlerin ülke genelinde de baskın çıkıp çıkmayacağı sorunu. Sonuçta Zürih kanton seçimlerinde her kadar %5,5’lik bir oy kayıbına uğrasa da SVP hala kanton parlamentonsun en büyük partisi ve 45 sandalyeye sahip. Kanton yönetiminde de 2 koltukla temsil ediliyor. FDP’ile aynı hatta ve sürekli dirsek temasında olması ve FDP’nin sahip olduğu sandalye de hesaba katıldığında Zürih’te SVP’nin hala güçlü bir parti olduğu netlik kazanıyor.

            Seçimlerden sonra topladığı delege konferansında SVP’nin ideolojik kurmayı Christoph Blocher ve ekibinin Zürih kantonu seçimlerinde yaşanan oy kaybından sonra kanton yönetimine müdahale etmesiyle, Konrad  Langhart’ın görevini bıraktı. Neticede bu sonuçlarla SVP 1995 seviyesine gerilemiş oldu. Yaklaşık 6 ay sonra yapılacak federal seçimlerde izleyeceği stratejinin kendisi de düşünüldüğünde ülkenin en büyük kantonunda yaşanılan yenilginin genel bir tablo oluşturmaması için saldırgan ve kışkırtıcı bir dile yönelme eğiliminin güç kazanacağını söylemek mümkün. AB ile sürdürülen görüşmelerde ortaya çıkan çerçeve antlaşmasına itiraz eden SVP’nin, hem kendi tabanını hareketlendirmek hem de oy alanı genişletmek için korku propagandasına dönüşü hızlandıracak bir rotada ilerleyeceği ve en çok oy aldığı kırsal kesimin bu yönlü canlı bir biçimde elde tutulmaya çalışacağı şimdiden görünen bir şey. Ancak burada da SVP açısından büyük sermaye ile karşı karşıya gelinen bir durumun yaşanması ve partinin kendisine tekel sermayesi tarafından yeni bir ayarın verilmesi de olanaklar dahilinde. Nihayetinde İsviçre’nin ticari ve ekonomik ilişkilerinin ağırlığını oluşturan AB bölgesinde elde edeceği olanakların bir bedeli olacağı, hukuksal normlar ve sürdürülen ilişkiler açısından Brüksel’in bunda ısrarlı davranacağı görünüyor ve yürütülen görüşmeler sonucunda sermayenin bu olanaklardan yoksun kalmasına neden olacak bir sertleşmenin pazarlıklara damga vurmasının kaçınılan bir hat izleniyor. SVP’de tam da bu çizgiye şimdi ısrarla saldırıyor. Bu çatışma halinin seçimlere kadar yükselmesi beklenen bir durum olmalı.

            Halkın şu dönemki eğilimlerinin seçim sonuçlarına yansıdığını gösteren en önemli veri, Yeşiller ve Liberal Yeşiller’in kanton meclisinde oy oranlarını ve dolayısıyla da sandalye sayılarını arttıran iki parti olması. Özellikle son dönemlerde gençliğin öncülük ettiği iklim ve çevre sorunlarına karşı duyarlılık eylemlerinin yarattığı atmosferin Zürih’te sandığa yansıdığını söylemek mümkün. Hatırlanacaktır Fukushima’da yaşanan felaket sonrasında yapılan seçimlerde atom santrallerinin kapatılması refleksi İsviçre’de Liberal Yeşiller’in oylarını arttırmasıyla sonuçlanmış, sonrasında da bu dalga geri çekilmişti. Ancak bugün ortaya çıkmış hareket,  daha uzun süreye yayılacak bir refleksin varlığına işaret ediyor ve sokağa yansıyan aktifliğin,  bu partilerin tabanını ve hedef kitlesini federal seçimlere kadar canlı tutabileceğinin olanaklarını mümkün kılıyor.

            Parlamentonun ikinci partisi SP’de Zürih’te cüzi bir miktar oy ve mecliste de bir sandalye kaybetti. Kanton yönetiminde de sandalye sayısını korudu. Bu tablonun büyük bir sürpriz olmazsa federal seçimlere de bu şekilde yansıyacağı söylenebilir.