‘4. Sanayi Devrimi’ emekçilere ne vaat ediyor?

9

Haydar Sancar

Kapitalizmin ve emperyalist tekellerin üst perde temsilcilerinin, sermaye sınıfının her ülkeden ön sıra politikacılarının resmigeçidi olması bir yana, Davos toplantıları, sömürücülerin paylaşım ve saldırı plan ve hedeflerinin, ‘küresel sorunlara’ çare arar maskesiyle işçi sınıfının, ezilen ve sömürülen halkların emilen kanları üzerinden, belirledikleri suni oturum ve toplantılarla kendi çapında yine gündem oldu. Küresel büyüme, iklim gibi bilinenlerin yanı sıra, ‘4. Sanayi Devrimi’ Davos toplantılarının başlıklarından biriydi. Endüstriyel robotların yanı sıra, günlük yaşam alanlarına da uyum sağlayabilecek robotların artık yapılır hale geldiği, yapay zekâların, insan beyninin işlevini üstlenebileceği günlerin yakın olduğu bio ve nano teknolojinin üretim süreçlerine daha çok adapte olacağı, bilişim ve bilgisayar dünyasının hızlı gelişimi üzerine yazılanlarının haricinde, bilgisayar ve iletişim sektörü tekelleri, 4.Sanayi Devrimi’nin yaratıcısı ve sürdürücüleri olarak sahnede yerlerini almışlardı. Diğer sektörlerde olduğu gibi tekelleşen iletişim ve bilgisayar sektöründe de tekeller arası rekabet ve şirket evlilikleri, bir birlerini yutmaları, yakın zaman içerisinde, daha da kızışırken, tekeller arası pazara hâkim olma kavgaları da, patent, pazara giriş yasakları, bir birlerinden teknoloji çalma vb. gibi çekişmelerle devam ediyor. İletişim ve teknoloji sermayesinin de giderek merkezileşerek bir avuç tekelin denetimi altına girmesiyle, yeni sömürü ve pazar alanları açma kavgasında ise iyice sivrilmiş durumda. Dünyanın en zengin 5 ülkesi (Amerika, Almanya, Fransa, Japonya ve İngiltere) milli gelirinin %3 ila 4’ünü araştırma ve geliştirme, yatırımlarına ayırırken, örneğin Amerika’da 1 milyon bilimsel araştırmacının %75’i kapitalist özel işletmelerin araştırma-geliştirme kısmında çalışıyor. Yine Amerika firmalarının araştırma ve geliştirme kısmına harcamaları toplam net yatırımlarının yaklaşık %60’ına tekabül ediyor. Bütün bu ‘yatırımların’ yüksek miktarlarda bir paraya denk geldiği ortada. Nedeninin ise kapitalist tekellerin kâr ve pazar payını arttırmak olduğu açık. 4. Sanayi Devrimi’nin dijital kahramanları toplantı salonlarında, gösterişle bir araya gelirken bile bir birlerini nasıl yok edeceklerinin hesabı içindeler. Bu hesap işçi sınıfı ve emekçiler söz konusu olduğunda ise ortak bir cepheden saldırı halini alıyor. Bilimsel ve teknik ilerleme, kapitalizm koşullarında fiili üretim içerisinde, emeğin birim zamandaki üretkenliği ve verimliliğini muazzam derecede arttırmasına rağmen, kapitalist burjuvazinin hâkimiyeti altında, bu artışın işçi sınıfı ve emekçi kitleler için anlamı, aynı zamanda daha çok çalışmak üzere emek sömürüsünün katmerleşmesi olmaktadır. İşler basitleşirken, aynı işi daha az sayıda işçi yapar hale gelmektedir. Teknik gelişmenin, yaşama ait olanakların çerçevesini genişletmesi, emekçi yığınların bu olanakları kullanmak üzere pazara, aynı zamanda tüketici olarak girmesiyle bir birine bağlanmış ve azami kâr uğruna her gelişme denetim altına alınmıştır. Teknik ilerlemenin doğal ön koşulu sayılan bilimsel araştırma ve geliştirme, yapılan işin getireceği kâra ve emperyalistler arası çekişmelerde sağlayacağı üstünlüğe tabii kılınmıştır.

Dijital ve bilişim dünyasının geldiği noktanın Davos’ta burjuvazinin en katıksız temsilcileri tarafından, işçi sınıfına ve emekçi yığınlara, devrim gibi cezp edici laflarla pazarlanmasının, bir sınıf olarak emekçi yığınların gözlerinin boyanmasından, kulaklara ‘nağmeli’ fısıldamasından başka bir anlamı yoktur. Çünkü bu ‘devrimin’ nimetlerini, kapitalist emperyalizm ve burjuvalar yemektedir. Burjuvazinin bu nimetleri yiyemez hale gelir olmaktan korktuğu kuşku götürmez. O yüzden de halk kitlelerinin, emekçi yığınların öfke ve tepkilerini frenlemek için, arada bir Davos toplantılarına da konu olduğu üzere ‘ehilleştirilmiş’, insancıl kapitalizmden bahseder, sistemini ise ebedi ilan ederler. Onlar için; kapitalist sömürü çarkının arasında ufalanıp sokağa fırlatılan işçi ve emekçi yığınların bir anlamı yoktur. Bu ise kabullenilip boyun bükülmesi gereken doğal sondur.

Durumun böyle olmadığını, olmayacağını pratik yaşam her gün kanıtlamaktadır. Dünyanın her yerinde saldıran burjuvazi ve direnen, direnmeye çalışan işçi sınıfı ve emekçi yığınlar var. Bu mücadeleyi işçi sınıfı er ya da geç kazanacak. İşçi sınıfı iktidarında ise teknik ilerlemenin her türlü biçimi tüm emekçi yığınların ve nihayetinde ise halkın hizmetinde olacak.