25 Kasım’da ne oylanıyor? Ne yapmalı?

41

Haydar Sancar

Ülkenin hukuk, sosyal ve ekonomik şekillenişi ile ilgili yapılan oylamaların ezici çoğunluğu, hâkim burjuva sınıfın çıkarlarına, SVP merkezli ırkçı-sağcı odağın politik çizgisine endeksli inisiyatiflerden oluşuyor ve oy kullananlardan da bunlar hakkında karar vermesi isteniyor. Durumun bu kulvarda seyrediyor olmasının sınıf hareketinin ve örgütlülüğünün güçsüzlüğü ile ilişkisi tartışılmazdır.

25 Kasım’da oylamaya sunulan karar ve inisiyatifler de  yine bu çerçevede değerlendirilmelidir. Selbstbestimmungsinitiative (Kendin belirle) ve sosyal dedektif yasa tasarısı olarak adlandırılan oylama taslakları, ülke de egemen kılınmak istenen politik atmosferin anahtarı durumundadır. Ülke içi hukukun, uluslar arası hukuk normlarına ve kararlarına karşı mutlak hâkimiyetini ön gören ‘Selbstbestimmungsinitiative’ ilk anda halkta ilgi uyandıracak bir vurguyla servis ediliyor. Bağımlı olma, kendi kaderini ellerine al, dış güçlerin hukuk diktesine karşı çık gibi ‘bağımsızlıkçı’ görünen bir söylem rotasıyla arkada gizli hesapları gizili kılmaya çalışıyor SVP ve güdümündekiler. Kuşkusuz bu inisiyatifin gündeme gelmiş olması bir dizi gelişmelerin de sonucu aynı zamanda. Uzunca bir süre boyunca etnik köken ve inanç farklılıklarını sivri ırkçı propaganda ve saldırı planlarıyla gündeme getiren SVP(Kara koyun, minare, toplu göçe hayır gibi..), bu sivriliği sözsel ve görsel propagandasında nispeten törpüleyerek, örtü altından bir yönelimin döşenen taşlarının sağlamlaştırılmasını hedefliyor. Temel sebeplerden biri, daha önce halk oylamasında evet denilerek onaylanmış ve insan hakları uluslar arası normlarıyla çelişen ırkçı uygulamaların yürürlüğe konulamamasının nedeni olarak gördüğü uluslar arası hukukun bağlayıcılığını ortadan kaldırmak.

Diğeri ise Avrupa’da etkinlik alanı kazanmaya başlayan ırkçı, sağcı saldırgan odakların ve örgütlerin etki alanlarının genişlemesine olanak sağlayan politik gelişmelerle ilgili. SVP bu özelliğiyle, taban içinde gelişimini düzenli olarak arttırmayı başaran, hükümete bakan veren, Kanton Temsilcileri Meclisin’de ve Federal Parlamento’da etkisini arttıran; ürettiği propaganda dili ile de Avrupalı birçok ırkçı harekete fikir babalığı yapan yer edinmiş durumda. Kendin Belirle İnisiyatifi aslında popülist, ilgi uyandıran söyleminin etkisinin arkasında, şu andaki yönetim yapısının daha da merkezileşmesi ve SVP’nin ırkçı ve sonrasında da faşist karakterinin egemen kılınmak istendiği güzergahın kapısını açmaya çalışan bir inisiyatif. Bu yönelim, diğer ülkelerde olduğu gibi sokağa yansıyan bir biçimde ifade edilmese, gösteri ve gerginliği arttırıcı eylemlerle kışkırtılmasa da sinsi bir politik çizgiyle, ’ halkın hâkimiyeti’ aldatıcı propagandayla etkin kılınmaya çalışılıyor. Parlamentoda çoğunluğun sağlandığı koşullarda, hukukun da SVP çizgisine bağlanmasıyla birlikte ülkenin SVP Cumhuriyeti’ne çekilmesinin olanakları da sağlanmış olacaktır. Liberal sermaye cephesinde de bu inisiyatife itiraz ederken kendi çıkarlarını gözetmekte, AB ile imzalanmış ticari anlaşmaları geçersiz kılacak ve sermaye hareketini nispeten zorlayacak görünen yönü çıkarları ile çelişir bulmakta buradan hayır demektedir. Ama emekçi halkın gerekçeleri ve hayırı ile liberal sermaye çevrelerinin hayırı farklıdır ve karıştırılmamalıdır.

Oylanacak diğer yasal değişiklik ise sosyal dedektif yasasıdır. Girişte de vurgulandığı üzere, uzunca bir süredir emekçi yığınların hak ve kazanımlarına yönelmiş saldırılar hız kemeden sürmekte ve buna karşı mücadeledeki zayıflıklar bu saldırıların yer yer dozunu da arttırmaktadır. Sosyal detektiflik yasası da emekçi katmanlar üzerindeki bu kıskacı arttıran başka bir yasal değişiklik girişimidir. Tasarı kabul edildiğinde sigorta şirketleri, sigortalı olan herkesi denetleme ve takip etme olanağına sahip olacak bunu yasal izne ihtiyaç duymadan yapabilecektir. Sosyal istismara karşı önlem almak gibi bir gerekçeyle, hak ve hürriyetlerin denetim altına alınarak, halkın ipi çekildiğinde yerine oturan kuklalar gibi sigorta şirketlerine peşkeş çekilmesi olanaklı hale getirmektedir. Oysa istismar olarak ilan ettikleri vaka sayısı, vergi kaçıran şirketlerin, vergi dışı kara para dolaşımının neden olduğu kaybın yanında devede kulak kalmaktadır. Burjuva yönetim, vergi afları ve reformlarla patronları ve kapitalist işletmeleri koruyup kollarken, ağır iş koşullarında fiziksel ve ruhsal sağlıklarını kaybetmiş, işten atılmış, yeterli geliri olmadığı için sosyal yardım almak zorunda kalmış emekçilerin peşine dedektif takılmasını yasal olarak olanaklı hale getirmektedir.

Kuşkusuz bu saldırılar daha önce farklı biçimlerde gündeme kazanılmış hakların budanması, halkın ve emekçi yığınların iyice kıskaca alınması saldırılarından bağımsız değil. Benzer içerikli saldırıların püskürtülmesi burada alınacak başarıyla da doğru orantılıdır. Bu tür hak gasplarının önünü açan federal yönetimin, kimin çıkarlarının yöneticisi olduğu daha da görünür olmaktadır. Dolayısıyla 25 Kasım’da oylamada 2 tasarıya da hayır oyu verilmelidir.