17 Ekim 1961: Fransız sömürgeciliğinin Paris Katliamı

Bundan tam 51 yıl önce Paris’in merkezi Charonne mahallesinde Cezayirli göçmen emekçiler, ülkeleri ile Fransa arasında tam 6 yıldır devam eden savasın son bulması için gösteri düzenlemek istiyorlar. Zira 120 yıldan fazla bir süredir sömürülen, ve Fransa’nın bir parçası olarak görünen Cezayir’de tüm bir halk ayağa kalkmış ve sömürgeciye karşı elindeki tüm olanaklar ile savaşıyordu. Fransa’da bu yıllarda yüzbinlerce Cezayirli yaşıyor ve bunlarda buradan bir seyler yapmak için yanıp tutuşuyorlardı. Yürüyüşü Cezayir’in bağımsızlığı için savaş yürüten FLN (Ulusal Kurtulus Cephesi) tertipliyor ve Paris ve çevresinde sayısı 200 bine yakın olduğu tahmin edilen Cezayirliler içerisinde de sempati ile karşılandıkları biliniyor. FLN gizlice gösterinin güçlü geçmesi için haftalardır büyük çaba sarf ediyor ama Fransa devleti gösteri için izin vermeyi kabul etmiyordu. Zira, Cezayirlilerle masaya oturmayı kabul eden Fransa, durumunun zaten zor olduğunun farkında ve daha da zorlanmasına izin vermek istemiyordu. Üstelik Fransız burjuvazisi artık savaşın bitmesini istiyor, ama Cezayir’e bağımsızlık vermeden bunun mümkün olmadığı artık anlamıştı. Ama devlet içerisinde burjuvazinin en gerici, en şövenist kesimini temsil eden bir “beyaz yakalılar” takımı da savaşın devam etmesi için elinden gelen herşeyi yapıyordu.

Güçlü bir gösteri masada Fransa’nın elini dahada zorlayacaktı, ve Cezayir’in otonomisi konusunda güçlenen kamuoyu eğilimini güçlendireceği gözle görünen bir olaydı. Buna izin vermek istemeyenler arasında Paris Valisi Maurice Papon’da vardı. Kendisi ırçkı ve  Fransa’nın güçlü emperyalist olmasını defalarca ifade etmiş bir kişi idi, 17 Ekim’de bir kaç gün önce iç işleri akani ile görüşmüştü. BuradA kaygIlarını ifade etmiş ve Paris’de gerçekleşecek her türlü gösteriye izin vermeme emrini almış, hatta geriktiğinde şiddet kullanma yetkisi verilmişti kendisine.

17 ekim 1961’de binlerce Cezayir’li, akşam iş çıkışında bir araya gelmis ve ülkelerinin bağımsızlığı için gösteriye katılmıştı. Birden Charonne mahallesi çevresinde, Polis göstericilerin etrafını çevirmiş ve Papon’in emri ile onlara aniden saldırmıştı. Binlerce emekçi dayaktan kaçmaya çalışıyor, polis ise sadece izinsiz bir gösteriyi dağıtmak istemiyordu. Kaçanlar kovalanıyor, yakalanlar ise ölesiye dövülüyordu. Irkçi vali, sadece sömürgeci bir güce karşı isyan eden Cezayirlileri « cezalandirmak » değil, yanı sıra Fransız kamuoyuna milliyetçi bir mesaj vermek, Fransa’nın gücü ortaya koymak istiyordu. Neticede, bakanlığın verdiği emre uygun olarak vazifesini yapmiş, ama yüzlerce Cezayirlinin ölümüne neden olmuştu. Onlarca kişi, kafalarına aldıkları coplar yüzüden, kimileri polis kurşunundan, onlarcası ise Sen nehrine göz göre göre atılarak can vermişti. Hastaneler o gece, ve ondan sonraki 5 gün içinde binlerce kişiyi muayene etmişti. Maalasef bugün tam olarak kaç kişinin öldüğü ve kaç kişinin yaralandığı bilinmiyor. Nedeni mi ? Devlet, bu konuya dair polis arşivlerini açmayı red ediyordu. Ama ona rağmen en azından 300’e yakın kişinin öldüğü tarihciler tarafından ortaya konuldu.

Tarihle yüzleşmede başkalarına ders vereceğine önce kendine bak !

Son yıllarda başka ülkelerde yaşanmış tarihsel acı ve katliamlara dair, Fransa parlamentoda onayladığı yasalarla gündeme geldi. En son olarak Emeni soykırımı bunun somut örneğidir. Ama işin ilginç yönü, başka ülkelerdeki tarihsel olaylarla ilgili yasaların onaylandığı dönemlerde, Fransız devleti kendi sömürgeci, katliamcı ve emperyalist tarihini aklamaya çalışıyordu. Yani esas dert tarihse haksızlıklara mahruz kalmış halkları düşündüğünden değildi tüm bu parlamentoda onaylanan yasalar. Zira öyle olsa, neden kendi kanlı tarihi ile yüzleşmeden kaçsın ki?. Oysaki tam tersine, son yıllarda Nicolas Sarkozy, örneğin, “sömürgeciliğin olumlu rolünün tarih derslerinde okutulması” yönlü bir yasa onaylatmış, ülkenin geçmişini yüceleştirmeyi hedefleyen “Fransa Müzesi” ni kurmuş, yabancılar üzerinden “milliyetçiliği” kışkırtmaya çalışmıştı. Tüm bunlar elbette, kamuoyunun ve tarihçilerin tepkisine neden olmuş ve son yıllarda “tarih’in politik amaçlara alet edilmesine” karşı ciddi ve önemli bir mücadele örgütlenmişti. Bu mücadelenin temel ayaklarından birisi ise, Fransa’nın kendi tarihi ile yüzleşmesi idi. Son yıllarda her 17 Ekim’de, 1961 katliamını lanetleyenen ve devletin sorumluluğunun kabul edilmesini talep bir çok etkinlik düzenleniyordu. Geçen yıl katlıamın 50. yıl dönümü vesilesi ile ülkenin değişik yerlerinde kapsamlı etkinlikler gerçekleşmiş, Cezayir devleti ve bir çok bakanı katliamın tanınmasına dair açıklamalarda bulunmuşlardı. Tamda bu ortamda, dönemin Sosyalist Partisi cumhurbaskani adayı, François Hollande seçildiği durumda bu katliamı tanıyacağını ifade etmişti. Ve nihayet geçen 17 Ekim’de yeni cumhurbaşkanı bu olaya dair kisa bir açıklama yaparak şunları belirtti : “Cumhuriyet bu olayları soğuk kanlılıkla tanıyor. Trajik bu olaydan elli bir yıl sonra, mağdurları saygıyla aniyorum”. Nihayet mücadele sonuç vermiş ve Fransa devleti kendi sömürgeci tarihi ile yüzleşebilmesi için olumlu bir adım atabilmişti. Ama atılan adım hala yetersiz. Örneğin, bu olayın Cezayir’deki sömürgeci politika ve emperyalist iliskiler ile bağı tanınmıyor, devlet arşivleri hala gizli tutuluyor, olayın kamuoyunda unutulmamasını sağlayabilecek bir anıt dikilmemiş,  herşeye rağmen yinede olumlu bir adım atılmıştır.

Deniz Uztopal