100.Yıl etkinlikleri devam etti

4

2015 Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında İsviçre genelinde Ermenilere yapılan soykırımın 100. yılı dolayısıyla bir çok bölgede etkinlikler düzenlendi. Esas olarak Cenevre, Lozan ve Bern Kantonları’nda yoğun olan etkinlikler İsviçre’nin diğer bölgelerinde de konferanslar, paneller, film gösterimleri olarak gerçekleşti. Aralarında Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink, Zürih Üniversitesi’nden Hans Lukas Kieser, Paris’den uluslararası hukukçu Philippe Kalfayan, Lozan Fakültesi Bilim Sosyal ve Politik onur ünvanına sahip Profosör Laurent Bridel gibi isimlerin ve yanı sıra bir çok aydın, araştırmacının katıldığı bu etkinliklere ilgi yoğun oldu.

Bu bir dizi etkinliklere katılan ve Lozan`da tanıştığımız Bogos amca (Bogos Tomasyan) ve Simon Daronyan ile Aarau Ermeni Kültür Merkezin`de bir söyleşi gerçekleştirdik. Aarau`da bulunan Ermeni Kültür Merkezi 35 yıldır İsviçre`de faliyet yürütüyor.’

Ön görüldüğü gibi Boğos Amca bizleri Aarau tren istasyonunda aldı arabasıyla 15 dakika kadar yolculuktan sonra Ermeni kültür merkezine ulaştık, tabi yolda arabada gelirken Boğos Amca’nın söylediklerine de değinmeden edemeyeceğim; aynı zamanda Kürtçe, Ermenice ve Türkçe’yi çok iyi bilen Bağos Amca Kürtçe ağıtları da Ermeniceye çeviriyor, arabasında bize Ermenice ağıtlar dinletti sohbetimiz arabanın içerisinde başladı; ”Bak iyi dinle bu ağıt ve müzik Ermenicedir’’ dedi ve tüm dünya müziklerini başını kıçını oynatarak dinler, biz Ermeniler ise yüz yılı aşkındır hep böyle hüzünlü, acılı ve dramatik şekilde müzik dinleriz ve dinlemek zorunda bırakılmışız!”.

Aarau da bulunan Ermeni Kültür Merkezi 35 yıldır İsviçre’de faaliyet yürütüyor. Bizlere zaman ayırıp Kültür Merkezi’nizin kapısını açtığınız için sizlere teşekkür ederiz. Boğos Amca buyurun senin ile başlayalım. Arkadaş gazetesi okurları sizleri tanımakla memnun olacaklardır.

Sohbetimize başlamadan önce ben bir Ermeni olarak ve Ermeni olmayan başka birinin, sizin Ermenilerin yaralarına melhem olmak isteyen bir kişi olarak duyarlılığınıza çok teşekkür ederim minnettarım, ben de sizinle tanıştığıma memnunum, Ermenilerin başına gelen acıları paylaşmak için uğraşıyorsunuz, tekrar teşekkür ederim ve hoşgeldiniz.

Ben Boğos Tomasyan. 1948’de Baresh (Bitlis Mutki)’ye bağlı 49 hanelik bir köyde dünyaya geldim. 16 yaşına kadar köydeydim. Kinzu Salman köyünde 1948/1964 arası yaşadım. 1964-1969 Midyat ve 1971’de İsviçre’ye geldim.
1915’de ailem 59 nüfustan sadece geriye 7 kişi kaldı, öbürlerini öldürdüler, dedem zanaatkar olduğu için dedemi bir kürt saklıyor, bütün tehlikelere rağmen saklıyor, 5 kardeştiler arasından dedemi çıkartıp alıyorlar. Kafle diyorlar, bu bana, öbürleri götürün diyor, köylerde kırsal alanlarda zanaat çok önemlidir, şehirden uzak demircilik lazım, dokumacılık lazım, o zamanlar da daha fabrika yok tekstil yok, her şey el ile yapılıyor, çorabına kadar çuhasına kadar, şu resimler de gördüğünüz giysilerin hepsi babamın dedemin elleriyle yapılmış elbiselerdir, yündan yapıyoruz, hayvan ürünlerinden.

Tabiki bizim büyükler herşeyi bize anlatmıyorlardı, kin nefret duygusuyla komşularımıza bakmalarımızı istemiyorlardı, bizim anlamamamız için bazen kendi aralarından Ermenice konuşuyorlardı, biz çocuklar gençler Ermenice anlamıyorduk. Okul kalmadı, öğretmen kalmadı, papaz kalmadı, köyümüz 49 hanelik 500 nüfusluydu, bende belgeler de var. O zamanlar kadınları, erkekleri bölüp ayrı ayrı götürüyorlar, ta Bitlise(Baresh) kadar Der Zora mı gönderecekler neresiyse bilmiyorlar, bir Kürt ağası adı Haydo’dur, bazen diyorlar cennet var, cehennem var, ben ne ordan geldim ne de oraya gittim, eğer gerçekten de cennet varsa, o Haydo ağa cennetidir, kendi menfaati için de olsa insanı kurtarmıştır. Haydo Ağa hanımını gönderiyor, benim dedemin adı Margos’dur. Margos’un hanımını Kafle’den çıkart getir diyor, çünkü kadınları ayrı, erkekleri ayırıp götürüp öldürüyorlar, ağanın hanımının adı da Bülbül’dür, yahu ben nasıl getireceğim (o zamanlar belki duymuşsunuz veya okumuşsunuzdur Ermenilerle Müslümanların elbiselerinin renkleri ayrı ayrıydı.) Bülbül Hanım diyor Müslümanlarla Ermenilerin kıyafetleri ayrıdır, ayrı ayrı renklerdendir fark ederler, kürtçe ona diyorki keçe kırosi xa leke vina (Elbiseni giydir getir) yani kendi fistanını giydir getir kimse tanımaz Ermeni olduğunu, oda öyle yapıyor gidip kendi elbisesini giydiriyor Kafle’den çıkarıp getiriyor, babaannem hamileydi, o zorluklarla nasıl yollarda gidiyorsa bir hafta sonra bir çocuk dünyaya getiriyor, çocuk ta ölüyor, kendiside ölüyor, dedem dul kalıyor, tabi birgün burda birgün orda, Haydo ağadan da kopuluyor, dedem Margos kocası öldürülen başka bir Ermeni kadınla ikinci evliliğini yapıyor, onun adıda Hatun’dur. Hatun’un bir kızı bir de oğlu var, kocasını öldüren kişi oğlunu da öldürmek istiyor, oğlunu arkasına saklıyor rica ediyorum onu bağışla senin çocuğun olsun, ben gavurdan döl istemem deyip çocuğu da öldürüyor, Hatun kaçmaya başlıyor arkadan yakalayıp baltayla yaralıyor dereden yuvarlanıyor kız çocuğuyla beraber baygın düşüyorlar daha sonra çobanlar buluyorlar Şeyh Habip’e götürüyorlar Şeyh Habib bunları iyileştiriyor ve Bitlis’in kazası Mutki de karısı ölen bir kürt ile hatun evleniyor Kinzu (Gendzav) şu an Salman köyü olarak geçiyor oraya yerleşiyor, bütün bildiklerim duyduklarımın hepsi Xaço amcam ve bu Hatun Yaya ( Yaya Ermenice Nine demektir). Kışın geceler çok uzun oluyor, köy de radyo yok, elektrik yok, bir gaz lambası var öyle duvara koyuyorlar birbirimizi zorla görüyorduk, ama gözlerimiz artık alışmıştı tandırın etrafında toplanırdık. Ermeni yemekleri vardır bir nevi ekmek adı Ermeni tarmuzu dövülmüş buğday veya mısırdan yapılıyor, sıcak kül altında pişirilir, hamur kül olmasın diye ceviz yaprakları külden önce konurdu ve Hatun yayamız başlardı bize olayları anıları anlatırdı, gazete yok, kitap yok, kalem yok, defter yok, yazar yok, herkes sözlü yazardır, herkes başına ne geldiyse ne duyduysa onları anlatırlardı, hayatımda unutamadığım benim için çok önemli bir söz ilk önce kızlara anlatırdı, çünkü bizim ailede önce kızlar vardı, erkekler sonradan oldu, Ermenice axçik kız demek, axçik kızlara diyordu Hatun Yaya; (aslında Ermenilere yapılan soykırımı önce kızlardan kadınlardan başlamak lazım, kadınlara ne oldu? Ben yazdığım kitabımda kadınla başlıyorum Anjel Dikme de Lozan’da değindi). Bir gün gelirki anneniz ölür ve bir müddet sonra annenizi unutacaksınız veya evleneceksiniz, evlendiğinizde kocalarınızla onlarla beraber gitmeye mecbursunuz, çok uzak memleketlere gidersiniz, orada bir gün çocuğunuzla çarşıda gezerseniz, topluma girdiğinizde size soracaklar anadiliniz nedir, yani ananızı unutsanız da anadilinizi unutmayın. Ermenice önemli bir anlam taşır bu söz ve sözü erkek çocuklara getiriyordu Hatun Yaya diyordu; bir gün babanız ölürse biraz üzülürsünüz ama unutursunuz, büyür gurbete veya askere gidersiniz o dönemler Kore savaşı olduğundan Kore örneğini verirdi, Kore’ye savaşa da gidebilirsiniz, oralarda da kalabilirsiniz kimse bilmezki sen garabetin oğlusun, sen Xaço’nin oğlusun sormazlar, derler ki sen nerelisin, yani babanı unutursan vatanını unutamasın, hani vatan erkeklerindir ya, öbür tarafta da ananı unutursun, anadilini unutamasın diyor, baba dili demezler anadil derler. İşte bu iki sözcük benim için çok çok önemli. Ben 50 yıldır köyümden çıktım, tam 44 yıldır İsviçre’deyim gelde o Hatun Yaya’nın söylediklerini unut, çok doğru söylemiş. Ermenice derdi (Hayrigi Yergir mimorana) atalarınızı unutursanız onların yurdunu unutmayın, ben 50 yıldır halen oralarda geziyorum, bedenim burda ama ruhum hep orda olmuştur, çünkü unutamam, çünkü Ermenilere tamamen iftiralar atıp yalanlar söylediler, neymiş Ermeniler de Müslümanları öldürmüş yok kadınlara onlar da tecavüz etmiş bunlar tamamen yalandır, iftiradır. Kendi suçlarını örtbas etmek için bu yalanları uyduruyorlar. Bir adam öldürürsen mahkemeye çıktığında orada hukuk var, gerçekler ortaya çıkacak, tabiki gerçekler örtbas edilmesi için yalan söyleyecekler. Türkiye nereye giderse gitsin, bu beladan kurtulamaz, bir dönem gider, bir dönem gelir, Türkiye bu beladan kendini kurtaramaz. Biz büyüğüz, biz imparatoruz demekle büyük konuşmakla bir yere varılmıyor, herkes görüyor.

Hiç unutamadığınız ve sizi çok etkileyen bir anınızı bize anlatabilir misiniz?

Tabi, çok anlatacak yaşadığımız olaylar var. Bizim Ermeniler her sene giderlerdi bir Kürt ağanın yanına. Bu Kürt ağanın adı Bırıke Sıle’dir. Her ilkbaharda ekin ekileceği zamanlar mart veya nisan ayı dolaylarında toplanırlar. Papaz ve Ermenilerin ileri gelenleri Bırıke Sıle’nin konağına giderlerdi, tabiki şeyhi de beraberlerinde götürürlerdi şeyhin değeri var ya, şeyhin de gönlü olmalı ya, giderlerdi Bırıke Sıle’den topraklarını sürmek için izin alırlardı. Sen Ermenisin toprak senindir mal senindir ama Bırık ağa sana müsaade verecek ya sür ya sürme. Ondan sonra Bırık ağa kıyafetini çıkarırdı birtane yırtık pırtık giyerdi, gelirdi otururdu. Tabiki Ermenilerin önünde ilk konuşmayı şeyh konuşurdu, Bırık bu Ermeniler gelmiş bunlara birşey söylede gitsinler, tarlalarını sürsünler. Bırık ağa, şeyh efendi onlara söyle bakalım beni ilk gördükleri kıyafetimle mi iyi gördüler yoksa sonradan giydiğim yırtık kıyafetimi bana uygun gördüler. Ermeniler tabiki ilk giydiğiniz elbiseleriniz size daha çok yakışıyordu, bu yırtık elbiseleriniz size yakışmadı efendimiz diyorlardı. Mademki öyleyse herkes bir kis (kese) altın getirsin ve gitsin sürsün tarlasını ve ekin biçme zamanıda bir kis altın daha getirsinler ve hasat zamanı da hasadın yarısı bana, yarısı da onlara ‘xode jı te razı bi’ (Allah senden razı olsun) diyen Ermeniler yok deseydiniz kabul etmeseydiniz biz ne yapardık diyorlar, yani Ermeniler birçok vergilere mahruz kalıyorlardı; merkezi vergi, bölge vergisi, kelle vergisi, devşirme kan vergisi birde Erkek çocuklar askerlikten muaf kalması için verilen vergi. Toplam 5 kadar ayrı vergiler veriyorlardı o dönemler, yani bir çocuk doğar doğmaz askerlik vergisi verecek ya çocuk yeni doğmuş ha, dünyaya geldiği günden itibaren asker vergisine tabi tutuluyor bu dünyanın hiçbir yerinde olmamıştır. Hristiyan Ermeniysen o dönemler bu vergilere tabi tutuluyorsun, kılıç artığı zorla islamlaştırılmış dönme filansa bu vergi tabi olmuyordu.
Benim çocukluk dönemimdeki konuları anlatırsam, ben kimsenin inancına karışmıyorum, bak bazı dini konularda da kitaplar getirdim. Çünkü konuştuğumuz konuları bu kitapları da bağlıyor. Köyde okulumuz yoktu. 1950, 1955’lerde bir Ermeni marangozu öldürmediler tehcir de sakladılar. Aslı Licelidir. Dikranagerdsi (Diyarbakır’lı), zanaatından dolayı askeriyenin kağnı arabalarının tekerlerini yapmak için, o kalmıştı tek. Getirdiler okulumuzu ona yaptırdılar. Koskocaman Bitlis (Baresh) vilayeti meşhur bir yerden başka zanaatkar yok ona yaptırdılar. Bir tek kök kalmış Ermeni marangoza yaptırdılar okulumuzu, ama lafa geldilermi biz büyük imparatoruz, biz büyük osmanlı bilmem neyi neyiyiz. Öylede Osmanlıyı kim osmanlı yapmıştır. 600 sene Ermenilerin kalemiyle osmanlı ayakta kaldı. Birgün okuldan geliyorum kış zamanı. Bizim orda kar çok yağar. Yayam vefat etti iki tane kadın bizim orda omuzlarında testi kadın geliyor, yol verdim. Kadınlardan birisi dedi kure fılla, birika ta mıriya buchimhamya, öbür kadın dedi no kaçı no, mırar biya (Nenen ölmüşmü, yok kız mındar olmuş). Bak bize öldü demiyorlar, geberdi, mındar oldu, diyorlar. O Yayam ki o bölgede onun ellerinden o tarmızları yemeyen olmamıştır. Sabahleyin kalktığımızda biz kahvaltılarımızı o tarmızla yapardık, çok zoruma gitti, gittim anneme söyledim; bu kadınlardan biri böyle böyle dedi, diye. Annem dedi; oğlum desinler desinler sırası gelince başkalarıda onlara söyleyecek. Kürtler bize söylemiş bugün Türkler de Kürtlere söylüyorlar. Ondan sonra birgün bizim memlekette eşek yok, çerçi felan gelip iğne felan satıyordu. Çocuklar sırayla atına biniyorlardı. Sıra bana geldiğinde kadının biri çek elini o hayvandan, güye xa la güye sar bave xa bıka, yine anneme geldim, daye daye bu ne demek oluyor diye sordum. Onun anlamı; deden baban ne iş yapmışlarsa sende git onu yap anlamındadır, dedi annem. Bugün görüyoruz ki kuranda kitapta Müslümanlıkta Ermeni, Hristiyan ata binemez, bende ispatları var, Simon Simonyanın kitabı var bende, 1600 senelerinden yazılmış bir kitaptır. Biz bunu söylerken yok öyle birşe diyorlardı, vardır işte kardeşim okuması yazması olmayan bu kadına din söyletiyor işte.
Yaşadığım bir olay daha. Yine çocukken yüzmeye gidiyorduk. Tabi o dönemler mayo yok, külot yok çocuksun, bütün elbiselerini çıkartıyorsun, giriyorsun dere sularına. Hepsi yüzüyordu. Ben onları seyrederdim, biliyormusun çünkü benim sünnetli olmadığım görüldüğünde diğer çocuklar dalga geçerlerdi. Ben de üzülerek öylece arkadaşlarımı seyrederdim. Bu olayları yaşamak gerek ancak o zaman anlarsınız, konuşursak sabaha kadar bitmez. Yayam 90 yaşında öldü. 90 yaşına kadar bir insan hiç mi bir gün biraz gülmeyecek. 90 sene boyunca 9 kerede mi gülmeyecek, gülmeden öldü. Artık gerisini sen tamamla. Biraz önce ne söyledim sana, 100 yıldır ağlıyoruz, güldüğümüz yok.

Sizce Ermeniler topraklarına kavuşmadan özgür olamazlar mı?

Özgür olmamız bir hayaldir ama eğer Kürtler yardım ederse özgür oluruz. Çünkü şu anda bizim topraklarımızın üzerinde Kürtler yaşıyor. Benim ejdadımı, atalarımı yargılamıyorum, şimdi diyorlarki bütün köyler de müslümanlar çoğunluktaydı. Kürtler çoğunluktaydı, güzelde kardeşim mademki sen çoğunluktaydın, neden senin adından bir köy ismi yok? Neden bu köylerin bütün isimleri Ermenice? Ve halen Ermenicedir. O bölgede minareden hariç yaptıkları bir yapıları var mı? O minareleri de Ermeni ustalara yaptırmışlar, git İhsak Paşa sarayına, başka yapıtlara bak, hep yaptırdı yazılar, yaptı değil yaptırdı!!! Kendisi yapmamış, kendisi milleti hakimiye olduğu için, bizlerde milleti mahkumiye olduğumuz için, ben hakim, sen mahkum diyerek bizlere yaptırdılar. Kendileri yapmadı. Çünkü usta değillerdi. Halen de değiller. Bitlis’e(Baresh) gitsen halen Bitlis’in yapıları, 100 yıl 200 önce Ermenilerin yaptığı yapılardır. Dün Bitlis’te birisiyle telefonda konuştum. Bayramını kutladım, gel Bitlise(Baresh) bir misafir ol dedi, ben halen sizin evinizdeyim dedi. Benim oturduğum ev sizindir dedi. Bunun gibi kaç kişi söylüyor. Kimse söylemiyor. Kıbrıs Makaryos dönemlerine bakarsak belli ayaklanmalar oldu. O dönemler de Kürtlerin bir kısmı Ermenileri yanlarına aldılarsa Kürtlerin de çıkarları vardı, menfat işte. O Haydo ağa benim dedemi 5 kardeş içinden çıkarıp alıyor, öbür 4 kardeşini götürün öldürün diyor. İsteseydi diğer kardeşleride kurtarırdı, imkanı vardı. Ermenileri barındırmışlarsa kendi menfaatleri için barındırmışlardır. Ya zanaatları için ya da başka yetenekleri için. Menfaatleri için, dünya zaten menfaattir. Bugün sen bir fabrikada işçi olarak çalışıyorsun, sen patrona birşey yapıyorsun oda sana aylık veriyor. Genelde de Ermenilerin ağaları Kürtlerdi. Yine o dönemler toplumun bilinçaltına bir atasözü yerleştirmişler. Derler ki ”balık susuz Ermeni ağasız yaşayamaz”. Her bir Kürt yanındaki Ermeni’ye tu fıllaya mıni (benim malımsın) diyorlardı. Fılla özelde Ermenilere genelde tüm Hristiyan ve Süryanilere söylenen aşağılayıcı bir sözdür. Tu e mıni (sen benimsin) sanki bir ayakkabısı, bir elbisesisin, bir ineğisin. Ermenide şunu söylemek zorundaydı tu ji ağğaye mıni (sen de benim ağamsın). Milleti hakimiye, milleti mahkumiye. Osmanlı dönemi bunu dayatmış, mahkemede bile iki Ermeninin şahitliği ancak bir tane sayılıyordu. Nasıl ki islamda iki kadın bir erkek sayılıyor şahitlikte, aynı ondan örnek alınmıştır. Tabiki Kürtler müslüman oldukları için avantajlılardı. Kürtlerin tarihini biraz gözden geçirelim. Tarih boyunca ne yapmışlar. Kürt ağaları zubun giyip yaylalarda yaz boyunca keyif yapıp, kışın gelip Ermenilerin üzerinde, Fılla sen bana ne hazırladın derlerdi. Verme zorunluluğu vardı. Rus ve Osmanlı savaşlarının bütün masrafları Ermenilerin sırtında çıkartıldı. Özelikle Ermeni köylerini güzergah seçiyorlardı ki askerlerin yemeklerini Ermeniler hazırlasın, ben de bunların ispatı kitapları var, ezbere konuşmuyorum. Tarihçiler yazmış bunları, bunlar yaşanmış olaylardır, bunların hangi birisi yalandır? Ve Harzan bölgesi, Siirt de bugün kozluk diyorlar, burdaki Kürt mir ağaları bir Ermeni oğlunu evlendirdiği zaman diyorlardı o gelin ilk iki gece benim yanımda kalsın ondan sonra gelin götürün diyorlardı. Böyle birşeyi insan hazmeder mi ya? Ondan sonra da kalkarsınız yok kardeştir falan dersiniz. O Makarios dönemine gelince o ağaların bazıları birbirinin kulağına fısıldarlar, artık bu Fıllalara verecek kemiğimiz yoktur. Nüfus çoğalıyor, ne yapacaklar. Ermeni’yi kov, onun yerine kon! fısıldamaları çoğalmıştır ve herkes kapısındaki köpeği sürsün. Kalktılar Makarios Makarios dediler, evlerimize baskın yaptılar. Tabi bu arada birbirlerine Ali Sarkis’in gelini senindir. Mehmet Kiragus’un kızı senindir ha oğlum, biz işaretledik bunları alacaksın. Ermeni zaten kaçacak, birisinin kulağına biraz kan akıttılar mı öbür Ermeni zatan kaçar. Fılla’yı xundi, Fılla’yı tırsonak (kanı görünce korkan Fılla). 1925 ve Şeyh Said’in zamanında sürgün ettiler babamı, dedemi. Kürt aşiretleri Şeyh Said’in intikamını almak için ayaklandılar. Asker Kürt aşiretlerine zayiat verince dediler biz değiliz, kim ozaman? Yapsa yapsa bu ayaklanmayı sünnetsizler yapar, diyerek kendilerini kurtarıyorlar. İşte o zaman Sasun’ daki birçok Ermeniyi sürgün ettiler. Dedem ve babam da sürgün oldu. Askerlerle Kürt aşiretleri bir çatışmada Kürtleri öldürüyorlar ve o zaman ki taşıtlarla Mutki köyünün ortasına cenazeleri getiriyorlar ve soruyorlar bu ölenleri tanıyormusunuz diye. Birinin kardeşi olmasına rağmen tanımıyorum diyor ve yine olsa olsa bunlar hepsi sünnetsizlerdir. Suçu yine bizim üzerimize atıyorlar. Hele ki köyde saf bir kadın vardı. Yalan söylemeyi bilmeyen, çıkıp komutanım bunların içinde hiç bir tane Fılla yoktur diyor, hepsini tanıyorum. İşte bu Mustafa bu Ali Bu Mehmet’tir diyerek teşhis ediyor. Bende Cengir Fırat’ın kitabı var. Şeyh Said’in babasının anılarını anlatıyor. Orda diyor biz Kürtler de sünnet olmuyorduk. Tabi Atatürk emir verdi bütün Ermeniler geri gelsin ve geri kendi köylerine gelirken birtanesinin ismi Nazar’dır. Çorumdan sürgünden geri geliyor ki Kürt ağası onun evine konmuş, mısır tarlasını da ekmiş. Nazar’a diyor tu diso hoti (sen yine mi geldin) ji ver bıkaji hara, mın maka zarare du bankonote nivon (burdan çek git beni iki buçuk lira zarara koyma) yani ağa iki buçuk liraya bir mermi alacak Nazar’ı öldürecek bir mermi parası zarar edecek. Ama tüm mallarının, tarlasının üzerine konmuş, kurşunun değeri var Ermeni’nin değeri yoktur diyor. Onun için 1877/78 ile 1894 ve 1923 arası toplu katliamları görmek gerek, o coğrafyada Kürtlerin olması devletin işine geliyor. Son bir olay daha anlatayım. Biz burdan kalktık köyümüzü terk ettik. Midyat’a gittik. Dedik orda Hristiyan var oraya gidelim. Yıl 1964. MHP’li bir okul müdürü bir eşeğin üzerine Meryem Ana heykeli koymuş ve bir köpeğin de kuyruğuna bir haç bağlamış. Makaryos Makarios Kıbrıs Türktür, ya ne oluyor burası Kıbrıs mı? Kendi kendimize sorduk. Erbakan ve Demirel yeni yeni politikaya başlamışlar. Erbakan partisi o zaman Nizam mıydı neydi tam hatırlamıyorum. Midyat da 7 tane kilise ve tek bir tane cami vardı. Erbakan çıktı meydanlarda oylarınızı bana verin bu 7 kilisenin hepsini camiye çevireceğim dedi. Midyatlılar orada da barınamadılar, biz Midyat’da da kaçtık İstanbul’a. İstanbul’da da Ermenilerden bir destek huzur görmedik. Bu sefer kaçtım İsviçre’ye geldim. O gün bugündür İsviçre’deyim. İsviçre’de bir kızım dünyaya geldi adını Ermenice koydum. Büyükelçi kabul etmedi. Sen dedi Türkiye’den geliyorsun burda yabancı isim takıyorsun. Bana pasaport vermedi. Bana 5 isim verdi; Ayşe, Fatma falan filan bunlardan birtanesini seç dedi. Çocuğumun adını Siran koymak istiyorum, nedir Ermenice Siran dedi, dedim Sevim, çok güzel işte adı Sevim olsun. Çocuğun adını Sevim koydu, öyle Passaport verdi. Kızım sonra İsviçre vatandaşlığını alınca İsmini tekrar değiştirdi.
Ben İsviçreye geldikten bir müddet sonra benden küçük kardeşim de geldi. İsviçre’de iş bulamadığından onu Almanya’ya götürdüm. Orda kaldı. Birkaç ay sonra arabayla Türkiye’ye gittim. Babam, kardeşimi sordu. Almanya’da olduğunu söyledim. Nasıl olur biz onu senin yanına İsviçre’ye gönderdik. Babam böyle ayağa kalktı ve kürtçe dediki lov dujmıne ma mazın ava (bizim en büyük düşmanımız odur, Almanya’dır).
Daha konuşulacak çok şey var ama, bir dizeyle bitireyim, bu kitapta yeni çıkmış, yazmış’ki;
Ne İsa’ya yarandık ne Muhammed’e
Ah anam ah ah çekmek günlük şarkımız oldu.
Kalkmıştım bir sabah güneş ağlıyordu,
Bir çift şahan kuşu kavak dalında yuva kuruyordu.
Onlar çift çift kavak dalı tek salanıyordu
Onlarda biri diğerini kovmaya çalışıyordu
Ah vurdular beni yine ölmedim
O gün sanki birileri bir kara haber veriyordu
O kara haber yalan değildi gerçekleşiyordu
Bütün dünya o kara haberi biliyordu.
Ama yine de hoşlarına giden sehir izliyorlardı
Ah vurdular beni yine ölemedim
Almanlar Türklere kurşun bağlıyor
Çerkezler oturmuş keyifli keyifli kama yağlıyor
Biçare mahsumların gözleri yaman ağlıyor
Kürt aşiret alay milisleri atlarla cirit atıyor
Ah vurdular beni yine ölemedim.
Anamdan babamdan ayrıldım düştüm,
Turnalar gibi vatanımdan yurdumdan göçtüm.
Der zor çöllerde muhacir oldum yaralı düştüm
Susuz kala kala al kanlar içtim
Ah vurdular beni gine ölemedim.
Erzurum, Bitlis, Harput dağlarında dönemem gayri
Allahtan gayri kimsemiz yoktur
Der zor çöllerde yaralı Ermeni çoktur
Gelme doktor gelme artık bu yaranın çaresi yoktur
Ah vurdular beni yine ölemedim.

Simon Daronyan, sizi tanıyabilir miyiz?

Tabi ilk önce Arkadaş Gazetesi’nin bu son dönemlerde Ermenilere yapılan soykırımın ve 100. yıl etkinliklerine duyarlı olup gündemlerine aldıkları için tüm çalışanlarını, insanlığa karşı suçun bilince çıkarılması katkılarından dolayı saygıyla selamlıyorum ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Ben kendim batı Ermanistanlı bir yurtaşım, 20 yıldan fazla bir süredir sürgünde yaşamaktayım.

Ermenilere yapılan soykırımı özet olarak birde senden dinleyelim.

Sorun sadece 100 yılla başlamadı. 24 nisan 1915, sadece kökten kurutma politikası ve uygulamasıydı. Daha da kitlesel yok etme idi. Bunun daha önceleri vardı. Toplu ihmalara baktığımızda 1894 ve 1923 yılları arasıda çok önemlidir. Yani sizin anlayacağınız, soykırım 100 yıldan daha önceleri planlanmıştır. 1920 de Serv ve 1923`de Lozan antlaşması adaleti yerine getirilmediği için bugün ortadoğuda aynı zulümleri yapıyorlar. Ermeni Hıristiyanlara yapılan zulmün aynısı, o coğrafyada yaşayan halklara yapılıyor. Bugün hala masum savunmasız insanların diri diri kafasını kesiyorlar, linç ederek insanları öldürüyorlar.

Dilerseniz İsviçre’de gerçekleşen etkinliklerin özetine gelelim. Özellikle Cenevre ve Lozan’daki etkinliklere baktığımızda, görüldü ki Türk devleti taraflı panelistleri araştırmacı yazar ve katılımcılar da vardı. Siz mi davet etiniz? Bu sorunu bunlarla birlikte çözmeyimi düşünüyorsunuz?

Etkinliklerimiz herkese açıktı. Lozan’daki etkinlikleri Lozan ve çevresindeki Kiliseler organize etiler. Kiliseler herkese açık proğramlar yaptılar. Evet biliyoruz Saray Ermenileri her dönem olmuştur, Osmanlı dönemde de devletle çalışan Ermeniler olmuştur, bu dönemde vardır. Özüne düşman ettirilmiş Ermeniler de vardır. Zaten öyle bir duruma gelmiş ki, herkes kendi Ermenisini oluşturuyor, herkes kendi Kurdunu, Alevisini oluşturuyor, böyle saçma birşey olur mu? Tüm insanlığa sesleniyoruz. Devrimciyim, sosyalistim, insanım diyen herkese sesleniyoruz artık. Bunların devletle işbirliğine son vermesi lazım. Devletin bu suçuna artık ortak olmaması lazım. Çünkü bu devlet artık restore edecek durumu da yoktur, reforme edecek durumu da yoktur. Bu devlet kendi yarattığı Türkün ve İslamın kafasını kesecek bir zihniyete sahiptir. Bu tehlike her an hortlayabilecek zihniyeti artık herkes tanımalıdır. Bu İttihatçı, Turancı, Abdülhamitçi, Osmanlıcı barbarlığını artık kafalarından silmeleri lazım. Olmayan bir Türkü nasıl var edersiniz hele 10’000 lerce yıllık Ermeni(Hay) medeniyeti nasıl yok sayarsın ki, İnsanlığın doğuşu, insanlığın medeniyeti nasıl görmemezlikten geliniyor. Artık bu yalanlara okullarıyla, sistemleriyle son verilmesi gerekir. Her dürüst vicdanlı insanın talebidir, hakkıdır. Ermenilere yapılan haksızlıklar son bulmadı, gerçekler birgün şu yüzüne çıkacaktır, her nehir yatağını bulur. İnsanlığa karşı Soykırım suçu terimin içini bilinçli bir şekilde boşaltıyor. MEDZ YEĞERN (BÜYÜK KIYIM) büyük felaket yanlış bir terimdir. Bu doğa afeti falan değildir ki büyük felaketdir diyesiniz. Gerçeği çarpıtmaktır bu.

Neden 100. Yıl’da böyle geniş etkinlikler? 100. Yıllı beklemek niye?

Yüz yıllık bir yastır. Daha kapsamlı, daha kordineli. Ermeni Kiliseleri’nin partilerin, örgütlerin bu etkinlikleri desteklemesi daha da dünyada siyasallaşmasına neden oldu. Batı Ermenistanlı olarak bir çoklarımız ana dilimizi yazamaz, okuyamaz duruma geldik. Okularımız yok edildi. Hıristiyan olarak insanlarımız gidip kiliselere inançlarını sürdüremiyor. Bir mum yakamıyor, evinde köşesinde şurda burda bir mum yakabiliyor, doğru dürüst bir papazı göremiyor ki. İnsanları götürüp İstanbul`da devşiriyorlar, beyaz bir devşirme oluyor, ruhlarını Türklüğe teslim ettiriyorlar. Ya burada esir kalacaksın, ya da buradan gideceksin. Tüm Cumhuriyet boyunca da devlet kasıtlı bu politakaları yapıyor. Lozan`da gayri müslümlere verilen haklar vardı. Okul, inanç kültürlerini özgürce yaşama, ne yazık ki bu haklarından mahrum etiler. Bütün kötülükleri Ermenilere yüklediler. Bütün haksızlıkları Ermenilere yüklediler. Onların gözlerinde Ermeniler hep hayındı. Bu haksızlığa artık son verilmelidir. Kendimiz olmaya çalışıyoruz, kendimiz olmadığımız sürece hep başkası oluruz. Biz Ermeniler bir dini kurum değiliz, bir kilise değiliz, bir hıristiyan kurumu da değiliz. Biz bir ulusuz, bir etniğiz, bir uygarlığız. Kültürüz zorla islamlaştırılmış Ermeniler var. Alevilerin geçmişine bakarsan ataları hepsi Ermenidir, ama ne yazık ki baskılar sonucu onlarda suni olacaklarına Alevi olmayı tercih etmişler. Dilinden mahrum kalmış Arapça konuşan Ermeniler vardır. Türkçe konuşanlar Türk oldular, Zazaca konuşup zaza oldular, Kürtçe konuşup kürt oldular. Bizi bu şekilde böldüler. Bugün Hemşin`de insanlar müslüman olarak yaşamak istemiyorlar, ama zorla siz türksunuz müslümansınız diyorlar. Aslını inkar edenler kim olursa olsun hiç bir yerde yeri yoktur. Bizim için hepsi kardeşlerimizdir. Zorla müslüman olanlarda. Biz yerli kadim Ermeni ulusu olarak hristiyanlık öncesi de vardık. Biz hep vardık. Biz Türk devleti tarafından ötekileştirilenlerden de kötü muamele gördük. Biz hep üçüncü insan muamelesi gördük. Aleviler bize her konuda yakınlardır, hümanistlerdir ama bilinçlerine Türklük aşılanmış ki, bilinç altında Hermeno yani Ermeni döleridir, Ermeni gavurdur demek, sanki Ermeni olmasın herşey olsun, bunlar kendi atalarına niye böyle zulüm yapıyorlar ki. Ermeniler ne zaman, nerede kimin bağını bahçesini talan etti. Biraz da Ermeniler savaşmayı öğrenselerdi, kendilerini savunmasını öğrenselerdi böyle haksızlıklar devam etmezdi. 1700 yıl önce Milli Ermeni Kilisesi denildi. Krikor denilen bir yabancı geldi içimize, aldı bizim kültürümüzü yok etti. Ve savunmasız bir Ermeni toplumu var etti, Papazlara soruyorlar dininiz, korkularından biz Hıristiyanız Ermeni değiliz diyorlar. Peki atalarınız öncelleriniz? Yahudiler, peki gidin yahudi olun o zaman o da yok. Ya masonluğa ya da yahudiliğe hizmet ediliyor. Hıristiyansın bir de Mason oluyorsun, müslümansın bir de Masson oluyorsun, belirsiz bir şeye giriyorsun. Massonlara sor nesiniz, biz hayır severiz derler. Kime hayır severlik etmişler. Talat Paşa çok büyük hayır severdi, Ermeninin kökünü kuruttu, o da Mason’du. O kadar hayır severseniz önce gasp etiğiniz, öldürdüğünüz Ermenilerin bedellerini ödeyin, malımızı mülkümüzü geri verin, hayır severlikleri kendi menfatları doğrultusundadır ve Mason olanlar devşirme bir ocağa gidiyorlar devşiriliyor. Türkiye 1908 den beri Massonlarla yönetiliyor! Mason egemenliği başlamıştır. Genel kurmaylar hep Massondur. Masson olmazsa Genel kurmay olamıyor. Yakın dönemde Süleyman Demirel oldu o da Masson’du. Türkiye`de aslı Selanikliler olan Sebataycılar vardır, bunlar dönme gizli Yahudilerdir, İspanya’dan göç edip geldiler. İspanya’da zulüm gördüler ve Osmanlıya sığındılar ve daha sonra Ermenilere rakip olmaya çalıştılar. Osmanlı devleti bunlara olanaklar sundular. Sebatay Sevi İzmir’de yaşıyordu, daha sonra kendini Mesih kurtarıcı ilan etmiştir. Sultan huzurunda müslümanlığı kabul edince bunlar dönme lakabı takıldı, döndü görüntüde ama bunlar hep gizli çalışmalarını devam etirdiler. Ve gel git Osmanlıya rakip oldular. İttaat terakiyi kurdular ve o zaman dediler, biz bu sefer Ermenileri ortadan kaldıracağız ki istediğimizi daha iyi gerçekleştirelim. Ve Orta Doğu`da ilk TC devletini kurmuşlardır. Daha sonra İsrail kurulmuştur. Çok haksızlıklar vardır, ölmüştür. Hangisinden türklerden mi,çerkezlerdenmi, çeçenlereden mi bahsedelim. Kürtlerden mi, Zazalardan mı, müslümanlardan mı hangisinden bahsedelim. Müslüman suç ittifağı bizi yok etmeye çalışmıştır.

Başka bir düşünceyle yaklaşırsak, özgürlük toprakları elde etmekle mi olur? Sınırlar olmasın, Topraklar hiç kimsenin olmasın dersek, buna katılır mısınız? Ermeniler o topraklarını elde edemezlerse özgür olamazlar mı?

Hayır katılmıyorum. Bir ağacı kökünden kopartıp her yerde meyvesini vermesini bekleyemezsiniz. Biz gidip yaban elleri kendimize yurt görmedik, biz oralara zorla sürüldük. Arjantin`de yapay bir kültürle yaşamak ne zamana kadar, biz Fransa’yı kendimize yurt biçmedik. Biz onların topraklarını kendimize yurt biçmedik. Biz Avusturalya`da Sidney`de sürgündeyiz. Almanya’da sürgündeyiz. İnsanlarımıza yoz bir kültür aşıladılar, orijini kökeni Ermenidir ama ben Fransızım demek yanlıştır. Bizler hangi ülkede yaşarsak Ermeniyiz, tüm Dünyaya sürgün edilmiş Ermenilerin kökleri Batı Ermenistandandır. Onu kimse bize fazla görmesin. Biz gelip de o toprakları kimseden almadık. Biz o toprağın hamurundan doğduk. Eğer biz orada olmasak, o toprağın hamuru kimseye yar olmaz. Kimse onun meyvesini rahatlıkla yiyemez.. Bunu herkes biliyor. O sonradan varolmuş suni, yapay, işgalci güçler bunu çok iyi biliyorlar. Biz orada yerli otoktonuz. Biz o dağların şifresiyiz, o ormanların gizemiyiz, ruhuyuz. Bizim ruhumuz, her rengimiz birdir. Biz o topraklarla beraber var olmuşuz. Biz Van kedisinin evcileşmesiyle var olmuşuz. Biz Kangal köpeğinin evcileşmesiyle var olmuşuz. Biz oradaki atların evcileşmesiyle var olmuşuz. Biz orada ki buğdayın evcileşmesiyle var olmuşuz. Biz orada hep vardık. Biz başka yerden gelmedik. Bizim olanı sahipleniyoruz, bizim olmayanı bizimdir demiyoruz ki. O kadar haksızlığa rağmen bugün oralarda birçok yerin isminin Ermenice olduğu ortaya çıkıyor. Birçok Ermeni isimlerini Turkçeleştirmeye çalışıyorlar, başaramıyorlar. Arapçalaştırmaya çalışıyorlar, başaramıyorlar. Kürtçeleştirmeye çalışıyorlar, başaramıyorlar. İslam öncesi Araplar, Türkler, Kürtler olmadan biz ordaydık, Assur egemenliğinden önce vardık.

Son eklemek istediğiniz birşey var mı?

Son olarak eklemek istediğim, bizim hiçbir ulusa, hiçbir dine, inanca karşı düşmanlığımız yoktur. Bizim tek derdimiz artık bu yalanlara, iftiralara son verilmesidir.

Ali Korkmaz