AB ve gülünç bir ödül

39

Jürgen Habermas’ın Avrupa’da yaşanan krize ilişkin Le Monde’da yayınlanan “Her zamankinden daha fazla Avrupa” makalesi kıtanın geniş politik, aydın ve medya çevresinde büyük yankı uyandırdı. Bu yankı yalnızca onun saygın bir yazar olmasından değil parçalanma tehlikesi içindeki Avrupa’yı kurtarmak için kendisinin inandığı politikaları uygulamamaktan sorumlu tuttuğu Şansölye Merkel liderliğindeki Alman hükümetine yaptığı sert ve keskin eleştiriden de kaynaklanıyor.
Ancak önerilerine geçmeden önce Habermas’ın acilen oluşturulması gerektiğini düşündüğü federal demokratik Avrupa modelinin önüne set koymakla suçladığı Merkel ve diğer AB üyesi hükümetlere yaptığı eleştirilere bir göz atalım. Habermas, Almanya’yı, güney ülkelerini mali disiplinsizliklerinden dolayı cezalandırmaya kalkışırken müsrifliği yüzünden hane halkını cezalandıran ev sahibi edası takınarak ahlakçı bir tutum sergilemekle suçluyor. Bu konuda haklı. Ona göre burada sorun, Almanya’nın bu tutumunun Nazizmin yenilgisinden sonra Almanya ile sağlanan uzlaşmayı ortadan kaldırarak düşmanlık duyguları yarattığıdır. Alman hükümetinin bu saldırgan ve kibirli tutumunu görmek için ülkenin yüksek tirajlı gazetelerine bakmak yeterli. Bu gazetelerde Yunanistan, Portekiz, İspanya, İrlanda ve bunlara sonradan İtalya için “domuz”dan “Çingene”ye birçok sıfat kullanılıyor.
Eleştirel kişiliğinden ve Merkel hükümetinin bu tavrını açık etmesinden dolayı kendisine teşekkür etmek gerekir. Alman hükümeti doğruyu söylemiyor. Güney Avrupa ülkelerinin halkları, Avro krizinin sorumlusu değil kurbanıdır. Bu yetmiyormuş gibi bir de kendi iyiliği için üzerinde sessiz kalması gereken üzücü anıların canlanmasına yol açan saldırgan bir ahlakçı tutum sergilenmektedir. Habermas’ın da işaret ettiği gibi Alman milliyetçiliğinin yeniden canlanmasına yol açacak olan bu kibir, Nazizmin yenilgiye uğradığı ülkelerde acı anıların yeniden ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bunun en iyi örneği Yunanistan.

HABERMAS’IN GÖREMEDİĞİ

Habermas, her hükümetin kendi hesabına işlediği ve güçlü olanların diğerlerinin üzerinden, onların geriye gitmesi pahasına yol almasını sağlayan mevcut durumu ortadan kaldıran federal bir yapının olmaması sorununda da haklı. “Federal ve demokratik bir Avrupa kurmak gerekir” diyor Habermas. Yani içinde bu yeni politik oluşumu yöneten temsil kurumları aracılığıyla halkın katılımının sağlandığı bir Avrupa. Avrupa’nın durumunu düzeltecek bir mali politikanın yalnızca bu yolla sağlanabileceğini ileri sürüyor. Dolayısıyla hızla yol alınması gereken bir dizi önlemde gelişme sağlayabilmek için politik birlik gerekmektedir. Habermas, Almanya ve diğer ülkelerin bu tür gereksinimleri göz ardı ettiklerini belirtiyor. Buraya kadar yaptığı eleştirilerde Alman filozofa katılmamak mümkün değil.
Ne var ki Habermas’ın makalesinde ciddi bir sorun var. Habermas, adil, federal ve demokratik Avrupa’nın nasıl oluşturulacağı konusuna doğru bakmıyor. Mevcut kurumların bu hedeflerin gerçekleşmesine izin veren kurumlar olduğunu varsayıyor. Anlaşılan bu kurumların bu rüyanın gerçekleşmesi yönünde gerekli dönüşümleri yapmaya yetkin kurumlar olduğuna inanıyor. Gerçekteyse bunlar demokratiklikten uzak kurumlar. Bu şaşırtıcı değil. Temsilin gerçekleşebileceği tek oluşum (Avrupa Parlamentosu) ikincil rolde. Bu da beklenmedik bir durum değil. Bugün yaşanılanlar şu anda Avro bölgesini buyruğu altına alan Avrupa kurumlarını kontrol altında tutan mali sermayenin teşvik ettiği bir tasarının, neoliberalizmin izlenmesidir.
Bu buyruk altına alma örneğini AB bünyesinde en güçlü kurum olan Avrupa Merkez Bankası’nın Başkanı Sayın Draghi’nin eyleminde görüyoruz. Draghi, İspanya başbakanını arar ve ona refah devletinin ortadan kaldırılması dahil yapmak zorunda olduğu şeyleri söyler. Sayın Rajoy da onun buyruklarını hayata geçirir. İspanya’da demokrasiye geçildiğinden bu yana refah devletine karşı böylesi bir saldırıyla karşı karşıya kalınmamıştı.
Diğer bir konu “Döviz”. Yani döviz organizasyonunu kimin yapacağı. Almanya, Bundesbank’ın muazzam bir güce sahip olduğu bir devleti temsil etmektedir. Kuşkusuz bu kurum bu sözde demokratik projenin biçimlendirilmesinde önemli role sahip olacaktır.

HALKI HESABA KATMAMAK…

Bu noktada Habermas’a bir diğer eleştirim; onun bu gelişmelerde Avro bölgesi halklarının pek bir etkisinin olmadığından habersiz olması. Bugün Avro bölgesi ülkeleri ateş altında. Her geçen gün sokaklara çıkan insan sayısı artıyor. AB ülkelerinde muazzam bir çalkalanma yaşanıyor. Halkın bu enerjisi işi nereye götürür onun bilmiyoruz. Ama şurası açık ki Avrupa Komisyonu’ndan Avrupa Konseyi ve Avrupa Merkez Bankası’na kadar mevcut tüm bu kurumlar sorunun parçaları olup çözümde kullanılabilecek araçlar değildir. Yeni bir Avrupa, yukarıya demokratik bir şekilde inşa edilen ve işleyen yeni kurumlarla olanaklıdır. “İçinde halkın olmadığı hükümet halk hükümeti olamaz.” Yeni bir Avrupa, AB ülkeleri halklarınca kurulup yönetilmedikçe halkın hizmetinde olmayacaktır. Bu anlamda da AB’ye, barışa ve demokrasiyle katkılarından dolayı Nobel Barış Ödülü verilmesi bir komedidir. Bu gülünç ödül, bu tür ödüllerin politik amaçlarla kullanılıyor olmasının örneğidir. Ufak bir nesnelliğe sahip bir kişi bile AB’nin halkın sırtından vücut bulduğunu farkedebilir. Habermas, bu kurumların adil, demokratik bir Avrupa yaratmanın temelini oluşturduğunu sanmakla büyük bir yanılgıda.

Vicenç Navarro

http://www.vnavarro.org/
Ispanyolcadan çeviren: Hilal Ünlü